YUHistan

Hoşgeldiniz, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Toplam Mesajınız: 4


 

AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Cem karaca ile röportaj

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3646
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Cem karaca ile röportaj   Perş. Tem. 10 2008, 10:18

etpano bu kez Cem Karaca’nın bir zamanlar yazlık köşk şimdi ise denize nazır bir apartman dairesi olan nostalji ve antika kokan Bakırköy’deki evindeydi.
-Hayat felsefeniz hep müzüik felsefesiyle atbaşı gitti.Hiç atların birbirini geçtiği oldu mu ?
-Şimdi atlardan kastınız benim hayat felsefem ve düşündüklerim ve müziğime yansıttıklarım ise ben devrişin fikri de odur mantığından kopmamaya çalıştım.Bu basit bir aşk şarkısı da olsa böyle oldu. Siyasal içerikli bir şarkı da olsa böyle oldu. Bir de ülkemle olan bağlantılarım çok kuvvetli olduğu için bunları da o şekilde vermeye gayret ettim:birbirleriyle yarıştılar tabii.
-Babanız size Türkiye’de müzisiyenliğin zor bir meslek olduğunu anck ucuz işler yapıldığında belli yerlere gelinebileceğini söylemişti.Yanıldı mı ?
Yanılmadı.Bu hala da doğru.Bugün eğlendirici vasıfla sahneye çıkan arkadaşlarımız var.Entertainer’dır bunlar.Kimse bunlara artist demez.Sanatçı demez ama bizde maalesef entertainer’lar sanatçı kavramındadırlar.Özel hayatlarındaki iniş çıkışları flörtleri,evlenmeleri rezalatleri ve çakmaktan daha fazla kullandıkları silahları ile sanatçı olan insanlar var burada.Suç halkın değil.Medyamızı sanık sandalyesine koymak gerekiyor.Birbirlerine benzeyen bu sanatçılar birbirlerine benzeyen programlarda saglıksız bir yarışma ortamı oluşturuyorlar.Dinlediğiniz şarkı yirmibeşinci saniyesinden sonra size bir tokat gibi çarpmıyorsa,tüyleriniz diken diken etmiyorsa o şarkıda iş yoktur.Bu resim için de ,roman için de sinema için de böyledir.

-Önemli olan şimdi kimlerin dinlendiği değil otuz sene sonra kimlerin isimlerinin anılacağı’diyerek zamanın sanatın mihenk taşı olduğunu vurguluyorsunuz.Halkın beğenisi dışında bir sanatçı eserlerinin kaç ayar olduğunu nasıl belirleyebilir. ?
Medyanın önemli bir konumu var.Ben yıllardı şarkı söylüyorum.1967 yılında ilk plağımı yaptım.67’den 2002’ye geldik.İşte özellikle politik şarkılar söylediğim yıllarda politik motivasyonların getirdiği aşırı bir ünlülük durumum vardı.Ama o dönem yurtdışına gittim,döndüm. Döndükten sonra banamedyanın bir ilgisi oldu.Yurtdışından gelenlerin ilki olduğum için bütün gözler benim üzerimdeydi.Ardından ben ağzımla bir kuş tutsam bir diyaloğ sağlayamadım medya ile.Ama Ağır Roman diye bir olay gerçekleşti.1965 senesinde söylediğim şarkıyı yeniden söyledim.Onun peşinden bir süre televizyon programı önerisi, toplantı ve konser teklifleri geldi. Oysa ki Cem Karaca ‘Resimdeki Gözyaşları’nı söylediği için Cem Karaca olmadı. Cem Karaca zaten vardı. Beni oluşturan sosyal çevre ve sanatçı ailem belliydi. Ben her zaman kalıcı işler yapmaya çalıştım. Otuz sene sonra Türkiye’nin belli bir kısmı yine beni izliyor,dinliyor. Otuz senelik sanat hayatımda benim bir konsere limuzinle gittiğim görülmedi. Korumamda olmadı. Evlendim,boşandım sevdim sevildim; bunlarla haber olmadık şarkılarımızla olduk. Onun için zamanın çok önemli olduğunu söyledim. ‘Zaman baba hazretleri derim’ben ona. Geçen bir gazetede okudum son yirmi yılın en beğenilen şarkıları arasında benim iki şarkım var. işte Erkin Koray’ın Timur Selçuk’un bir şarkısını görüyoruz. Benim şarkımı Fikret Kızılok’un şarkısını görüyorsunuz. Bu da insanın işine gösterdiği özenden kaynaklanıyor.
- ‘Rock’un Roll Amerikan gençliğinin tepkisini boşaltması için oluşturuluyor. Yoksa daha büyük patlamalar olabilirdi.’demiştiniz. Ülkemiz gençliği tepkisini arabaeks müzikle mi boşaltıyor?
-Birinci kuşak kuşak arabeksçilerde siyasal ve örgütsel isyandan ziyade lümpen karakteristik taşıyan bir başkaldırı ve isyan vardı. ‘Hör Görme Garibi’ ‘Bir Teselli Ver’ türünden. Oysa başlangıçta Rock’ta değil isyan en ufak bir eleştiri dozu bile yoktu. Country folk diye bir tür vardı Amerikada. Bu yaklaşım daha ziyade onlarda görülüyordu. Bir de ABD’de protest dediğimiz bir kol var. Jonh Boez’de gördüğümüz müzik türü bu işte.ikinci dünya harbi bittikten sonraki yılar;savaş kahramanları göhüslerinde madalyalar ile dönmüşler,fakat bunlar eski işlerini bulamamışlardı. Bundan dolayı gençlik kaynıyor işsizlik toplumsal bir patlamayı beraberinde getiriyordu. Bu zamanlarda tam bir ABD rüyası yaşandı: Elvis Presley. Elvis bir gün otostop yapan birini kamyonuna alıyor ve arabasına binen kimsede bir plak prodüktörü oluyor. Tam bir Pamuk Prenses hikayesi. Ve Elvis Presley ortaya çıkıyor. ‘Sallan yuvarlan’adı altında toplumun gazı alınıyor.Sonra Rock’n Roll ‘un roll’u bir kenara bırakılıyor ve rock olarak kalıp bir bumerang gibi geri dönüyor.Bir morfin gibi toplumun olası bir patlamasına karşı sermayenin elinde popülize edilip pazarlanıyor. Popülize olmamış Rock, içi boşalmamış rock dediğimizde benim aklıma bir Rolling Stones, Eric Clapton , Pink Floyd geliyor. Yeni rock grupları ise hafifi şeytanımsı işlere sevk ediliyor. Sonra seks rock adında bir akım çıkıyor. Oysaki rock müziği 1968 deki büyük öğrenci hareketinin ABD’de wollstoplarla Fransa da Deguel’u devirecek güçte olmuşlardı. Yani Çiçek Çocuklarının felsefesinin –dostluk arkadaşlık barışsever bir olayın- müzik boyutudur. Sonraları ise rock bazılarının elinde yılanları boğmak ve civcivleri ezmek gibi vahşi şovlara dönüşüyor.
- Köyden kente bir geçiş oldu oradaki insanların tepkisini elektiriğini Orhan Gencebay mı aldı sizce?
Tabii bu insanlar köyden kente geçtiklerinde zor dönemler yaşadılar. İstanbul önceleri Bizans karakteri taşıyan bir şehir idi. Bu insanlar yargılandılar ve dışlandılar.ufak işler yapan ,bekar odalarında kalan insanlara hitap eden müzik arabeks. Bu işin piri Orhan Gencebay’dı. Orhan Gencebay’ın müziklerini sözsüz olarak dinlerseniz doğulu bir senfoninin notalarını bulabilirsiniz. Çok akıllı notalar ve müzik uyumu vardır. Ki ben bir dönem çok eleştirmiştim Orhan Gencebay’ı. Şimdi özür diliyorum ondan.çok yanlış söylemişim. Bir de bizim belirgin bir özelliğimiz var. bu hristiyan batıdan ayrıldığımız dini bir farklılık. Tevekkülü hüda mantığımız var. yani bu dünyada çektiğimiz sıkıntıların karşılığının öbür dünyada verileceği inancının ağır basması,batıya oranla daha fazla burada.

-‘Dadaloğlu’ ve ‘Namus Belası’ şarkılarınızın yalnış anlaşıldığını söylemiştiniz, biraz açar mısınız?
- Yani yalnış anlaşılması derken bu şarkıların bir yerlere oturtulmaya çalışıldığını söylüyorum. ‘Dadaloğlu’ ve ‘Namus Belası’adlı iki şarkı siyasi yelpazede sol bir çerçeveye oturtulmak istendi. O dönem ben hep sol içerikli şarkılar söylediğim için bu şarkılarda o bapda yorumlandı. Ama ben ilerki yıllarda daha duru ve daha sakin bir kafayla irdelediğimde iki şarkının da solculukla ilgisi olmadığını gördüm.
- Rock nedir?
- Rock bir isyandır. Ama Marksist Leninist bir isyan taşımaz içerisinde. Yani başkaldırıdır. Garajlarda yapılır. Büyük müzikhollerde yapılmaz rock. Dört genç bir araya gelir sorunlarını dile getirmek için çalmak isterler ve çalarlar. Bana göre rock müzik dalı olarak algılanmamalı. Rock bir düşünüş dünyayı algılayış ve yorumlayıştır. Onun edebiyatı sinaması ve tiyatrosuda vardır. Birde rockun uyuşturucuyla olan ilgisi var. şimdi kafa esrardan bulanmışsa siz doğru bakamazsınız. Bu alkol içinde geçerlidir. Ve bunun sanatın itici motoru haline gelmesi çok kötü.mesela bir sürü meslektaşımız sahneye çıkmadan önce üç kadeh almakla rahatlayacaklarını düşünürler. Aslında sanatçının kendisini en rahat hissedeceği yer zaten sahnedir. Olacak iş mi bu?

- ‘Bu Son Olsun’ şarkınız hiç unutulmadı en son ne zaman bu son olsun dediniz?

- Mesela her gece şu sigaraya son olsun diyorum ama bir türlü bırakamıyorum. Yani bu son olsun çok iddialı bir laf. Biraz mucizevi bir söz.

-Sizce sanat halk içindir ve sanatın halka ait olabilmesi için belli bir mükemmelliğe ulaşması gerekir. Yaptığınız çalışmalar içinde mükemmele en yakın olarak hangilerini görüyorsunuz?

-Hiçbirini. Çünkü bir sanatçı yaptığım şeyler güzel dediği anda her şey bitmiştir. Sazını duvara asar ve ben geleceğim noktaya geldim der. İşini bırakır. Ben sonu olmayan bir iş olduğu için kendimi daima aşmaya çalıştım.
Sanat halk için değildir. Sanat sanat içindir. Niçin sanat sanat içindir. Sanatın sanat için olabilmesi gerekir ki sanat halk için olsun. Çünkü burada sanat halk için derken halk övülüyor. Bu kadar övülecek öğenin karşısına sıradan bir sanat ile çıkar iseniz sanatı ve halkı hor görürüsünüz demektir.

-Müzik hayatınız TRT denetimi ile uğraşmak ile geçti. Sizin intikamınızı özel televizyonlar mı aldı.

-İntikamımı mı alıyorlar yoksa daha mı karmaşık hale getiriyorlar orası biraz su götürü. Şimdi bir kere TRT 1983’ten sonra rahmetli Özal ile bereber kendi içersinde ki denetim mekanizmasını epey gevşetti.Estetik ve müzik kurallarına dikkat ederken öküz altında buzağı aramaktan vazgeçti. Eskiden siz şarkılarınızda ‘Aydınlık’ kelimesini kullanamazdınız ‘Şafak’ diyemezdiniz. Diğer yandan müzikal ilerlemeyi engelleyici bir tavrı olmuştur TRT’nin biz doğu sazları ile batı sazlarını bir araya getirerek bir sentez oluşturmaya çalışmıştık. Çok sesli ve buralı bir müzik yapma gayreti içersindeydik. Ama TRT’nin denetim kurallarına göre batı müziği parçalarının içine Türk sazları sokamazdınız. TRT devlet kurumu ise, devletin bize bakışı bu ise bizde devlet ile karşı karşıya kalırız dedik. Ben ve benim gibi birçok arkadaşımın siyasal platformda daha sola kaymasının en büyük etkenlerinden biridir bu.

-Peki Sizce TRT’nin bu gevşek tutumu özel televizyonlarla olan rekabetinden dolayı mı ?
Bence TRT hala devlet kurumu olmanın getirdiği rehavet içersinde TRT çok mükemmel programlar yapıyor. Ama hala haberlerde resmi gazete bültenlerinden kurtulamadılar. Başbakan hapşurdu haber... Diğer televizyonlarda hüsniye hanım haber yaptı haber .... bunun bir ortası yokmu kardeşim.?

-79 yılında gittiğiniz Almanya’da 87 yılında döndünüz.Gittiğiniz gün Havalanında aklınızdan geçenlerle döndüğünüz gün havalanında benzesiyormuydu.
-79 senesinde uçak havalanından ayrılıncaya kadar içim pır pır ediyordu.Şimdi gelirler götürüler diye.Çünkü ‘1 Mayıs’ şarkısından dolayı hakkımda bir dava açılmıştı .Dönüş çok daha farklı idi. İçimde bayağı bir heyecan vardı. Ne olacağını bilmiyorduk. Uçağın çamından bakıyordum. Marmara denizini görünce gözlerim doldu. Bir de pistte polis arabaları filan bekliyordu. Ama bana kimse birşey demedi.
- Almanya’da rahmetli Özal ile başbaşa görüştükten sonra hakkınızda bazı spekülasyonlar yapılmıştı.
Tabii görüşeceğim.Ben Türkiye’ye gelmek istiyorum.Gorbaçov ile mi görüseçektim yani Rusya ‘ya gitmeyecektim ben Türkiye’ye gidecektim.

-Bu olaydan sonra sizi 79’da ugurlayan ve kuçaklayan insanlar size sırt çevirip döneklikle suçladı ....
Evet hatta şunu bile dediler....Ben bekleyecekmişim. Sosyal halkçı parti ikdidara gelince gelecekmişim.Niye gelmişim ?Sanki onlar orada kaldılar, Özlemi onlar çekti. Ateş düştüğü yeri yakar.
-Geçmişte soayalisttiniz.Sonra yurtdışındayken Özal ile karşılaştınız.Bundan sonra sizde bazı değişimler gözlendi. Bunu Türkiye’ye dönüşte daha açık ifade ettiniz.Şimdi de görüşlerinizi bütünüyle ifade etdiğiniz halde CHP’ye üyesiniz. Sizi siyasetten koparamayan nedir.?

Bir kere ülkeme karşı sorumluluk bilinci. Ülkemin hak etmediği bir yerde olduğunz inanıyorum. Vakti zamanında Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuş, mükemmel ve mukaddes hedeflerin maalesef taammüden çarpıtılıp bambaşka hedefler haline getirildiklerini biliyoruz. Belki bugün Mustafa Kemal mezarından kalksa –Ben size böyle şeyler önermedim – diyecektir. Sistemin bir sürü sakatlığını hep Mustafa Kemal’in arkasına kaçarak saklamaya çalıştığını gördüğüm için ilk parti olarak CHP’yi seçtim.Ben sıcak politikanın içinde değilim.Seçimden seçime oy veriyorum.Hatta son yerel seçimlerde ANAP adayına oy verdim. Diğer CHP’lilerde benim gibi yaptılar. Bu sözlerimden dolayıda beni CHP’den atabilirler. Ben CHP’nin doğru dürüst kadrolarla ve yurtsever bir yaklaşımla iktidar olmasını isterim.

-Bu sözlerinizle CHP içersinde tepki alabilirsiniz...
Canım bana zaten iyi gözle baktıkları söylenemez. Politikada daha aftif görevler almayışımın sebepleride budur. Parti içinde alınan dayatma kararlarıdır. Şimdi ben iktidar partisine mensubum diyelim. Ama iktidar yanlış bir şey yaptıysa ve grup kararı alınıyorsa ben iktidarın yanlışına evet diye parmak kaldırayım. Peki. Gelecek seçimlerde Bakırköyden Aday olmayı düşünüyormusunuz.
Hayır olamam çünkü ben yaşamıma düşükünüm;uykuma , müziğime ,eşime düşkünüm. Haldır haldır -Sayın başkanım- diyerek peşlerinde koşmak bana göre değil.

-Kendinizi’Yenileyemediğiniz taktirde tükenirsiniz.Bunu için okumak ve kültürel etkinlikler takip etmek zorundasınız,’ Demiştiniz. Okumaktan ve kültürel ortamdan uzak büyük bir sanatçı guruhu var neden tükenmiyorlar?

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3646
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Cem karaca ile röportaj   Perş. Tem. 10 2008, 10:18

Onlar medyanın gazı ile gidenler zaten. Bir şey üretmiyorlar ki tükensinler. Ben şunu söyleyeyim. Yıllar önce Sevgili Uğur Dikmen ile Londra daydık Stenli Kubrick 2001 adlı bir filmine gitmiştik. Filmden sonra ‘ tamirci çırağını yazdım’ Şimdi ne alakası var tamirci çırağı ile bu filmin ? Bu muhteşem sanat eseri ile karşı karşıya kalan bir sanatçı kafasındaki eserleri şıp diye müziğe dökebiliyor.

-İnsanların ‘elini öpebilmek için onlardan güzel şeyler ögrenmek lazım demiştiniz.’ Şimdi Eli öpülenler güzel şeyler öğretiyorlar mı ?

Nurani insanların eli öpülür. Şimdi hangimiz tereddüt ederiz. İsmet Paşa kalkıp da içeri girse elini öpmeyecekmiydik ?Ama bir politikacıdır, Başbakandır, Bakandır, onun elini öpmeyi düşünmem.

-Resimdeki gözyaşları Yıllar sonra ağır Roman ile yeniden akmaya başladı neler hissediyorsunuz. Neler hissediyorsunuz?

Tekrar medyanın ilgi odagı olmak güzel buradaki müzik değerlendirmeside Ağır Roman için yapılmıştı.Birde tabii ki resimdeki gözyaşlarını Çingene ve balkan motifleri taşıması ile sözel olarak bağlantısını kurmak zor. Resimdeki gözyaşları daha kentli ve 68 gençlerinin havasını yansıtıyor.

-‘Bana müziğinle filminle umut ışığından bahsetmen lazım. Ben kararmışsam haytın bana dayttığı ,sosyal ekonomik,siyasal,anti demokratik şartlar içindeysem ve sen bunlara bir alternatif olduğun iddiasındaysanbana bir umut ışığı olmaz lazım. Benim içimi bir daha karartırsan olmaz ki...’diye İslami kesimin müzik tarzını eleştirdiniz. Sizce umut ışığı nasıl yakılır?

Şimdi İslami kesimim müzik anlayışından bahsedebilmek için ilahilerden söz etmek gerekir. İlahilerde iç karartıcı bir şey yoktur. Aydınlık ve güzellik vardır. Ben Ahmet Özhan’dan ilahiler dinlemeyi çok seviyorum ama Cat Stevens’ın Yusuf İslam olarak yaptığı müziği sevdiğimi söyliyemem.berberiler gibi tef çalarak müzik yapması bana hoş gelmiyor. İsmail Dede Efendi gibi Bach’la kıyaslanan bir müzik adamı çıkarmış bir toplumuz biz. Benim İslamı müziğe bir eleştirim yok. Karamsar bir müziğe bir eleştirim var.

-Bir zamanlar konserlerinize ‘Merhaba gençler ve daim genç kalanlar!’ diye başlardınız. Daim bir gençliğin olduğu bir diyar var mı sizce?
İnsanların nüfüs kağıdı yaşı eskiyor, insanın gönül yaşıyla akıl sağlığı aynı olmalı. Dengeyi iyi kurmalı.

-Bu dengeyi nasıl kurmalı sizce?
Bir insan kafasının içini açacak bilimsel yayınların yanında gönül dünyasına seslenecek manevi dünyasını besleyek yayınlar da okumalıdır. Maddenin arkasındaki mananın ne olduğunu araştırmalıyız. Bu çok önemli. Çünkü dünya maddeden ibaret değil. Yani ben en azından böyle olduğunu düşünüyorum. Eskiden her şeyin maddeden olduğuna inanırdım.
-‘İnsanlar fikr-i takip olurlarsa yenilenme sürecini yaşarlar. Fikr-i sabit sahibi olurlarsa bırakıldıkları yerde otlayan koyunlar olarak yaşamlarını sürdürürler.’diyorsunuz. sizce yenilenme sürecini yaşayanlar mı,yoksa bırakıldıkları yerde otlayan koyunlar mı daha çok itibar görüyorlar?

Dünyayı değiştirenler fikr-i takip olanlardır. Fikr-i sabit olanlar ise bundan beş yüz yıl öncesinin fikirlerine sahip insanlardır. Mesela Mohaç ve Kanuni dönemleri tarihimizin güzel dönemleridir. Ama sen hala Mohaç’tan Krlofça’yı Karnaycayı görürsen bu süreci inceleyip yarına nasıl gideceğini ararsan fikr-i takip sahibi olursun. Ne yazık ki günümüzde fikr-i sabitler kazançlı çıkıyor.
-Yasakçı zihniyetler hep karşısında sizi buldu. Müziğinizle hep bir şeyleri protesto ettiniz. Şu günlerde şarkılarınızla neyi prtesto etmek isterdiniz?
O kadar çok şey var ki. Türkiye’nin gündemi çok çabuk değişiyor. Eskiden senede bir iki şarkı yapıp gündemi meşgul ederdik. Bugün gazeteyi aldığızda her gün bir çürümüşlükle sakandallarla karşılaşıyorsunuz. Bir şeyi protesto etmek gerekiyorsa halkın tepkisizliğini protesto etmek isterdim. Tepkilerimizi nacak ve keserle değil kalemlerimizle ve dillerimizle vermeyi öğrenmeliyiz.
-Kalemlerini kullananlar da hapse giriyor ama?
Sistemi değiştirmeye yönelik hem sağdan hem soldan dirençlere karşı sistem kendini korumak zorundadır. Çünkü o sistemden nema alanlar var. biz sistemin bozuk yanlarını eleştirmeliyiz düzeltmeliyiz. Bu da demokratik yollarla olacaktır. Yasaları tartışmamız lazım. Ben milletvekili seçmiyorum önüme koyulan bir adamı seçiyorum. Adamlar benim yerime karar veriyor bu adamı seçeceksiniz diyor. Adam hırlı mıdır hırsız mıdır bilmeden oy veriyorum.parlemontoya giriyor üç kuruşluk kumar borcu yüzünden A partisinden B partisine geçiyor.

-Almanyada ki günlerinize dönmek istiyoruz izlinizle. Almanya’da sekiz senede neyin farkına vardınız?
Türkiye’nin içerideki gibi görünmediğini anladım. Ormanın içinde gibisin Türkiye’deyken. Sincabı ağacı görürsün mam ormanın tümünü göremezsin. Dışarıdan tümünü görüyorsun. Etrafımızın ateşle sarılı olduğunu görüyorsun. Bu ülkelerin büyük bir bölümünde 400-500 sene hakimiyet kurmuşuz. Tabii kuyruk acısı var. Batılı’nın Türkiye’ye nasıl baktığını bilmek lazım. Siyah takım elbiseli bir toplantıya biz beyaz bir elbiseyle gidiyoruz.
-Çocukluğunuzda iki ayrı din ortasında buldunuz kendinizi. Anneniz hristiyan babanız müslümandı.
Ben her zaman kendimi Türk ve müslüman olarak gördüm. Annem ve babam birbirlerine çok saygılı idiler. Babam oruç tuttuğu zaman annem çok acıkırsa gider yemeğini gizlice yerdi.

-Türkçe ezan okutulması konusunda düşünceleriniz nelerdir?
Bir kere sabah ezanının hele güzel okunduğu takdirdeki güzelliği Türkçe okunduğunda aynı huşu hissini insanlara verecek mi vermeyecek mi? Sabah ezanları bana özellikle çok dokunur. Sabaha doğru Beyoğlu’dan dönerken,kafalar hafif kıyak,orada şöyle bir ezan okunuyor ki insan bir iç hesaplaşmaya giriyor. Yani şimdi orada ‘Allhuekber’ yerine ‘Tanrı Uludur’ tercümesini koymak aynı şeyi verecek mi acaba? Bir deneme bir pilot saha yapılabilir. Hem ben ‘Tanrı’ kelimesinin ‘Allah’ kelimesinin karşılığının olmadığı kanatindeyim. ‘Tanrı’ bana çok paganist bir kavram olarak geliyor. Çok tanrılı dinleri aktarıyor. Allah ise tekdir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Cem karaca ile röportaj
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YUHistan :: Yerli sanatçılar-
Buraya geçin: