YUHistan

Hoşgeldiniz, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Toplam Mesajınız: 4


 

AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Gaziantep hakkında bilgi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:37

Gaziantep
Kısaca tanıtım
Paleolotik çağdan bu yana çeşitli kültür ve medeniyetlere ev sahipliği yapan Gaziantep, Anadolu'nun ve Dünya'nın en eski yerleşim yeridir.

6000 yıllık tarihi geçmişi ile ilimiz tarihi ve kültürel zenginlikleri, antik kentleri, mozaikleri, camileri, kiliseleri, hanları, hamamları, bedestenleri ve pek çok yeraltı ve yerüstü zenginlikleri ile tam bir metropoldür. Gaziantepli bitmez tükenmez enerjisi, azmi ve girişimciliği ile kendi sanayisini kendisi kurmuş ve örnek bir sanayi ve ticaret kenti meydana getirmiştir. Gaziantep, Güneydoğu'nun en büyük Türkiye'nin ise 6. Büyük kentidir. Güneydoğu Anadoluyu batıya bağlayan kara ve demiryollarının merkezidir ve uluslarası havaalanı ile tüm dünyaya açılmıştır. Gaziantep'in şu an 9 ilçesi 17 beldesi ve 616 köyü vardır.İlin nüfusu 1.450.000 civarındadır. Gaziantep'in rakımı ise 850 metredir.

Gaziantep adının kökeni
Gaziantep ilinin yerleştiği coğrafi alanın, ilk uygarlıkların doğup geliştiği Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, ayrıca güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu ilin tarihinin çok renkli olmasını sağlamış, dolayısıyla tarih öncesi çağlardan beri insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur. Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, Gaziantep’in önemini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamıştır.
Gaziantep tarihinin devreleri Paleolitik, Kalkolitik, Neolitik dönemler, Tunç Çağı, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Selökidler, Roma ve Bizans, İslam ve Türk devirleri olarak sıralanabilir. Bu dönemlerin izlerini günümüzde açık bir şekilde görmek mümkündür.
Gaziantep yöresinde adı bilinen ilk yerleşim merkezi, Dolike ( Doliche - Dolikhe ) şehridir. Gaziantep’in 10 km. kuzeyinde, Dülük köyü yakınlarındaki bu yerleşim yerinin adı, Bizans kaynaklarında Diba ( Daluk ) olarak geçmektedir. Dülük adının da bu sözcükten kaynaklandığı belirtilmektedir.
Şehir, Cumhuriyet öncesi yıllara kadar Ayıntap ( Ayıntab ) adıyla anıla gelmiştir. Bu adın benzerine ilk kez Haçlı Seferlerine ilişkin kroniklerde rastlanmaktadır. Urfalı Mateos ve Papaz Griro’nun, 1124 – 1155 yılları arasındaki seferlerde, Arapların Ayıntab adını verdikleri şehirden Hantap ( Hamptan ) diye söz ettiği anlatılmaktadır. Arapça “ parlak pınar ” anlamına gelen Ayıntab, Ermeni kaynaklarında Anthapt olarak geçer. Gaziantepli tarihçi Bedrüddin AYNİ’nin ifadesiyle Antep’in eski adı “Kala-i Füsus”dur. Kala-i Füsus “Yüzük Kalesi” demektir. Bedrüddin AYNİ’ye izafe edilen rivayete göre buranın kötü bir hakimi varmış. Birçok uygunsuz işler yaptıktan sonra ettiklerine pişman olmuş ve tövbe etmiştir. Adı Ayni olduğundan, halk “Ayni tövbe etti” demiştir. Bundan ötürü şehrin adı “Ayni Tövbe” Aynitap olarak kalmıştır.
Bir diğer rivayette ise; AYINTAP adını, suyunun güzelliğinden ve bolluğundan dolayı aldığı söylenmektedir. Zira, “ayın”; pınar, kaynak, suyun gözü anlamına gelmektedir. Dolayısıyla “tab”; güzel pınar ve güzel kaynak manasını ifade etmektedir. Yine ayrıca “Ayıntap” adındaki, “tab” ; güç ve takat anlamına gelmektedir. Şehre suyunun bolluğundan dolayı da bu ismin verildiği söylenmektedir.
İslam egemenliği sonrasında Ayıntab adı giderek Ayıntap’a dönüşmüştür. Fransız kuvvetlerine karşı şehrin, savunmasını bu uğurda verdiği 6317 şehide rağmen yılmadan, cesaretle sürdürmesi ve eşsiz bir direniş göstermesi nedeniyle 6 Şubat 1921 tarihinde T.B.M.M. tarafından “gazilik” unvanına layık görüldüğünden “Gaziayıntab” olmuştur. 1928 yılında ise, şehrin adı GAZİANTEP olarak değiştirilmiştir.

İlin yapısı ve konumu
Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir. Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı’dır. İki tane de imareti (aşevi) var : Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar. Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi’dir. Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IV.Murad’ın silahtarı Mustafa Paşa’ya bağışlanmıştır. Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır. Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir. Yer yer ( suk-i sultanisi ) açık artırmayla satış yerleri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır. Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir. Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır. Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar.
Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur. Kale çok sağlamdır. Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır. Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur. Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslûpla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur. Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz.
Kalenin batı kapısı, yedi katlı demirden bir kapıdır. Kapı aralıklarından çeşitli savaş araç ve gereçleri, silahlar, demir açma kafesleri, saçma topları vardır. Kale silah ve askerlerle donatılmış, baca benzeri nefesliklerle havadar bir ot GAZİANTEP Gaziantep, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en büyük, Türkiye'nin ise 6. büyük kenti olup, nüfusu, ekonomik yapısı, turizm potansiyeli ve Büyükşehir statüsü ile bir metropol şehirdir.
Güneydoğu Anadolu’yu batıya, Akdeniz ve Ortadoğu 'ya bağlayan kara ve demir yollarının merkez noktası olması, Gaziantep Havaalanı 'nın uluslararası niteliğe çıkarılmış olunması şehrimize mal, hizmet ve ziyaretçi akışını yoğunlaştırmaktadır. Gaziantep topraklarının 1/4'ü tarıma elverişli topraklardan oluşmuş olup bu toprakların bir bölümü Fırat Nehri'nin sularıyla sulanmaktadır. Gaziantep'in sulama yapılan bu topraklarında Antepfıstığı, zeytin, pamuk, üzüm, kırmızı biber ve keten gibi ekonomik değeri yüksek sanayi bitkileri ile mercimek, buğday ve arpa gibi hububat ürünleri yetiştirilmektedir.
Coğrafi yönden GAP'ın giriş kapısı, sanayisi ve ticari hacmi ile de GAP kalkınmasında temel teşkil eden Gaziantep, ekonomik yönden çevresindeki 18 ili etkisi altında tutmaktadır.
Gaziantep. Anadolu'daki insan topluluklarının kültürünü yansıtan en eski merkezlerden birisi olup tarihi M.Ö. 4000 yıllarına kadar uzanmaktadır.
Gaziantep; gezilip görülmeye değer tarihi, turistik ve doğal güzellikleri, Kurtuluş Savaşı ve Antep Savunması hatıraları, yaylaları, ovaları, ören yerleri, leziz yemekleri, eşsiz el sanatları, camileri, türbeleri, medreseleri, Antep evleri, hanları, hamamları, kastelieri, kiliseleri, adını verdiği baklavası ve fıstığı, sanayisi, insanlarının kendine has çalışkanlığı ve sıcaklığı ile geçmişin ve geleceğin bir arada yaşandığı Gaziler şehridir.

Cografi konum
Coğrafi konum olarak Gaziantep ili, Akdeniz ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin birleştiği noktada yer alır. Suriye'ye komşu bir sınır ili olan Gaziantep'in büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin batı kesiminde, bir bölümü de Akdeniz bölgesinin doğusunda yer alır. Gaziantep; doğuda Şanlıurfa'nın Birecik ve Halfeti, Kuzeydoğu'dan Adıyaman'ın Besni, kuzeyden Kahramanmaraş'ın Pazarcık, batıdan ise Osmaniye'nin Bahçe ve güneybatısı Hatay'ın Hassa ilçeleri, güneyi ise Kilis il sınırlarıyla çevrilidir.
Gaziantep toprakları 38°- 28' ve 38°- 01l' doğu boylamlarıyla, 36°- 38' ve 37°- 32' kuzey enlemleri arasındadır. Gaziantep'in yüz ölçümü ise 6216 km2'lik alanıyla Türkiye topraklarının yaklaşık %1'ini kaplar. İI merkezinin denizden yüksekliği 850 metre olmakla birlikte, 250 ile 1250 metre rakımları arasındadır. Yüzey alanının yaklaşık % 52'sini dağlar, % 27'sini ise ovalar kaplamaktadır.
İI sınırları içersine kuzeyden giren dağlar, Araban ovasının batısından il merkezinin batısına uzanır. Güneydoğu Torosların uzantıları olan bu dağlar oldukça düzgün sıralar oluşturur. Bölgenin batısını kuşatan dağlar ise sistemli bir sıra oluşturur ve Gaziantep ilini Hatay-Kahramanmaraş çukurluğundan ayırır. Gaziantep'te sıradağ olarak Güneydoğu Torosların uzantıları olan Sof dağları vardır. Sof dağlarının güneyinde ise Gaziantep Yaylası uzanır. Dülükbaba dağları il merkezinin kuzeybatısında bulunmaktadır, Dülükbaba dağlarının en yüksek tepesi 1250 metre yüksekliktedir. Sof dağlarının Hatay yönündeki uzantıları olan Gani Baba ve Sarıka5ıa dağları ise yaklaşık 1100 metre 5ıüksekliktedir. Gani Baba ve Sarıkaya dağlarının batı tarafında İslahiye ovası, doğusunda ise İslahiye platosu bulunmaktadır. En yüksek noktası 1050 metre olan Sam dağları Sof Dağları ile Dülükbaba dağları arasında bulunmaktadır. Barak (Doğanpınar), Araban, Yavuzeli ve Oğuzeli ovaları da başlıca önemli ovalarıdır. Fırat, Nizip çayı, Afrin çayı, Merziman çayı ve Alleben deresi de başlıca akarsularıdır.

Ulaşım
Gaziantep İli, kara, hava ve demiryolu ulaşım imkanları ile önemli bir geçit noktasındadır. Kara ulaşımında güneyden ve Akdeniz'den doğuya ve kuzeye giden yolların kavşağında bulunuşu, ilin ekonomik gelişmesinde en temel unsur olarak yer almaktadır.
Gaziantep demiryolu, Adana-Malatva demir yolunun Narlı istasyonunu Halep-Bağdat demir yolu, Kargamış, Cerablus istasyonuna bağlar, Ayrıca Fevzipaşa'dan geçen Halep expresi de Gaziantep'in İslahiye ilçesi sınır kapısından Suriye topraklarına girer.
Gaziantep, Karayolu bağlantısı ile, Osmaniye üzerinden Adana'ya ve Mersin'e, Birecik köprüsü üzerinden Şanlıurfa'ya, Narlı üzerinden Kahramanmaraş'a, Fevzipaşa üzerinden Antakya'ya, Kilis üzerinden Halep'e (Suriye), Kilis'ten ayrılan bir yolla Hassa üzerinden yine Antakya'ya ve Besni üzerinden Adıyaman'a bağlanmaktadır. Bu yollarla önemli bir kavşak oluşturan Gaziantep, karavolu ulaşımı yönünden bir düğüm noktası gibidir. ...
Uluslararası Gaziantep Havaalanından ise günlük olarak tarifeli uçak seferleri yapılmaktadır. Hergün Gaziantep'ten Ankara'ya ve İstanbul'a direk olarak tarifeli seferlerle havayolu ulaşımı sağlanmaktadır. Ayrıca diğer illere de Ankara bağlantılı uçak seferleri yapılmakta olup, tarifesiz uçuşlar da alandan yararlanmaktadır. Gaziantep hava alanının yeni kimliği ne uygun olarak genişletilmesi ve standart bir yapıya kavuşturulması için çalışmalar devam etmektedir. 1995 yılında 1822 uçak seferi düzenlenmiş ve bu seferlerden 124.095 yolcu uçuş yapmıştır. GAP'ın tam olarak faaliyete geçmesiyle Gaziantep hava alanı Türkiye'nin ve özellikle bölgemizin Ortadoğu'ya açılan hava trafiğinin merkezi durumuna gelecektir.
İlde toplam 3.391 km. karayolu ağı mevcut olup, bunlardan 73 km'si otoban, 487 km'si il ve Devlet yolu, 2831 km'si köy yoludur. Asfalt köy yolu 1050 km, stabilize köy yolu 1480km. tesviye 70 km, ham 231 km'dir.
Gaziantep-Nurdağı arası ulaşıma açılan Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) otoyolunun çalışmaları devam etmektedir.
GAP’ın devreye girmesi ve otoyolun bitmesiyle, ilin bölgesel etkinliği daha da artacak ve üretilen mallar otoyolun sağladığı güven ve süratle yurdun dört bir tarafına ve uluslararası pazarlara ulaşacaktır.

Gaziantep’in İdari Bölünüşü
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin birinci ve Türkiye'nin 6. büyük kenti olan Gaziantep'in 1990 nüfus sayımına göre nüfusu 1.010.396 olup, Türkiye'de nüfusu 1.000.000'nun üzerinde olan 15 ilden, nüfus yoğunluğu l00'ün üzerinde olan 14 ilden birisidir. Gaziantep yüzölçümü yönünden iller arasında 40. sırada, nüfus çokluğu bakımından 13. sırada, şehir merkezleri nüfus büyüklüğü yönünden ise 6. sırada yer almaktadır. Nüfus yoğunluğu, merkez ilçeler Şahinbey ve Şehitkamil'de 300'ü aşmaktadır.
Gaziantep ilinin Şahinbey ve Şehitkamil merkez olmak üzere, Araban, İslahive. Nizip, Karkamış, Oğuzeli, Yavuzeli ve Nurdağı çevre ilçeleriyle 9 ilçesi, 17 beldesi ve 616 köyü vardır.
1927 yılı nüfus sayımında 214.499 olan il nüfusu geçen 69 yıl içerisinde %534 oranında artış göstermiştir. Bu artış oranı aynı dönem için Türkiye genelinde % 317 olmuştur. Gaziantep uzun yıllar dikkate alındığında Türkiye nüfus artış hızının çok üzerinde bir nüfus artışı göstermiştir.

Evliya Çelebi'nin gözüyle
Ayıntab şehri tümüyle 32 mahalledir. Toprak ve kireç örtülü bayındır, bakımlı, yüksek saraysı evleri vardır. Tümüyle yüz kırk mihraplı; yoğun cemaate sahip, Arasat Meydanındaki Boyacıoğlu Camii ve çarşı içindeki Tahtalı Cami, sanatlı, ferah büyük kubbeli ve görkemli yapılardır. Ayıntab’ta 300’ü aşkın sarayın özel hamamı vardır. Tümüyle 3900 dükkanlı büyük bir çarşıya, açık artırmayla satış yapan pazarlara sahiptir. İki bedesteni, çarşısı ve saraçhanesi üstleri örtülü kagir, sağlam, sıradüzeni içinde süslü dükkanlardır. Tamamı tamamına 70 çeşmesi var. Fakat onlara hiç de gereksinme duyulmaz. Her eve hayat ırmağı denginde sular akmaktadır. Her ev, bağı, bahçesi, fıskiyeli havuzları, cennet ırmağı suları ile çeşit çeşit servi, çınar, söğüt, kavak ve diğer meyve ağaçları ile donatılmış irem bağını andırır. Bağları, bostanları, gül bahçeleri geniş örgüden kafese alınmış çok verimli olmakla Ayıntab ucuz ve şirin bir şehirdir. 1648’de gördüğümüz şehir bu kez nice mahalle, han, cami ve dükkan kazanarak büyük bir gelişme göstermiş, Tanrıya şükürler olsun ki bu gelişmesini sürdürmektedir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:38

Belkıs/Zeugma Antik Kenti, Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olar Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır.



Büyük İskender'in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat'ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.'da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle " Zeugma" adını alır. Roma İmparatorluğu'nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu'nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma'da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma'yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır'daki İskenderiye'den ( Aleksandreia) 'dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) 'dan ise birkaç kat büyüklükteydi.



Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma'dan bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma'da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke'nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı , diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.



Dülük



Gaziantep kent merkezinin 10 km. kuzeyinde bugünkü Dülük köyünde tarihi İpek Yolu'nun üzerinde bulunan bu antik kentte bulunan Şarklı Mağarada M.Ö. 6 bin yıllarında insanların yaşadığına dair taştan yapılmış aletler bulunmuştur.Tarihte Doliche olarak bilinen kent Hitit'lerin baş tanrısı Teşup'un din merkezi olmuştur. Dülük köyünün içinde ve çevresinde bir çok kaya mezarları ve kaya kiliseleri ziyarete açılmıştır.



Karkamış Harabeleri



Karkamış harabeleri bir kısmı Suriye sınırında bulunan Karkamış ilçesinin güneyine düşen geçmişi Neolitik dönemlere dayanan yerleşim merkezi olduğu belirlenmiştir.Gılgamış Destanı, Geç Hitit döneminde Karkamış şehrinin ortostatlarında tasvir edilmiştir. Buradan elde edilen eserler günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.



Kaleler



Gaziantep Kalesi



Gaziantep Kalesi, Türkiye'de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir.Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı, zaman içerisinde genişletildiği ve bugünkü biçimini Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyılda aldığı yolunda bilgiler vardır. Kalenin üzerinde hamam kalıntıları, sarnıçlar, mescit ve çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır.



Rumkale



Bu tarihi yapının önceleri adı Hromgla iken bozularak Rumkale denilmiştir. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri yerleşildiği, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.O. 855'de zapt edildiği bildirilen "Şitamrat" olduğu, fakat esaslı olarak M.Ö. 9. yüzyıl sonlarında Geç Hitit döneminde tahkim edildiği zannedilmektedir.



Fırat ve Merzimeri in kıyılarından itibaren yükselen eteklerde bir dış sur ve kompleks odalardan oluşan bir geçidi ile içeri girilmektedir. Sur bedeninin inşasında bazı kesimlerde kayalık yapının dik uçurumlar gösteren topografyasından azami ölçüde yararlanılmıştır. Halen mevcut taş yapılarda, en eski dönem olarak Geç Helenistik izler ile Roma dönemi mimarisi algılanmaktadır. Ayaktaki mimari kalıntılar ise, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır..



Bunların en ilginci, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı giden ve Fırat sevivesinin altına kadar inerek su ihtiyacını karşılayan sistemdir. 11. yüzyılda Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla�nın önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hâvarilerden Yohannes'in, burada bir süre inzivaya çekilerek İncil'in müsveddelerini kopya ettiği ve sakladığı, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut'a kaçırıldığı söylenmektedir.



Ortaçağ'da Ermenilerin "Hromkla, Süryanilerin ise Kala-Rhomata ismiyle andıkları kale-kent, XII. yy sonlarında Memlukların eline geçmiş ve Kal-at el Müslimin adı verilmiştir. Merc-i Dabık savaşından sonra Osmanlılar'ın eline geçen Rumkale, Halep Eyaletinin Birecik Sancağına bağlı bir kaza haline getirilmiştir.



Rumkale'de halen Türk-İslam dönemine ait bazı yapılar ile harap vaziyette bir de Mescit bulunmaktadır. İlk yapımından itibaren Fırat boyunun güvenliği için kullanıldığına şüphe olmayan kalede sivil ögelerden çok askeri karakterler hissedilmektedir.



Samsat ile Rumkale arasındaki Fırat Vadisi, ilk kullanımının prehistorik dönemde olduğu şüphe götürmeyen mağaralarla doludur. Zaman zaman bir koridor izlenimi veren dik yamaçlarda halen de görülebilen mağaralar ise, Roma döneminde mezar odaları olarak kayaya oyulmuş olan mekanlardır. Bunların birçoğu daha sonradan, özellikle de Haçlı seferleri sırasında Fırat boylarının korunması için araları açılıp geçitlerle yatay ve merdivenlerle dikey olarak birleştirilip savunma mekanları haline getirilmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:38

GAZİANTEP
Antep'e Genel Bakış
Dünyanın En yaşlı Kenti İsmine layık bu Gazi şehir aynı zamanda dünyanın ilk kurulan en eski kentidir. Gaziantep’in 5600 yıl önce kurulduğu bilim adamlarınca araştırılıp, tespit edilmiştir. Şehrin Stratejik Durumu
Antik ulaşım yollarının, stratejik bazı konumların birleştiği, savunmaya ve saldırıya elverişli, antik ticaret yollarının kesiştiği bir kavşakta bulunması ona tarihin bütün safhalarında bir çok medeniyetin göz dikmesine sebep olmuştur.( Bu yollar Kahramanmaraş’tan Sakçagözü’ne giden,Urfa, Kalkamış, Dülük, İslahiye, Kilis ve Halep bağlantılı ticaret yollarıdır.) Kentin jeolojik Durumu
Kommagene sınırları içerisinde kalan Toros Dağları’nda antik dönemde kullanıldığı bilinen bazı maden yatakları vardır. Bu maden yataklarının varlığı bu günkü jeolojik araştırmalarla doğrulanmakta dır. Bu yörede demir madenlerinin işletildiği ve dönem tekniği ile çelik elde edildiğini kitabelerden öğrenmekteyiz. Kutsal Bir Şehir Oluşu
Hitit döneminden itibaren Gaziantep önemli bir dini merkez olmuştur. Hitit baş tanrısı Teşup’un kutsal şehri olarak bilinen Dolichenos (Gaziantep) aynı özelliğini Grek, Roma döneminde de korumuştur.
TARİHİ
Gaziantep 'in Mezopotomya ve akdeniz arasında bulunuşu güneyden ve Akdenizden doğuya,kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu uygarlık tarihine ve bugüne yön vermiştir. Yapılan araştırmalara göre Gaziantep dünyanın en eski yerleşim yeridir. Bu araştırmaların kaynağı Gaziantep'in merkezine 12 km. uzaklıkta bulunan Dülük köyüdür. Bu yerleşim biriminin 6000 yıllık geçmişinin olduğu anlaşılmıştır.
Gaziantep'in tarihi devirleri Kalkolitik,Paleolitik,Neolitik dönemler, Tunç çağı,Hitit Med,Asur, Pers,İskender,Selefkoslar,Roma ve Bizans,İslam-Arap ve İslam-Türk olarak sıralanabilir. İslamiyet'in buralardan Anadolu'ya yayılmış olması ve Hz. Muhammed'in Peygamberlik mührünü görüp öpen ve O'nun ilk vahiy katiplerinden olan Hz. Ökkeşiye'nin türbesinin Gaziantep'te bulunması ayrı bir öneme sahiptir. İslam orduları Hz. Ömer zamanında Gaziantep ve Hatayı Bizanslılardan aldıktan sonra yöre halkı İslam dinini kabul etmiştir.(639). Daha sonra çeşitli devletlerin denetimine geçen kent 1516 Mercidabık savaşı ile Osmanlının eline geçmiştir. 1.Dünya Savaşı sonunda,Gaziantep önce İngilizler sonra da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir.Daha sonra ise dünyayı hayran bırakan eşsiz müdafaası ile düşman işgalinden kurtularak tarihte kendine beyaz bir sayfa açmıştır.
TURİZMİ Antep Kalesi Sakçagözü Yesemek Gaziantep kalesi Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzellerinden biridir. Gerek ihtişamı ve heybetiyle, gerekse de bir sır gibi gizlediği tarihiyle şehir merkezinde bulunmaktadır. Kalenin ne zaman ve kimler tarafında inşa edildiği bilinmemekle beraber, Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı ve zaman içerisinde genişletildiği anlaşılmaktadır. Bugünkü biçimini ise Bizans İmparatoru Justimyanus (MS. VI.YY.) döneminde almıştır. Gaziantep-Adana karayolunun 50. km. sinde bulunan alan Hitit döneminin önemli merkezlerinden biridir. İlk kazılar 1907 yılında başlamış ve Hitit'lere ait eserler,süslü kabartmalar ve heykelcikler bulunmuştur. İslahiye ilçesine 24 km. uzaklıktadır ve dünyanın ilk Açıkhava Heykel atölyesi olarak bilinir. İlk defa 1890 yılında ortaya çıkarılan yesemekte şu an yaklaşık 300 tane yontu ve heykel taslağı bulunmaktadır. Rumkale (HORMGLA) Zincirli Höyük Tilmen Höyük Rumkale (Hormgla), Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba köyünde, Fırat nehri ve Merzina çayının birleştiği Fırat’ın batı sahilinde yüksek ve sarp kayalarla örtülü müstahkem bir tepe üzerindedir. Rumkale’nin kesin tarihi bilinmemekle beraber çok eski tarihlerden beri Fırat boyuna hakim olmasıyla stratejik bir kale özelliğine sahiptir. İslahiye'ye bağlı Zincirli köyündedir.Yapılan çalışmalarla burada Tunç çağında Roma dönemine kadar bir yerleşim yeri bulunduğu anlaşılmıştır.Dünyada benzeri olmayan daire biçimli,çift duvarlı Güçlü bir surla çevrilidir. İslahiye civarında sayıları 50 yi bulan iskan yerlerinden biridir. İlk olarak 1958 yılında tespit edilmiştir.Höyüğün boyu yaklaşık 24 metredir. Yapılan çalışmalarla M.Ö. 3000 yılının son dönemlerinde burada büyük bir şehrin olduğu ortaya çıkmıştır. </B>GAZİANTEP YEMEKLERİ
Gaziantep Mutfağı, seneler boyunca geleneklerinin ve yöresel damak lezzetinin zenginliği ile ülkemiz ve dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Gaziantep mutfağında ilk bakışta dikkati çeken en önemli husus, kullanılan malzemede gösterilen titizliktir. Yemeği oluşturan tüm malzeme büyük titizlik içerisinde seçilmekte, değişik tat ve lezzet veren baharatlar, salçalar ve karışımlar yemeklerde bol miktarda kullanılmaktadır. Gaziantep yemeklerinde, yemeğin güzelliğinde, lezzetinde malzemenin niteliği kadar yemeği pişirenin ustalığının ve el becerisinin de payı büyüktür. Gaziantep Yemeklerinin Başlıcaları Şunlardır ;
a) Köfteler: İçli köfte , Çig köfte, Ekşili köfte, Ufak köfte, malhıtalı (mercimek) köfte, yoğurtlu ufak köfte.b)
b) Kebaplar : Kuşbaşı (tike) kebap, kıyma kebabı, patlıcan kebabı, soğan kebabı, simit kebabı, ciğer (cağırtlak) kebabı vb.
c) Diğer Yemekler : Yuvarlama, lahmacun, karışık dolma, maş çorbası, beyran, şiveydiz, yaprak sarması, çağla aşı, kabaklama, börek aşı, doğrama, kaburga dolması, borani, alinazik, yoğurtlu patates, meyhane pilavı, pişi böreği v.s.
d) Tatlılar : Baklava, bülbül yuvası, künefe, burmalı kadayif, Antep fıstığı ezmesi, sarma, katmer
GAZİANTEP MÜZELERİ
Gaziantep Arkeoloji Müzesi Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi Yesemek Açık Hava Müzesi 1944 yılında Nuri Mehmet Paşa camiinde faaliyete geçen müzede, Neolotik dönemden kramik parçalar, Kalkolitik ve bronz çağa ilişkin çeşitli eşyalar figürler, mühürler, Urartu, Hitit, pers, Helenistik Roma ve Bizans dönemlerine ait çeşitli eserler sergilenmektedir. Asrın başında inşa edilen müze binası ana kaya içine oyulmuş üç kattan oluşmuştur. İkisi anayola diğeri ara sokağa açılan üç girişi vardır. Bina içerisinde ayrı bir bölümde Antep savunmasında kullanılan silahlar, savaş araçları, belgeler, kahraman ve şehitlerin fotoğrafları sergilenmektedir. Gaziantep Müze müdürlüğüne bağlı olarak faaliyet gösteren Yesemek Açık Hava Müzesi, İslahiye ilçesinin güneydoğusunda yer alır. Bu yamaç Kartepe sırtı adıyla da tanınmakta olup; Kurt Dağının güney uzantısını teşkil etmektedir. Yapılan araştırmalar bölgede Hititler zamanında işletmeye açıldığı ve yörenin yerli halkı Hurların çalıştırıldığını göstermektedir

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:38

Gaziantep Genel Bilgi


Büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, küçük bir bölümü de Akdeniz Bölgesi’nde yer alan Gaziantep İli’nin, güneyinde Suriye ile Kilis ili, doğusunda Şanlıurfa iline bağlı Birecik ve Halfeti ilçeleri, kuzeydoğusunda Adıyaman iline bağlı Besni ilçesi, kuzeyinde Kahramanmaraş ile Pazarcık ilçesi, batısında Osmaniye ili, güneybatısında Hatay ilinin Hassa ilçesi yer almaktadır. İl topraklarını Akdeniz’den ayıran Amanos Dağları, batıda Adana ile, Fırat Irmağı da doğuda Şanlıurfa ile Gaziantep arasındaki doğal sınırı oluşturmaktadır. İslahiye ilçesinin doğusundaki Sof Dağı (1.496 m.) ilin en yüksek noktasıdır. Yavuzeli’nin batısındaki Karadağ (1.081) ise diğer önemli yüksekliktir. Gaziantep Yaylasının batısı ve kuzeyi dağlıktır. Yaylanın batısında, güneyden kuzeye doğru uzanan dağlar, Hazil, Karuca, Kartal, Büyük Arapdede ve Sof Dağı isimleri ile anılmaktadırlar. Bu dağ sıralarına Batı Dağları veya Sof Dağları da denilmektedir. Sof dağlarında Kepekçi Tepesi (1.496 m.) yaylanın en yüksek tepesidir.

İslahiye Ovası, Barak Ovası, Tilbaşar (Oğuzeli) Ovası, Araban Ovası ve Yavuzeli Ovası il alanının büyük bölümünü oluşturan ovalardır.

İldeki en önemli akarsu Fırat Irmağıdır. Karasu, Araban ovasından geçip batıdan Fırat’a katılır. Sof Dağı’ndan kaynaklanan Bozatlı (Merzimen) Deresi ise Yavuzeli’nin güneyinden geçip Fırat’a karışır. İl ve Türkiye sınırlarından çıkmadan Fırat’a karışan son önemli akarsu Nizip Çayıdır. Sof Dağ’ından doğan Alleben Deresi ve İslahiye’nin kuzeyindeki Karagöl’den çıkan Karaçay ve Gaziantep platosunun güneybatısından kaynaklanan Balık Suyu diğer önemli akarsulardır. İslahiye’deki Taşkın önleme ve sulama amaçlı Tahtaköprü Barajı, verimli alüvyal topraklarla kaplı İslahiye Ovasının ortasından Karaçay geçer. Tilbaşar Ovasını Alleben - Sacır Suyu, Barak Ovasını Nizip Çayı, Yavuzeli Ovasını Bozatlı Deresi ve Araban Ovasını da Karaçay sulamaktadır. Yüzölçümü 6.216 km2 olup, toplam nüfusu 1.293.849’dur.
Gaziantep’te Akdeniz ile kara iklimleri arasında geçit teşkil eden bir iklim tipi hakimdir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve yağışlı geçer. İlin batı kesiminde ise Akdeniz iklimi görülür.

Güneydoğu Anadolu’nun ekonomik yönden en gelişmiş ili olan Gaziantep’te; tarım hayvancılık, sanayi ve turizm ön plandadır. Yetiştirilen başlıca ürünler, Antep fıstığı, zeytin, pamuk, şeker pancarı, susam, keten, üzüm, çeşitli meyveler, baklagiller ve sebzedir. Hayvancılıkta koyun, keçi, sığır ve kümes hayvanı yetiştirilir. Sanayi ve ticaret yoğundur. Elde edilen tarım, hayvansal ürünlerin çoğu yurt dışına ihraç edilmektedir. Topraklarının doğal verimliliğinden ötürü, yılda iki kez ürün alınmaktadır. Gaziantep mutfağı, ülkemizde ve tüm dünya mutfakları arasında ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Gaziantep’te sedef ve sedef kakmacılık, bakır, gümüş işçiliği, abacılık ve dokumacılık da ekonomisine büyük katkısı olan uğraşlardır. Ayrıca yöredeki Zeugma gibi antik kentler ile çok sayıda turist çekmektedir.

Gaziantep’in ilk uygarlıkların doğup geliştiği Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunması, ayrıca güneyden ve Akdeniz’den gelip doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu kentin tarih öncesi çağlardan beri önemli bir yerleşim yeri olmasını sağlamıştır. Ayrıca Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunması, Gaziantep’in önemini artırmış ve canlılığının sürekli olmasını sağlamıştır.

Gaziantep yöresinde bilinen ilk yerleşim merkezi, Dolike (Dülük) kentidir. Gaziantep’in 10 km. kuzeyinde, Dülük köyü yakınlarındaki bu yerleşim yerinin adı, Bizans kaynaklarında Diba ( Daluk ) olarak geçmektedir. Dülük adının da bu sözcükten kaynaklandığı belirtilmektedir.

Gaziantep bölgesinde M.Ö. 1800’de Hititler ile başlayan tarihi devirleri M.Ö.85O- 612 yılları arasında Asurlular, M.Ö. 612-333 yılları arasında Medler ve Persler, M.Ö.333- M.S.395 yılları arasında Helenler, M.S. 395-638 yılları arasında ise Bizanslılar dönemi olarak devam etmiştir. Bunları Beylikler ve Osmanlı dönemleri izlemiştir.

Gaziantep’te yapılan kazı çalışmaları sonucunda bu bölgede tarih Öncesi devirlere ait kültür izlerine rastlanılmıştır. Bu kazı çalışmaları ile birlikte, bölge tarihinin Alt Paleolitik dönemine kadar uzandığı ortaya çıkmıştır. Geçimlerini avcılık ve balıkçılıkla sağlayabilen dönemin insanları, araç ve gereçlerini taştan yapmışlardır. Kullanım amacına göre çeşitli biçimlerde geliştirilen bu araçların çoğu el baltalarıdır. Taşın yanı sıra bakırın da kullanılmaya başlamasıyla Kalkolitik dönemin en önemli merkezi Sakcagözü’dür. Mezopotomya’nın “ Tel Halal “ ve “ El Obeyd “ boyalı çanak çömlekleri ile karşılaşılmıştır.
Gaziantep yöresinde Kalkolitik döneme oranla çok daha ileri düzeydeki İlk Tunç Çağ kalıntı ve buluntuları, Gedikli, Tilmen Höyük, Sakçagözü, ve Zincirli’de yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Özellikle Tilmen Höyükteki kazı çalışmaları sonucu bulunan ev ve yapı kalıntıları, Tilmen Höyük’ün M.Ö. 3000’in sonlarında yoğun nüfuslu bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir. Nitekim Boğazköy’de ( Hattuşaş ) bulunan Naram Sin tabletlerinde Amanos bölgesindeki bir kraldan söz edilmektedir. “ Sedir ormanlarıyla kaplı dağların kralı İskippi “ diye tanımlanan bu kişinin, İslahiye bölgesinin kralı olduğu, Tilmen Höyüğün de bu krallığın kentlerinden biri veya başkenti olması olasıdır. Sakçagözü, Tilmen Höyük, Zincirli, Yesemek ve Karkamış’ta yapılan kazı ve araştırmalar, Gaziantep Bölgesinde M.Ö.1800-1700 yılları arasında 20 küçük krallığın oluşturduğu büyük bir devletin varlığını ortaya koymuştur. Aynı zamanda Hititler döneminde Gaziantep yöresinde önemli kültür merkezleri de oluşmuştur. Bunların en önemlileri Karkamış, Zincirli ve Sakçagözü’dür.

Hititlerden sonra yöreye egemen olan Asurlular, Kargamış’a Hatti Ülkesi ismini vermişlerdir. Ancak, yöredeki Hitit prenslikleri Kargamış’ın önderliğinde ayaklanmış ve halkı Asurlular tarafından sürülmüştür. MÖVI.yüzyılda Persler buraya egemen olmuş ve Kapadokya Satraplığına bağlanmıştır. MÖ.IV.yüzyılda İskender’in egemenliğine giren Gaziantep yöresine, Onun ölümünden sonra Seleukoslar hakim olmuştur. MÖ.II.yüzyılda Roma’nın desteği ile bağımsızlığını sürdüren yöre, kısa bir süre Kommagene Krallığı’na bağlanmış ve MS.72’de Romalılar tümü ile buraya hakim olmuş, Gaziantep’i Roma’nın Suriye eyaletine bağlamışlardır. X.yüzyılın sonlarında Bizans’ın Telukh Theması’na (Yerel Yönetim Birimi) bağlanmıştır.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Selçuklular Emir Afşin yönetiminde 1067’de akınlar yapmış ve Türkmen boyları yöreye yerleşmiştir. Yöredeki Anadolu Selçuklu yönetimi Haçlıların 1098’de Urfa Haçlı Kontluğu’nu kurmalarına kadar sürmüştür. Yöre 1150’de yeniden Selçukluların egemenliğine girmiştir. Daha sonra Halep Eyyubileri buraya hakim olmuşsa da, 1218’de bir kez daha Selçukluların eline geçmiştir. İlhanlıların Anadolu’da etkili oldukları dönemde Memlüklulara bağlanmış, 1259’da İlhamlıların eline geçmiş ve her iki devlet arasında çekişme konusu olmuştur. XIV.yüzyıl boyunca Memlüklular ile Dulkadiroğulları arasında sürekli el değiştirmiş, XV.yüzyılda da Osmanlılar bu bölge ile ilgilenmeye başlamışlardır. Yavuz Sultan Selim’in Memlük Devletini ortadan kaldırması ile 1516’da Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Osmanlı dönemi Gaziantep’ini şöyle tanımlamaktadır:
“Ayıntab şehri tümüyle 32 mahalledir. Toprak ve kireç örtülü bayındır, bakımlı, yüksek saraysı evleri vardır. Tümüyle yüz kırk mihraplı; yoğun cemaate sahip, Arasat Meydanındaki Boyacıoğlu Camii ve çarşı içindeki Tahtalı Cami, sanatlı, ferah büyük kubbeli ve görkemli yapılardır. Ayıntab’ta 300’ü aşkın sarayın özel hamamı vardır. Tümüyle 3900 dükkanlı büyük bir çarşıya, açık artırmayla satış yapan pazarlara sahiptir. İki bedesteni, çarşısı ve saraçhanesi üstleri örtülü kagir, sağlam, sıradüzeni içinde süslü dükkanlardır.
Tamamı tamamına 70 çeşmesi var. Fakat onlara hiç de gereksinme duyulmaz. Her eve hayat ırmağı denginde sular akmaktadır. Her ev, bağı, bahçesi, fıskiyeli havuzları, cennet ırmağı suları ile çeşit çeşit servi, çınar, söğüt, kavak ve diğer meyve ağaçları ile donatılmış irem bağını andırır. Bağları, bostanları, gül bahçeleri geniş örgüden kafese alınmış çok verimli olmakla Ayıntab ucuz ve şirin bir şehirdir. 1648’de gördüğümüz şehir bu kez nice mahalle, han, cami ve dükkan kazanarak büyük bir gelişme göstermiş, Tanrıya şükürler olsun ki bu gelişmesini sürdürmektedir. Şehir, yüksek bir düzlükte ve yer yer bayırlar üstünde kurulduğundan suyu ve havası da güzeldir. Bir çok hanları var ama en görkemlileri ve en ünlüleri Mustafa Paşa Hanı, Pekmez Hanı, Tuz Hanı, İki Kapılı Hanı, Börekçi Hanı, Arasdat Hanı’dır. İki tane de imareti (aşevi) var : Gelen gidene aylar yıllar bol ve minnetsiz sofralar açarlar. Tümüyle kırk tekkesi olup, hepsinin en görkemlisi en çok donanmışı, yiyeceği bol ve hoş yapılısı Mevlevi Tekkesi’dir. Türkmen Ağası Mustafa Ağa yapısı olup, IV.Murad’ın silahtarı Mustafa Paşa’ya bağışlanmıştır. Tekke 40-50 yoksul hücresiyle çevrilmiş, yüksek kubbeli baştan başa ham ve işlenmiş mermerlerle döşeli haremi, haremin ortasında büyük bir havuzun başında rengarenk üzüm salkımlarını andıran süslü avizelerle donalı çardağı olan büyük, sağlam, görkemli bir yapıdır. Bakımlı, bezeli, temiz caddeleriyle kent gerçekten şirindir. Yer yer ( suk-i sultanisi ) açık artırmayla satış yerleri Halep tarzı kagir binalardan oluşmuş çarşıları vardır. Ama bu övdüğümüz yerler tümüyle kale içindedir. Her sokak başında kapıcıların açıp kapattıkları kale kapısı kadar sağlam kapılar vardır. Geceleri tüm sokaklar kandillerle aydınlatıldığından bekçiler gruplar halinde rahatlıkla sokaklarda kol gezerek görevlerini yaparlar.
Şehrin ortasındaki kocaman bir kaya üstüne yüksek, görkemli ve dairevi bir kale oturtulmuştur. Kale çok sağlamdır. Kaleyi çevreleyen hendek 1300 adımdır. Eni 40, derinliği 20 arşın kesme kayadan oyulmuştur. Bunların üstüne her biri ayrı sanat ve mimari üslûpla belli aralıklarla sıralanmış, çok güzel kuleler oturtulmuştur. Bin bir bedeni olan kalenin temelindeki kayaların içinden yine dairevi bir biçimde kaleyi çevreleyen ve hendeğe bakan mazgal delikleri açılmıştır ki, hendek kenarına kuş bile konmaz. Kalenin batı kapısı, yedi katlı demirden bir kapıdır. Kapı aralıklarından çeşitli savaş araç ve gereçleri, silahlar, demir açma kafesleri, saçma topları vardır. Kale silah ve askerlerle donatılmış, baca benzeri nefesliklerle havadar bir oturma yeridir. Çoğunlukla, halkı Havrani kürk, çuha ferace, elvan boğası, kavukla küllah üstüne beyaz sarık sararlar. Yörede kafir hiç yoktur. Güzel kadınları pek çoktur. Hepsi de sarı çizme giyer, başlarına sivri gümüş taç takınır, beyaz çarşafa bürünürler. Nazik, arlı, edepli, çarşıya çıkmaları ayıp sayılan hatunları vardır. Üzüm şerbet içen, tatlı dilli, garip, dost, bilgili, anlayışlı, halim selim insanları vardır. Kahvelerinde hoş söyleşilerle insanları kendilerine çekerler, hatta özendirirler. Bu söyleşilerini bağ ve bahçelerdeki yeme ve içmelerle daha da renklendirdiler. Şehrin defterde yazılı öşür veren 70 000 bağı vardır. 9 346 000 kökten oluşmakla pek ünlüdür. Şehri çevreleyen dağlar tümüyle bağdır. Halkı çok sağlıklıdır, şehrin yeme, içme dışındaki yönlerini de överler.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:38

Buranın alemi bezeyen kırk çeşit üzümü, binlerce tulum pekmezi, bademli ve şamfıstıklı tatlı (köftürü) sucuğu, pestili vardır ki, Arab’a, Acem’e ve Hindistan’a kadar gönderilir. Tüm halkı tatlı yediğinden tatlı dillidir. Yöre nar, incir, dut, şeftali, zerdali, kayısı, beyaz ekmek ve yoğurduyla dünyaca ün kazanmıştır. Yine elvan boğası, Ayıntap eğer, yay ve gedelesiyle ünlü bir kenttir. Cennet bağlarına örnek öyle bahçeleri var ki, yalancı ve ölümlü dünyaya özgü "İrem"ler sayılırlar. Bunların içinde, en bakımlısı, en zengin ve donanmışı Musulluoğlu bahçesidir. Kısacası bu şehri anlatmaya, ne dil ne de kalem yeter. Dünya yüzünden geniş bir ili, göz alıcı büyük yapıları her yerden aranan eşyası, birçok mezraları, bolluk ve verimliliği, bitimsiz yiyecek ve içecek pınarları ve ırmaklarıyla burası "Şehr-i Ayıntab-ı Cihan" dır.”

XVII.yüzyılda Kilis çevresinde Canpolatoğlu ailesinden vali ve paşalar Osmanlı Devletine karşı zaman zaman ayaklanmışlar, bunlardan Hüseyin Paşa ile Ali Paşa, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrı bir devlet kurmak istemişlerdir. Ancak, Antep halkı Osmanlı Devleti’nin yanında yer almıştır. XIX.yüzyılın ortalarında Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa kumandasındaki bir orduyu Güney Anadolu’ya göndererek, yöreyi ele geçirmek istemiş, halk buna da karşı çıkarak direnmiştir. Bu savaşlarda Osmanlı Ordusu, Antep halkına yardım edememiş, üstelik Nizip’te Mısır Kuvvetlerine yenilmiştir. Antep halkının direnişini anlatan Şer’i Mahkeme Sicilleri, destanları ve hikayeleri, 8 yıl savaşlarının 1920 yılında Fransızlara karşı yapılan savunmadan çok daha zor şartlar içinde geçtiğini göstermektedir. Bu savaşlarda Osmanlı Kültürünü savunan medrese çevresi tarafsız davranırken, Türk Kültürüne bağlı halk kitleleri Mısır Ordusuna karşı çıkmış ve onları Güney Anadolu’dan çekilmeye mecbur etmişlerdi.

I.Dünya Savaşı’nda, Halep’te bulunan İngilizler, Mondros Mütarekesinin 7. maddesine dayanarak 15 Ocak 1919’da Antep’i işgal etmişler, Antep’liler bu işgali, mütareke hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle protesto etmişlerdir. İngilizler kışı geçirmek ve hayvanlara yem temin etmek amacıyla Antep’ i işgal ettiklerini açıklamışlarsa da, bir ay sonra Maraş ve Urfa’yı da işgal etmişlerdir. Ermenilerin desteğini alan, yörede onlarla birlikte halka eziyet eden İngilizler Ekim 1919 sonunda, Antep’i Fransızlara bırakmışlardır. 29 Ekim’de Antep’e gelen Fransız-Ermeni Alayı Komutanı Kolonel (Albay) Saint Mari, İngilizlerden Antep’in işgal idaresini teslim aldı ve 5 Kasım 1919’da tamamı Ermeni gönüllülerinden kurulu Fransız Birlikleri Antep’e girmiştir. Bunun üzerine Antep’te Cemiyet-i İslamiye, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmuş ve teşkilatlanmıştır. Fransız işgalinin yerli Ermenilerle birlikte şiddete karşılık Antep’li milisler direnişe başlamışlardır. Gaziantep savunması, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde vatan, millet sevgisinden ve hür yaşama aşkından başka silahları olmayan Gazianteplilerin kahramanlık destanıdır.

20 Ekim 1921’de Ankara İtilafnamesi ile Fransızlar Antep’i terk etmeyi resmen kabullenmişlerdir. 25 Aralık 1921’de Ankara’ya bağlı kuvvetler, Gaziantep’e girmişlerdir. Her yıl 25 Aralık Gaziantep’in kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır.

Cumhuriyetin ilanından sonra kente, TBMM. Tarafından Gazi unvanı verilmiş, 1924’de de il olmuştur.

Gaziantep’te bulunan tarihi eserler arasında; Zeugma, Dülük, Kargamış, Rumkale, Sakçagözü, Tilmen Höyük gibi antik kentler, Gaziantep kalesi (VI.yüzyıl), Kilis Kalesi, Tilbaşar Kalesi, Revanda Kalesi, Ömeriye Camisi, Boyacı (Kadı Kemalettin) Canisi, Eyuboğlu Camisi, Esenbek Camisi, Ali Nacar (Annacar) Camisi, Ali Dola (Alâ’üd-Devle) Camisi (1479-1515), Tahtalı Cami, Tunuslu Ferruh Ağa Camisi (XVI.yüzyıl), Handaliye Camisi, Alay Bey Camisi (XVI.yüzyıl), Hacı Nasır Camisi, Şeyh Fethullah Camisi, Bostancı Camisi (XVI.yüzyıl), Bekir Bey Camisi (XVII.yüzyıl), Ahmet Çelebi Camisi (XVII.yüzyıl), Şirvani Camisi (İki Şerefeli), Arapoğlu Hacı Ömer Mehmet Camisi (Ömer Şeyh Camisi) (1698), Kozanlı Camisi, Ayşe Bacı Camisi (XVIII.yüzyıl), Hüseyin Paşa Camisi (Çıkrıkçı Cami) (XVIII.yüzyıl), Karagöz Camisi, Mehmet Nuri Paşa Camisi, Ramazaniye Medresesi (1713), Şıra Hanı, Tuz Hanı, Paşa Hanı (Lala Mustafa Paşa Hanı) Mecidiye Hanı, Emir Ali Hanı, Anadolu Hanı, Kürkçü Hanı, Belediye Hanı, Elbeyli Hanı, Yeni Yüzükçü Hanı, Tütün Hanı, Hacı Ömer Hanı, Büdeyri Hanı, Millet Hanı ve Yeni Han, Zincirli Bedesten (XVIII.yüzyıl), Eski Hamam, Kervan Hamamı, Paşa Hamamı, Şıh Hamamı, Pazar Hamamı, Naip Hamamı, Tabak Hamamı, Hüseyin Paşa (Çıkrıkçı) Hamamı (1747), Hüseyin Paşa Çeşmesi, Debbağhane Köprüsü (1259), Şahin Bey Anıtı bulunmaktadır. Çabur Mağarası, Akpınar, Başpınar, Kalaylıpınar, Karpuzatan, Kavaklık mesire yerleri de ilin doğal güzellikleri arasındadır. Ayrıca Gaziantep’te Türk sivil mimari ve yöresel mimarinin en güzel örnekleri bulunmaktadır.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Fırat ve Dicle nehirleri havzasında sulamaya ve enerji üretimine yönelik Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP), Gaziantep, Adıyaman, Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Siirt illerini kapsamaktadır. GAP, fiziksel alt yapı olarak 13 büyük projeden oluşmakta, 15 baraj ve 18 hidroelektrik santralini içermektedir. Projede yer üstü sularından Fırat ve Dicle nehirleri ile bunlara dışarıdan katılan kollar bulunmaktadır.

1970’lerde Fırat ve Dicle nehirleri üzerindeki sulama ve hidroelektrik amaçlı projeler olarak planlanan GAP, 1980’lerde çok sektörlü, sosyo-ekonomik bir bölgesel kalkınma programına dönüştürülmüştür. Kalkınma programı, sulama, hidroelektrik, enerji, tarım, kırsal ve kentsel altyapı, ormancılık, eğitim ve sağlık gibi sektörleri kapsamaktadır. Su Kaynakları Programı 22 baraj, 19 hidroelektrik santrali ve 1.7 milyon hektar alanda sulama sistemleri yapımını öngörmektedir.

1976’da uygulanmasına başlanan projenin bir bölümü de Gaziantep sınırları içerisinde uygulanmıştır. Projenin uygulanması sırasında yapılan kurtarma kazılarına rağmen Zeugma antik kentinin 1/3’ü Birecik Baraj Gölü’nün altında kalmıştır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:39

Gaziantep Gezgin Gözüyle

Belkıs/Zeugma Antik Kenti: Gaziantep ili, Nizip İlçesi , Belkıs Köyü sınırları içerisinde Fırat Nehri'nin kıyısında yer alır. Yaklaşık 20 bin dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş olar Belkıs/Zeugma Antik Kenti; Fırat'ın geçilebilir en sığ yerinde olması, askeri ve ticari bakımdan çok stratejik bir bölge olması nedeniyle tarihin her döneminde önemini korumuştur.80 bin nüfusu ile döneminin en büyük kentlerinden biri olan Belkıs/Zeugma , tarihin değişik dönemlerinde değişik isimlerle anılmıştır. Büyük İskender’in generallerinden ve daha sonra Suriye Kralı da olan Selevkos Nikator kendi adıyla, Fırat nehrinin adını birleştirerek M.Ö.300 yılında burada Selevkos Euphrates ( Fırat’ın Silifkesi ) adında bir kent kurar. Daha sonraları M.Ö.1.yy.’da kent Roma hakimiyetine girer .Bu hakimiyet değişikliğiyle birlikte kentin adı da değişerek köprü, geçit anlamına gelen ve bütün dünyada bilinen şekliyle “ Zeugma” adını alır. Roma İmparatorluğu’nun 4.Skitia Lejyon Garnizonu’nun burada konuşlandırılması ve ticaret sebebiyle kısa zamanda 80 bin nüfusa ulaşan Zeugma’da Fırat manzaralı yamaçlara villalar inşa edilir. 80 bin kişilik nüfus Zeugma’yı dünyanın en büyük kentlerinden biri haline getirir. Örneklemek gerekirse Zeugma , komşusu sayılan Antakya (Antiokheia) ile Mısır’daki İskenderiye’den ( Aleksandreia) ‘dan daha küçük, Atina (Athena) ile aynı büyüklükteydi. Pompei ve şimdi dev bir metropol olan Londra (Londinum) ‘dan ise birkaç kat büyüklükteydi. Ünlü coğrafyacı Strabon da Zeugma’dan bahsetmektedir. Hellenistik dönemde Selevkos Nikator zamanında Zeugma’da önemli imar faaliyetleri yapıldığı bilinmektedir. Kentteki Akropolün üzerine kader tanrıçası Thyke’nin bir tapınağı yapılmıştır. Bu tapınak halen toprak altındadır. Zeugma Antik Kenti kendi şehir sikkesi de basmış Roma Kentlerinden biridir. Sikkeler üzerine bir tarafına Thyke tapınağı , diğer tarafına da güçlülüğü simgeleyen Roma Kartalı motifi basılmıştır.
Dülük: Gaziantep kent merkezinin 10 km. kuzeyinde bugünkü Dülük köyünde tarihi İpek Yolu'nun üzerinde bulunan bu antik kentte bulunan Şarklı Mağarada M.Ö. 6 bin yıllarında insanların yaşadığına dair taştan yapılmış aletler bulunmuştur.Tarihte Doliche olarak bilinen kent Hitit'lerin baş tanrısı Teşup'un din merkezi olmuştur. Dülük köyünün içinde ve çevresinde bir çok kaya mezarları ve kaya kiliseleri ziyarete açılmıştır.


Karkamış harabeleri: Bir kısmı Suriye sınırında bulunan Karkamış ilçesinin güneyine düşen geçmişi Neolitik dönemlere dayanan yerleşim merkezi olduğu belirlenmiştir.Gılgamış Destanı, Geç Hitit döneminde Karkamış şehrinin ortostatlarında tasvir edilmiştir. Buradan elde edilen eserler günümüzde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir.

Gaziantep Kalesi: Gaziantep Kalesi, Türkiye'de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir.Kalenin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır.Roma döneminde bir gözetleme kulesi olarak yapıldığı, zaman içerisinde genişletildiği ve bugünkü biçimini Bizans İmparatoru Justinyanus döneminde M.S. 6. yüzyılda aldığı yolunda bilgiler vardır. Kalenin üzerinde hamam kalıntıları, sarnıçlar, mescit ve çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır.
Rumkale: Bu tarihi yapının önceleri adı Hromgla iken bozularak Rumkale denilmiştir. Stratejik konumundan dolayı Asur çağından beri yerleşildiği, hatta burasının Asur Kralı III. Salmanassar tarafından M.O. 855'de zapt edildiği bildirilen "Şitamrat" olduğu, fakat esaslı olarak M.Ö. 9. yüzyıl sonlarında Geç Hitit döneminde tahkim edildiği zannedilmektedir. Fırat ve Merzimeri in kıyılarından itibaren yükselen eteklerde bir dış sur ve kompleks odalardan oluşan bir geçidi ile içeri girilmektedir. Sur bedeninin inşasında bazı kesimlerde kayalık yapının dik uçurumlar gösteren topografyasından azami ölçüde yararlanılmıştır. Halen mevcut taş yapılarda, en eski dönem olarak Geç Helenistik izler ile Roma dönemi mimarisi algılanmaktadır. Ayaktaki mimari kalıntılar ise, Geç Roma ve Ortaçağ karakteri taşımaktadır.. Bunların en ilginci, geniş ve silindirik bir havalandırma kuyusu ile bu kuyunun kenarından helezonik bir yolla aşağı giden ve Fırat sevivesinin altına kadar inerek su ihtiyacını karşılayan sistemdir. 11. yüzyılda Urfa Haçlı Kontluğu döneminde Hromgla’nın önemli bir merkez olduğu bilinmektedir. Hâvarilerden Yohannes'in, burada bir süre inzivaya çekilerek İncil'in müsveddelerini kopya ettiği ve sakladığı, daha sonra bulunan kopyaların Beyrut'a kaçırıldığı söylenmektedir. Ortaçağ'da Ermenilerin "Hromkla, Süryanilerin ise Kala-Rhomata ismiyle andıkları kale-kent, XII. yy sonlarında Memlukların eline geçmiş ve Kal-at el Müslimin adı verilmiştir. Merc-i Dabık savaşından sonra Osmanlılar'ın eline geçen Rumkale, Halep Eyaletinin Birecik Sancağına bağlı bir kaza haline getirilmiştir. Rumkale'de halen Türk-İslam dönemine ait bazı yapılar ile harap vaziyette bir de Mescit bulunmaktadır. İlk yapımından itibaren Fırat boyunun güvenliği için kullanıldığına şüphe

olmayan kalede sivil ögelerden çok askeri karakterler hissedilmektedir. Samsat ile Rumkale arasındaki Fırat Vadisi, ilk kullanımının prehistorik dönemde olduğu şüphe götürmeyen mağaralarla doludur. Zaman zaman bir koridor izlenimi veren dik yamaçlarda halen de görülebilen mağaralar ise, Roma döneminde mezar odaları olarak kayaya oyulmuş olan mekanlardır. Bunların birçoğu daha sonradan, özellikle de Haçlı seferleri sırasında Fırat boylarının korunması için araları açılıp geçitlerle yatay ve merdivenlerle dikey olarak birleştirilip savunma mekanları haline getirilmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:39

Gaziantep Sözlü Tarih

Gazi Antep surlarına ilişkin söylence

Antep’in fethinden sonra şehirden ayrılan Hz.Ömer’in görevlendirdiği komutanı,Hz.Ömer’e kentin surlarla çevrilmesini söyler.Hz.Ömer:
-Antep Surla çevrilmiştir.Komutan bir şey anlayamaz ve sorar:
-Nasıl ey Emir-el Müminin?
Hz.Ömer şöyle der:
-Antep çevresinde surlarımız vardır.Beş arkadaşımızı burada şehit verdik.Sait ibni Vakkas,Ökkeş,Karaçomak,Pir Sefa,Davudu Ejder bu yörenin manevi bekçileridir.Allah şehitlerimizin mezarını düşmana çiğnetmeyecektir.
Yörede şehrin bu şehitlerce korunduğuna ve düşman tarafından çiğnenmeyeceğine inanılır.

Dülük baba söylencesi

Yavuz Sultan Selim Mısır seferine giderken şimidiki Dülük köyü yakınlarında bir derviş yolunu keser ve Padişah’a:
-Sana müjdelerim ki şu ayın şu gününde Mısır’ı alacaksın.Haydi yolun bahtın gibi açık olsun, der.
Padişah meraklanır ve dervişe kim olduğunu sorar ve şu cavabı alır:
-Fani alemin bir yolcusuyum.Menzilime ulaştım.Hak’a tapılandım,beni sorma sen yoluna devam et.
Yavuz gerçekten de dervişin dediği zamanda Mısır’ı alır.Dönüşte elini öpmek için uğradığında dervişin öldüğünü görür.Ona bir türbe yaptırır.

Hacı Ayşe Hanım söylencesi

Hacı Ayşe hanım çevrede sevilen sayılan bir kişidir.İkinci kez hacca gitmesi için durumu yoktur.Üç gece üst üste rüyasında bir ses ona "Ya Hacı Ayşe gel gel " diye seslenmektedir.Yeterli parası olmadığı halde yola çıkar.Mekke’ye gidip hacı olur,ama dönecek parası kalmaz.Medine’ye gider.Peygamberimizin sandukasının bulunduğu yerdeki parmaklıklara dayanıp ağlamaya başlar "Ya Resulallah sen çağırdın ben de geldim,nasıl getirdinse öyle gönder diye sızlanmmaktadır.
Peygamberin sandukası sarsılır ve Ayşe çok korkar,konuk olduğu eve gider,beklemeye koyulur.Bir kaç gün sonra dellallar Padişah’ın Antepli hacıları parasız göndereceğini duyurur.Böylece dileği yerine gelir ve memleketine döner.

Hacı Ayşe Hanım söylencesi

Hacı Ayşe hanım çevrede sevilen sayılan bir kişidir.İkinci kez hacca gitmesi için durumu yoktur.Üç gece üst üste rüyasında bir ses ona "Ya Hacı Ayşe gel gel " diye seslenmektedir.Yeterli parası olmadığı halde yola çıkar.Mekke’ye gidip hacı olur,ama dönecek parası kalmaz.Medine’ye gider.Peygamberimizin sandukasının bulunduğu yerdeki parmaklıklara dayanıp ağlamaya başlar "Ya Resulallah sen çağırdın ben de geldim,nasıl getirdinse öyle gönder diye sızlanmmaktadır.
Peygamberin sandukası sarsılır ve Ayşe çok korkar,konuk olduğu eve gider,beklemeye koyulur.Bir kaç gün sonra dellallar Padişah’ın Antepli hacıları parasız göndereceğini duyurur.Böylece dileği yerine gelir ve memleketine döner.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:39

Gaziantep Cami ve Mescitleri


Ali Nacar (Annacar) Camisi (Merkez)

Gaziantep Tabakhane semtinde Yaprak Mahallesi’ndeki Ali Nacar Camisi Alleben Deresi’nin yanında bulunmaktadır. Bu caminin ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir. Bununla beraber ilk yapımının XIV.yüzyılda olduğu sanılmaktadır.

Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “Alüyyün Nacar” olarak söz etmesinden ötürü bu caminin bir marangoz tarafından yaptırıldığı ileri sürülmektedir. Caminin müezzin mahfilinde h.1213 (1798) tarihi yazılıdır. Bu tarihin onarım tarihi olduğu sanılmaktadır.

Cami ile ilgili görüşlerden birisi de 1376’dan önce yapılıp, 1816’da yeni baştan yapılmıştır. Ayrıca kuzeyinde bulunan Aliyyün Nacar Medresesi de günümüze gelememiştir.

Gaziantep’in en büyük camilerinden olan bu yapı dikdörtgen planlı olup, mihrap yönüne paralel iki sahınlıdır. Yapımında kesme ve moloz taşın kullanıldığı caminin dış cephesinde siyah ve beyaz taşlarla hareket sağlanmıştır. Mihrap siyah ve beyaz taşlardan yapılmış ancak, üzeri boyanarak yakın tarihlerde özgünlüğünü yitirmiştir.

Caminin avlusunun ortasında bulunan, tek şerefeli minare sekizgen kaideli olup, oldukça kalın ve silindirik gövdelidir.


Ahmet Çelebi Camisi (Merkez)

Gaziantep Ulucanlar Mahallesi’nde bulunan Ahmet Çelebi Camisi’ni, kitabesinden öğrenildiğine göre Hacı Osman oğlu Şeyh Ramazan Efendi 1672 yılında yaptırmıştır. Caminin yanına Ahmet Çelebi sonraki yıllarda bir de medrese eklemiştir. Camiye Ahmet Çelebi isminin verilmesi yanındaki medrese yapılırken caminin de onarım görmesinden kaynaklanmaktadır. Nitekim caminin mihrap üzerindeki yazıtında da Hacı Osman oğlu Şeyh Ramazan Efendi’nin 1672’de bu camiyi yaptırdığı yazılıdır.

Cami, mihrap yönüne paralel, kare planlı yığma ayaklarla iki sahınlı ve dikdörtgen planlıdır. Bunun yanı sıra iki paye ile de altı bölüme ayrılmıştır. Bunların üzerleri ayrı ayrı tonozlarla örtülmüştür. Caminin sivri kemerli ve geniş bir niş biçimindeki, istiridye ve rozet motifli mihrabı yapıldığı dönemin özelliklerini yansıtmasına karşılık, sonraki yıllarda üzeri boyanmış ve özgünlüğünü yitirmiştir.

Caminin mihrabı kündekâri tekniğinde yapılmış olup, Türk ağaç işçiliğinin güzel örnekleri arasındadır. Cami önündeki son cemaat yeri iki payeyi birbirine bağlayan üç sivri kemerle üç bölüme ayrılmıştır.


Alaüddevle (Ali Dola) Camisi (Merkez)

Gaziantep Uzun Çarşı Mahallesi’nde, Eski Saray Caddesi üzerinde bulunan, halk arasında Ali Dola Camisi denilen bu camiyi Dulkadiroğlu Beyliğinin son beyi olan Alaüddevle yaptırmıştır. Caminin kitabesi günümüze gelmediğinden yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber Alaüddevle’nin 1515’te öldüğü dikkate alınırsa caminin de XVI.yüzyılın başlarında yapıldığı anlaşılmaktadır. Cami 1901 yılında ön cephesi siyah ve beyaz taşlardan olmak üzere tek kubbeli olarak Mimar Armenek ve Kirkor ustabaşı tarafından yeniden yapılmıştır. Yalnızca minaresi orijinalliğini korumuştur.

Kare planlı caminin üzeri tek kubbe ile örtülmüştür. Bezeme yönünden oldukça zengin olan bu yapının cephesi siyah ve beyaz taş dizileri ile hareketlendirilmiştir. Ayrıca pencere çerçevelerinde de yine siyah ve beyaz taşlardan bezemeler görülmektedir. Caminin oldukça yüksek ve sivri kemerli giriş kapısı yapıldığı dönemin özelliklerinden olan Ampir üslubunu yansıtmaktadır.

Mihrap üçgen alınlık içerisinde olup bu yönü ile Osmanlı camilerinden ayrılmaktadır. Ermeni kiliselerinde görülen bu üslubun burada uygulanışı, camiyi 1901 yılında yapan Ermeni olan mimarından kaynaklandığı sanılmaktadır. Bunun yanı sıra Hıristiyan sanatında görülen kemer içerisindeki küçük sütunlu pencere ve onların üzerinde yer alan yuvarlak pencere sistemi de aynı nedenle uygulanmıştır.

Mihrap içerisinde Barok üslubu yansıtan motifler bulunmaktadır. Çoğunlukla bunlar çiçek ve altıgen bezemelerdir.

Caminin kare kaideli silindirik gövdeli minaresi Memluklu mimarisini yansıtmaktadır. Minarenin şerefe korkulukları sağır nişlerle hareketlendirilmiş, şerefenin altı da mukarnas dolgu ile bezenmiştir.


Alaybey Camisi (Merkez)

Gaziantep Alaybey mahallesi’nde Gaziler Caddesi üzerinde bulunan Alaybey Camisi’nin yapım tarihi ile ilgili kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak 1596 tarihli mahkeme kayıtlarında caminin ismi geçtiğinden bu tarihten önce yapıldığı anlaşılmaktadır. Camiyi Alaybeyi olan bir komutan yaptırmıştır. Günümüze gelen kitabesinden de h.1224 (1890) tarihinde onarıldığı anlaşılmaktadır. Bu kitabe Gaziantepli şair Saibe tarafından dört beyit olarak yazılmış, ancak yapımı ile ilgili bilgi verilmemiştir. Bununla beraber, cami haziresindeki 1598 tarihli mezar taşları bulunmaktadır.

Cami Gaziantep’in yöresel mimarisine uygun biçimde dikdörtgen planlı ve iki sahınlıdır. İbadet mekanı kare planlı yığma dört paye ile on bölüme ayrılmış, bunların üzerleri de çapraz tonozlarla örtülmüştür. Caminin önündeki son cemaat yeri siyah ve beyaz taşlardan meydana gelen dört paye üzerine oturmuştur. Sivri kemerlerle birbirine bağlanan son cemaat yerinin üzeri düz bir çatı ile örtülüdür. Caminin giriş kapısı siyah ve beyaz taşlardan yapılmıştır.

Mihrap siyah ve beyaz taşlardan olup, altı kollu yıldızlar, zikzak motifleri ve baklavalarla bezenmiştir. Caminin minaresi köşeli gövdeli, şerefe korkulukları taş işçiliğinin en güzel örneklerini ortaya koyan motiflerle bezelidir.


Boyacı Cami (Hacı Kemalettin Camisi) (Merkez)

Gaziantep Yazıcık semtine giden cadde üzerinde, Hamdi Kutlar Caddesi ile Kutlar Sokağının birleştiği yerde bulunan Boyacı Camisi Hacı Kemalettin tarafından yaptırılmıştır. Caminin yapım tarihi kesinlik kazanamamış olmakla birlikte, minberi üzerindeki kitabede h.759 (1358) tarihi yazılıdır. Gaziantep Halkevi broşüründe 1200 (1785) tarihi yazılıdır. Ancak bütün bu tarihler caminin yapım tarihi konusunda kesin bilgi vermemektedir. Cami avlusunun batı kapısı üzerinde 1575 tarihi de caminin onarımını göstermektedir. Bu onarım yazıtında; “ Bu mübarek yeri devletlu, saadetlu Muhammed Paşa, Allah her muradına kolaylık versin, yeniledi” yazılıdır.

Cami dikdörtgen planlı ve mihraba paralel iki sahından meydana gelmiştir. Mihrap önü pandantifli bir kubbe, diğer bölümleri de çapraz tonozlarla örtülüdür. Caminin içerisi mermer ve çinilerle bezenmiştir. Caminin girişi kuzey yönünde olup, burası avluya da açılmaktadır. Ayrıca avluya doğu ve batıdan karşılıklı iki kapıdan girilmektedir.

Caminin mihrabı sivri kemerli bir niş biçiminde olup, son dönemlerde yapılan onarımlar sırasında boyanarak bozulmuş ve özgünlüğünü yitirmiştir. Oyma tekniğindeki ahşap minber on iki kollu yıldızlar, palmetler, rozetler ve geometrik motiflerle bezenmiştir. Minber üzerindeki h.759 (1358) tarihli kitabesinde; “Allahtan başka Allah yoktur. Muhammed Allah’ın Resulüdür. 759 yılı Cemaziülahirin son günlerinde yapıldı ve minber tamamlandı” anlamında sözler yazılıdır. Minber alttan kızaklı olup, caminin ibadet mekanındaki duvarın özel olarak yapılmış bölmesine girip çıkabilecek şekilde yapılmıştır. Bu minber aynı zamanda Gaziantep’teki ahşap minberlerin en eski örneklerinden bir olması nedeniyle de önem taşımaktadır.

Caminin avlu girişinin sağında tek şerefeli minaresi bulunmaktadır. Minare taştan, çokgen gövdelidir.


Ağa Camisi (Merkez)

Gaziantep Şehreküstü semtinde, Suyabatmaz Mahallesi, Şehitler Caddesi’nde bulunan Ağa Camisi Tunuslu Antep Kaymakamı Ferruh Ağa tarafından 1554-1559 tarihlerinde yaptırılmıştır. Cami üzerinde 1799-1800 tarihinde onarıldığını gösteren kitabesi bulunmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, iki sahna ayrılmış ve yığma sütunlarla altı bölüme ayrılmıştır. Bunlardan mihrap önü kubbe ile batıdaki iki bölüm ise beşik tonozla, diğerleri de çapraz tonozlarla örtülüdür. Caminin içerisinde herhangi bir bezeme unsuru bulunmamaktadır.

Bostancı Camisi (Merkez)

Gaziantep il merkezinde, Bostancı mahallesi, Bostancı Cami Sokak’ta bulunan bu caminin ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak, h.965 (1557) ve 967 (1559) tarihli Şeri Mahkeme sicillerinde Bostancılar Mescidi olarak ismi geçmektedir. Buna dayanılarak caminin XVI.yüzyılın ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Ayrıca cami üzerinde 1574-1739 tarihli iki onarım kitabesi bulunmaktadır.

Cami kare planlı olup, mihrap yönüne paralel üç sahınlıdır. Bunlardan ortadaki sahın taş ayaklarla dokuz bölüme ayrılmış, her bölümün üzeri de çapraz tonozlarla örtülmüştür. Caminin mihrabı siyah ve beyaz taştan yapılmış sivri kemerli, yarım daire şeklindedir. Mihrap mukarnas başlıklı, palmet, rumi ve kıvrık dal motifleri ile süslenmiştir. Mihrabın bulunduğu bölümün üzerini yarım daire şeklindeki bir kubbe örtmektedir.

Sekiz köşeli, kare kesme taşlardan ayaklara oturan dört sivri kemerli son cemaat yeri ana mekandan daha uzun olup, dışarıya taşkındır. Giriş kapısı da siyah ve beyaz taşlardan dışarıya taşkın olarak yapılmıştır. Girişin iki yanında burmalı ve örgü motifli, mukarnaslı başlıkları olan sütunlar vardır.

Camiye bitişik olan minare kaidesi kare biçiminde olup, bunun üzerine çok köşeli gövde kısmı oturtulmuştur. Şerefe altı mukarnaslı, bunların da altı beyaz renkte çinilerle kaplıdır.

Eyüpoğlu Camisi (Merkez)

Gaziantep Eyüpoğlu Mahallesi’nde bulunan Eyüpoğlu Camisi’nin yapılış tarihi ve banisi ile ilgili bilgiler kesinlik kazanamamıştır. Caminin, ismi l586 tarihli Şeri-i Mahkeme kayıtlarında geçtiğinden ötürü bu tarihten önce yapıldığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber Memluklular zamanında Gaziantep medreselerinde ders veren Eyüpoğlu Ahmet isimli bir bilim adamı tarafından XIV.yüzyılda yapıldığına değinen kaynaklar da bulunmaktadır. Cami 1947 yılında yeni baştan yapılırcasına yenilenmiş ve tüm özgünlüğünü yitirmiştir.

Cami düzgün kesme taştan dikdörtgen planlı olarak yapılmıştır. İbadet mekanı altı paye ile on dört bölümlü iki sahna ayrılmıştır. Mihrap siyah ve beyaz mermerden yapılmış, çeşitli geometrik şekillerle bezenmiştir. Ayrıca içerisinde minber ve vaaz kürsüsü de bulunmaktadır.
Kare kaideli minaresi tek şerefelidir.Yuvarlak gövdesi ve petek kısımları bilezik ve sağır kemerlerle bezenmiştir.


Hacı Nasır Camisi (Merkez)

Gaziantep Elmacı Çarşısı (Alman Pazarı) içerisinde bulunan Hacı Nasır Camisi’nin yapımı ve banisi konusundaki bilgiler tartışmalıdır. Giriş kapısı üzerindeki kitabesinden l812 yılında onarıldığı yazılı olmasına karşılık yapımıyla ilgili kesin ve yeterli bir bilgi vermemektedir. Caminin vakfiyesi l698 yılında düzenlenmiştir. Buna dayanılarak caminin XVII.Yüzyılın sonlarına doğru yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra XVI. yüzyılda Hacı Nasır’ın isminin neden verildiği de anlaşılamamıştır.

Cami dikdörtgen palanlı olup ibadet mekanı payelerle iki sahna ayrılmıştır. Yarım yuvarlak mihrabı bezemesizdir. XVII. Yüzyılda da Kamalakzade Hacı Mahmut oğlu Hasan Ağa’da minber eklemiştir

Minaresi kare kaide üzerine yuvarlak ve burmalı gövdelidir. Gövdesi altı kollu yıldız, palmet, rozet ve çinilerle bezenmiştir.


Handaliye (Handan Bey) Camisi (Merkez)

Gaziantep Karagöz Mahallesi’nde bulunan bu caminin ismi l647 yılı Şer’i Mahkeme kayıtlarında Handan Bey olarak geçmiştir. Evliya Çelebi ve Mahkeme sicillerine göre Antep’te yaşayan Erzincanlı beylerden Handan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Caminin yanında ona gelir sağlayan bir de saraçhanesi bulunuyordu. Bununla beraber yapımıyla ilgili bilgiler kesinlik kazanamamıştır. Cami l791 yılında yeniden yaptırılmıştır. Ardından l788 ve l821 yıllarında iki kez onarılmıştır. Caminin onarımlarında saraçhaneden alınan gelirlerin katkısı olmuştur.

Cami dikdörtgen planlı olup mihrap yönüne paralel iki sahınlıdır. İbadet mekanı ortasındaki iki taş paye ile altı bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri çapraz tonozlarla örtülmüştür. Mihrap hafif sivri kemerli olup, son zamanlarda yapılan eklemelerle özgünlüğünü yitirmiştir. Giriş kapısı dışarıya taşkındır ve sivri kemerli bir niş içerisine alınmıştır. Oldukça gösterişli olan giriş siyah ve beyaz taşlarla daha da görkemli bir görüşe sahiptir.

Minaresi çok köşelidir, bir dizi palmet ve rozet motiflerinin alternatif sıralanmasıyla meydana gelmiş, kuzeydoğu köşesine de XVI.yüzyıl İznik işi çiniler yerleştirilmiştir.

Cami, Fransızların Gaziantep’i işgali sırasında harap olmuş, sonraki yıllarda yeniden onarılmış, bu arada da özgünlüğünü yitirmiştir.


Hüseyin Paşa Camisi (Çıkrıkçı Camisi) (Merkez)

Gaziantep Gaziler Caddesi’nde bulunan bu camiyi kitabesinden ve vakfiyelerinden Kethüda Hüseyin Paşa’nın l719 yılında yaptırdığı öğrenilmektedir. Caminin çok sayıda vakıfları bulunmaktadır. Mahkeme sicillerinden öğrenildiğine göre de Mimar Hüseyin oğlu Osman’ın eseridir.

Cami dikdörtgen planlı olup mihrap önüne paralel iki sahınlıdır. İbadet mekanının üzeri iki payenin kemerlerle duvarlara bağlanması sonucu meydana gelen altı kubbe ile örtülüdür. Son cemaat yeri siyah ve beyaz taş dizilerinin oluşturduğu iki paye ile üç bölüme ayrılmış, üzerileri de üç kubbe ile örtülmüştür. Bu caminin giriş kapısı dışa taşkın sivri kemerlidir. Burada yer alan kitabenin üzerinde örgü motifli yuvarlak bir madalyon bulunmaktadır.

İbadet mekanındaki mihrap ve iki yanında bulunan pencereler siyah ve beyaz taşlardan dikkat çekici bir uyum içerisindedir.Aynı zamanda mihrap geometrik taşlarla bezenmiştir. Minber ise siyah taşlardan ve mermerdendir.

Minare çokgen köşeli ve iki şerefelidir.Şerefe altları mukarnaslar, korkuluklar geometrik motifler ve rozetlerle bezemiştir.


İhsan Bey (Esenbek) Camisi (Merkez)

Gaziantep Şehitler Caddesi üzerinde bulunan İhsan Bey Camisi’nin ismi, eski vakıf kayıtlarında Esenbek Camisi olarak geçmektedir. Caminin kitabesi günümüze gelemediğinden ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Bazılarına göre bu cami XIV.yüzyılda İsen Bey tarafından yaptırılmıştır. 1872 tarihli Şer’i Mahkeme sicillerine göre de ismi bu şekilde geçmektedir.

Cami düzgün kesme taştan yapılmıştır. Dikdörtgen planlıdır ve ibadet mekanı iki paye ile mihrap duvarına paralel tonoz örtülü 10 bölüme ayrılmıştır. Caminin önündeki son cemaat yeri dört sütunun kemerlerle birbirine bağlanması ile üç bölüme ayrılmıştır. Son cemaat yerinin ortasındaki giriş kapısı siyah ve beyaz taşlarlardan yapılmış, bezemeden kaçınılmıştır.
Caminin altında, avlu kapısının yanında 25 basamakla inilmen bir su haznesi bulunmaktadır.


Kabasakal Camisi (Merkez)

Gaziantep, Şehreküstü semtinde, Kocaoğlan Mahallesi’nde bulunan Kabasakal Camisi’ni Hacı Ahmet mescit olarak yaptırmış, Kabasakaloğlu Hamza Ağa’da l702 yılında bir minber eklemiştir. Kitabesi günümüze gelemediğinden, vakıf kayıtlarında da bu konuda bilgi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır.

Caminin XVI. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlı bir yapı olup çeşitli dönemlerde yapılan onarımlarla özelliğini yitirmiştir. Mihrap ve minberinde herhangi bir özellik bulunmamaktadır. Ayrıca cami içerisinde bezemesi de bulunmamaktadır

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:39

Karatarla Camisi (Merkez)

Gaziantep Karatarla Mahallesi, Eski Saray Caddesi’nde, Kunduracılar Çarşısı’nda bulunan Karatarla Mescidi’nin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Kitabesinden ve vakıf kayıtlarından öğrenildiğine göre Yürükzade Gelgeli Halil Çavuş tarafından 1775’de genişletilmiş, içerisine bir de minber eklenerek cami konumuna getirilmiştir.

Cami yöreye özgü siyah ve beyaz taşlardan dikdörtgen planlı bir yapıdır. Mihrap önüne paralel iki sahınlı olup, ibadet mekanı içerisindeki dört taş ayakla on bölüme ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan üç bölümün üzeri kubbeli diğerleri içeriden tavan dışarıdan da çatı ile örtülüdür. Mihrap ve minberi basit ve sadedir. Mihrap l959 yılında yapılan bilinçsiz bir onarım sırasında boyanmış ve özgünlüğünü yitirmiştir.

Caminin en dikkati çeken tarafı minaresidir. Gaziantep camilerinin minarelerinden ilk bakışta ayrılan bu minarenin ince bir görünümü olup kaidesinden alemine kadar burmalıdır.


Kılınçoğlu Camisi (Merkez)

Gaziantep Kılınçoğlu Mahallesi’nde bulunan Kılınçoğlu Camisi’ni Kılınçoğlu Hamza Bey 1672 yılında mescit olarak yaptırmış, daha sonra da Osman Efendi isimli bir kişi tarafından minber eklenerek camiye dönüştürülmüştür.

Cami dikdörtgen planlı olup kesme taştan duvarları kale surlarını andıracak biçimde kalın yapılması ile dikkati çekmektedir. Caminin üzeri ahşap bir tavan ve çatı ile örtülüdür. Mihrap ve minberinde dikkati çeken bir özelliği bulunmamaktadır. Yanında taş kaideli yuvarlak gövdeli ve tek şerefeli minaresi bulunmaktadır.


Kozanlı Camisi (Merkez)

Gaziantep Kozanlı Mahallesi, Kozanlı Sokakta bulunan Kozanlı Camisi’nin 1647 ve 1654 tarihli Şer’i Mahkeme sicillerinde ismi mescit olarak geçmekte ve banisinin de Ali Bey olduğu belirtilmektedir.

Dikdörtgen planlı, kesme taştan yapılan caminin ibadet mekanı ortadaki iki taş ayakla altı bölüme ayrılmıştır. Bu bölümlerin üzeri çapraz tonozlarla örtülmüştür. Caminin önündeki son cemaat yeri de birbirlerine sivri kemerlerle bağlanmış iki payenin oluşturduğu üç bölüm halindedir. Son cemaat yerinin ortasındaki giriş kapısı Gaziantep yöresine özgü siyah ve beyaz taşlardan yapılmıştır.

Mihrap sivri kemerli ve mukarnaslı bir niş görünümündedir. Minare kalın, kısa ve kütlevi bir görünüşte olup burmalıdır. Tek şerefesinin altındaki mukarnaslı ve rozetli bir şeritle minarenin kalın görünümü hafifletilmek istenmiştir.


Kurtuluş Camisi (Merkez)

Gaziantep Tepebaşı Mahallesi’nde bulunan Kurtuluş Camisi 1892 yılında kilise olarak yapılmış, bir süre cezaevi olarak kullanılmış, sonra da camiye çevrilmiştir.

Günümüzde şehrin en büyük camilerinden olup köşeler pencere silmeleri yöresel siyah ve beyaz taşlardan yapılmıştır. Dikdörtgen planlı, Haç biçimindeki camiinin içerisi mihraba dik sütunlarla üç sahna ayrılmıştır. Haçın kolları dıştan alınlık şeklinde, içten de çapraz tonozlarla örtülmüştür. Ana mekanın ortası yuvarlak kasnaklı, oldukça yüksek kubbelidir. Kesme taştan yapılan duvarlar üzerinde ilk iki sırada sivri kemerli, üst sırada da yuvarlak pencereler bulunmaktadır. Yapının üzeri kırma bir çatı ile örtülmüştür.
Mihrap dikdörtgen bir niş şeklinde dışarıya çıkıntılıdır. Mihrap duvarına üç sıra halinde pencere dizisi yerleştirilmiştir. Alınlığın ortasında da yuvarlak bir pencere bulunmaktadır. Yapı ana hatları itibari ile Gotik üslubu yansıtmaktadır. Sonradan eklenen minare kare kaide üzeride yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir.


Ömer Şeyh Camisi (Merkez)

Gaziantep Yazıcık Mevkiinde, Turna Sokağı’nda bulunan Ömer Şeyh Camisi’nin Ömer Şeyh tarafından yaptırıldığı halk arasında yaygındır. Ancak vakfiyesine göre Arapoğlu Hacı Mehmet tarafından 1698’de yaptırılmıştır. Kitabesi bulunmadığından yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Ancak 1559 tarihli Şer’i Mahkeme Sicillerinde ismi geçtiğinden XVI.yüzyılın ilk yarısında yapıldığı anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı, mihrap yönüne paralel iki sahınlı bir yapıdır. İbadet mekanı ortasındaki payelerle altı bölüme ayrılmıştır. Bunların üzerleri ayrı ayrı çapraz tonozlarla örtülmüştür. Camiin içerisi bezemesizdir. Mihrap yarım daire şeklinde bir niş şeklinde olup bezemesizdir. Minberi çeşitli çiçek motifleri ile bezelidir.

Son cemaat yeri sivri kemerlerle birbirine bağlanmış iki ayağın taşıdığı düz bir çatı ile örtülüdür. Son cemaat yerinin ortasındaki camiye giriş kapısı siyah ve beyaz taştan yapılmıştır. Caminin yanındaki minare kare kaide üzerinde çokgen köşeli ve tek şerefelidir.


Şeyh Fethullah Camisi (Merkez)

Gaziantep Kepenek Mahallesi’nde, Şehitler Caddesi’ne giden yol üzerinde bulunan Şeyh Fethullah Camisi’nin kitabesi bulunmamakla beraber 1563 tarihli vakfiyesinden XVI.yüzyılın ortalarında Abdülkerim oğlu Fethullah tarafından yaptırıldığı öğrenilmiştir. Şeyh Fethullah’ın Hz.Ebubekir soyundan geldiği ileri sürülmüştür.

Cami orijinal şeklini yitirmemiştir. Selçuklu mimarisinin etkileri açıkça görülen caminin planında dergah mimarisinin egemen olduğu da görülmektedir. Kuzeyde son cemaat yeri ve ibadet mekanı, doğuda da dergah bölümü bulunmaktadır. Son cemaat yeri yöresel siyah ve beyaz taşlardan yapılmış ayakların taşıdığı dört sivri kemerle birbirine bağlanmıştır.
Buradaki giriş pencere alınlıklarında, ana mekanın doğu ve batısındaki duvarlarda bulunan pencerelerin alınlıklarında siyah ve beyaz mermerlere yer verilmiştir.

İbadet mekanının ortasında tek bir paye bulunmaktadır. Bu paye ve duvarlar birbirine kemerlerle bağlanmış olup üzerleri yelpaze şeklindeki tonozlarla örtülmüştür. Bu plan düzeninin benzerine Gaziantep Camileri arasında rastlanmamaktadır. Caminin ana mekanı köşeleri yarım daire ve altı köşeli payandalarla desteklenmiştir. Memluklu mimarisi özelliğini yansıtan mihrap renkli taş ve beyaz mermerlerden yapılmış, dışarıya doğru da dikdörtgen çıkıntı meydana getirmiştir.

Dergah bölümünün üzerinde ortadaki ayağa oturan ayna tonoz ile örtülüdür. Bu bölümün güney ve kuzeydoğusunda beşik tonozlu odalar bulunmaktadır.

Fransızların Gaziantepi işgali sırasında şehit olan Molla Mehmet’in (Karayılan) mezarı caminin haziresinde bulunmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:40

Şirvani Mehmet Efendi (Şırvani) Camisi (Merkez)

Gaziantep Seferpaşa Mahallesi’nde, Gaziantep Kalesinin batısında bulunan Şırvani Mehmet Efendi Camisi, Gaziantep Camileri arasında iki şerefeli tek cami oluşundan ötürü halk arasında "İki Şerefeli Cami" olarak tanınmıştır. Hz.Muhammet’in torunlarından Hz.Hüseyin’in soyundan gelen Şirvani Seyyit Mehmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Caminin kitabesi olmadığından kesin yapım tarihi bilinmemektedir.Yalnızca giriş kapısı üzerinde caminin 1681’de onarıldığını belirten bir kitabe bulunmaktadır. Arapça olan bu kitabede;

“Eğer iyilik, eğer kötülük her ne edersen kendine edersin. Bu kapı 1092 yılında yeniden onarıldı” yazılıdır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planıdır. İbadet mekanında mihrap önü pandantifli kubbe, kubbenin doğu ve batısı beşik tonoz, kuzeyi de ayna tonozla örtülüdür. Sivri kemer içersine alınmış mihrap yakın tarihlerde boyanmış ve özgün görünümünü yitirmiştir. Kündekâri tekniğinde, geometrik ve yıldızlardan oluşan minberi de aynı şekilde boyanmış ve özgünlüğünü, sanatsal değerini yitirmiştir. Bununla beraber minber Boyacı Camisi’nde olduğu gibi kızaklıdır. Duvarda açılmış olan özel bölümüne girip çıkmaktadır.

Caminin önündeki son cemaat yeri de iç sivri kemerli olup üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür.


Mehmet Nuri Paşa Camisi (Merkez)

Gaziantep Çukur Mahallesi Suburcu Caddesi üzerinde bulunan Nuri Mehmet Paşa Camisi Şer’i Mahkeme Sicillerinden öğrenildiğine göre Nuri Mehmet Paşa tarafından 1786 yılından kısa bir süre önce yaptırılmıştır. Caminin minaresinde 1785 ve mihrapta da 1834 tarihli iki yazıt daha bulunmaktadır. Bu yazıtlardan da caminin XVIII.yüzyılın ikinci yarısında Mehmet Nuri Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Cami dikdörtgen planlı olup, mihrap duvarına paralel kare gövdeli dört ayakla ibadet mekanı iki sahna ayrılmıştır. Mihrap önüne rastlayan bölüm kubbe, onun dışında kalan bölümler de çapraz tonozlarla örtülmüştür. Mihrap sarı, siyah ve bordo renkli mermerlerden yapılmış olup, yer yer farklı renklerde zikzak motifleri ile bezenmiştir. Mihrabın yanına balkon şeklinde mahfil yerleştirilmiştir. Bu mahfil kalem işleri ve geometrik, bitkisel motiflerle bezenmiştir. Ahşap minber kündekâri tekniğinde olup, örgü ve geometrik geçmelerle süslenmiştir.

Caminin önündeki son cemaat yeri siyah ve beyaz taşlarlardan oluşan sütunların taşıdığı kemerlerle kubbeli beş bölüme ayrılmıştır. Caminin dış avlusu ile son cemaat yerinin birleştiği köşede Klasik Osmanlı üslubunda iki şerefeli minaresi bulunmaktadır.

Cami değişik dönemlerde yapılan onarımlarla özgünlüğünü yitirmiştir. Gaziantep’in Fransız işgali sırasında zarar görmüş, işgalden sonra bir süre askeri depo olarak kullanılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra 1958-1968 yılları arasında müze olarak kullanılmıştır. Ardından onarılmış ve cami olarak ibadete açılmıştır.

Cami avlusunun doğusundaki duvarla çevrili hazirede Mehmet Nuri Paşa’nın mezarı bulunmaktadır.


Ömeriye Camisi (Merkez)

Gaziantep Düğmeci Mahallesi’nde bulunan Ömeriye Camisi’nin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber Gaziantep’in en eski camilerinden biri olduğu arşiv kayıtlarından öğrenilmektedir. Nitekim 1210 yılına ait belgelerde bu caminin onarıldığı yazılıdır. Caminin Hz. Ömer zamanında veya Hz.Ömer’in torunu Ömer Bin Abdülaziz tarafından yaptırıldığı söylenmektedir. Bu yüzden de camiye iki Ömer anlamına gelen “Ömereyn” ismi yakıştırılmıştır.

Cami dikdörtgen planlı olup, iki sahna ayrılmıştır. Mihrap önü Erken İslâm dönemi camilerinde olduğu gibi kubbeli, diğer bölümleri de çapraz tonozludur. Mihrap siyah ve beyaz taşlardan sivri kemerlidir. Mihrap üzerindeki 1786 tarihli onarım kitabesinde “ Ömeriye Camisi harap olmaya başlayınca bütün hayırseverler var kuvvetini harcadılar. Ona uğurlu bir tarih gerek dediler” yazılıdır.

Caminin önündeki son cemaat yeri siyah ve beyaz taşlardan yapılmış, birkaç kez onarılmış ve özgünlüğünü yitirmiştir.

Minare kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Şerefe altı mukarnaslıdır. Şerefe korkulukları taş işçiliğinin güzel örnekleri arasındadır. Bu minare üzerinde Antep savunması sırasından kalma mermi ve şarapnel parçalarının izleri görülmektedir.


Tahtani (Tahtalı) Cami (Merkez)

Gaziantep Şekeroğlu Mahallesi, Uzunçarşı Caddesi üzerinde bulunan Tahtani Camisi’nin yapımı ile ilgili kesin bilgi bulunmamaktadır. Cami ile ilgili söylentilere göre buradaki ahşap küçük bir mescit yıktırılmış ve yerine bu cami yaptırılmıştır. Caminin 1578 ve 1800 tarihli iki onarım kitabesi bulunmaktadır. Bunun yanı sıra 1563 yılında Maraş Valisi Osman Paşa tarafından da onarılmıştır. Camiye Tahtani isminin verilmesi veya Tahtalı Cami denilmesi vakfiyelerinde geçmektedir. Giriş kapısı üzerinde 1804 tarihli onarım yazıtında; “Allah’ın evi gerçekten çalışmakla mamur oldu” anlamında sözler içeren bir yazı vardır.

Cami dikdörtgen planlı olup, mihrap yönüne paralel iki sahınlıdır. İbadet mekanının içerisindeki taş ayaklarla on bölüme ayrılmıştır. Diğer camilerde olduğu gibi bunun da mihrap önü kubbeli, bunun dışında kalan bölümleri ise çapraz tonozludur. Mihrap beyaz mermerden yarım daire biçimindedir. Mihrabın içerisi yonca kemerli sağır nişlerle bezenmiştir. Ahşap minber kündekâri tekniğinde olup, yıldız, rozet ve geometrik bezemelerle süslenmiştir.

Cami önündeki son cemaat yeri taş payelerin taşıdığı dört bölüm halinde, üzeri ise çatı ile örtülüdür. Kare kaide üzerinde yükselen minare gövdesi çok köşeli olup, şerefe altı mukarnas dolu ve çini karolarla bezenmiştir. Ayrıca burada yıldızlar, rozetler ve geometrik geçmeler de görülmektedir.


Tekke Camisi (Mevlevihane Camisi) (Merkez)

Gaziantep Kozluca Mahallesi, Küçük Pazar Sokağı’nın güneyinde bulunan Tekke Camisi’nin vakıf kayıtlarında ismi Mevlevihane Camisi olarak geçmektedir. Halk tarafından Tekke Camisi olarak tanınmıştır. Bu yapıyı Mustafa Ağa isimli bir Türkmen ağası 1638 yılında yaptırmıştır. Gaziantep’teki 1901 ve 1902 yılında çıkan yangınlarda camiye gelir sağlayan binaları yanmıştır. Döneminin Mevlevi Şeyhi ve vakfının mütevellisi Mehmet Münip Efendi tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Bu cami Mevlevihane olarak yapılmış, semahane bölümü camiye dönüştürülmüştür. Bu yüzden de caminin etrafında derviş hücreleri ve müştemilat yapıları bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerinde 1630 tarihli kitabesinde; “Hayır sahibi olan Mustafa Ağa’ya iki alemde hak inayet eylesin. Mevlânayı Rum için bir yer yaptı. Dervişler ibadet yapsın diye Mevlâna tarihini önce söyledi. Dinle çünkü kıssa söylüyor” anlamında sözler yazılıdır. Bu da yapının Mevlevihane olarak yapıldığına açıklık getirmektedir.

Caminin en ilginç yönü sonradan buraya ilave edilen, altından yol geçen kısa minaresidir.

İç Kale Camisi (Araban)

Araban Kalesinin içerisinde bulunan caminin kitabesi ve vakfiyesi olmadığından caminin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Bununla beraber caminin kalenin en parlak dönemi olan XII.-XIV.yüzyıllar arasında Selçuklular tarafından yapıldığı, Memluklular ve Osmanlılar tarafından da kullanıldığı sanılmaktadır.

Cami 13.20x18.50 m. ölçüsünde dikdörtgen planlı, iki sahınlı olup, blok taşlardan yapılmış üzeri de düz bir damla örtülmüştür. Savunma amaçlı bir kale içerisinde bulunmasından ötürü de içe dönük bir yapıdır.

Cami XX.yüzyılın başında kendi haline terk edilmiş, çevrede yaşayanlar tarafından kale ile birlikte caminin de taşları sökülmüştür. Günümüze yalnızca güney ve doğu duvarındaki taş kaplamaları ve kuzey cephesinde bulunan giriş kapısı gelebilmiştir. Giriş kapısı dikdörtgen bir çerçeve içerisinde basık kemerlidir. Kilit taşının altında dışa dönük kemer uzantıları bulunmaktadır.

Caminin güney cephesi tamamen kale surlarına bitişik olarak yapılmıştır. İbadet mekanında mihrabın iki yanındaki sivri kemerli açıklıktan 1.20x1.40 m. ölçüsünde bir bölüm bulunmaktadır. Bu bölüm duvarlar içerisinde de devam etmektedir. Kıble duvarının ortasında mihrap nişi bulunmaktadır. Duvarlardan hafif ıçe doğru kademeli bir silme ile sınırlanmıştır.Köşelerde sütunçelerle sınırlanmıştır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:40

Gaziantep Medreseleri


Gaziantep’te tarih boyunca yapılmış olan medreselerin bugün yalnızca kaynaklardan isimlerini öğreniyoruz. Şehirde Osmanlı ile daha önceki dönemlere ait 30’a yakın medrese yapılmış, bunların hiçbiri günümüze orijinal şekilleriyle gelememiştir.

Gaziantep’te yapılan en eski medrese, Eyyubi Emirlerinden el-Melikü’l Eşref Muzafferüddin Musa tarafından XIII.yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Eşrefiye isimli bu medreseden günümüze herhangi bir iz gelememiştir. Osmanlı döneminden önce Gaziantep’te yapılmış olan Sunguriyye ve Dulkadiriyye medreselerinin isimlerine kaynaklarda rastlanmaktadır. XV.yüzyılda Mihaloğlu Yahşibey medresesi de Osmanlı öncesi yapılan bir eserdir.

Gaziantep’te Osmanlı döneminde yapılmış ilk medrese, 1548 tarihli Medrese-i Cedide’dir. Gaziantep Müzesi’nde bugün kitabesi bulunan bir diğer medreseyi 1713’de Ahmet Çelebi yaptırmıştır. Ahmet Çelebi Medresesi yakın tarihlerde öğrenci yurdu haline getirilmiş, bu arada üzerine ikinci bir kat eklenmiş ve mimari bütünlüğü tamamen bozulmuştur. Orijinal kapısından başka bir iki odası kalan bu medresenin kapısı da l980’li yıllarda yıkılmış ve yerine yenisi yapılmıştır.

Gaziantep’te Hüseyin Paşa Medresesi l720 yılında yapılmış, bu yapının da medrese hücreleri üzerine ikinci bir kat yapılmıştır. Bu yapıdan da günümüze çok az orijinal bölümü gelebilmiştir.

Tarih boyunca Gaziantep’te medreselerin yerini tutan mekanlar cami avlularının etrafında sıralanmış hücreler olmuştur. Bu nedenle yörede medreseye gereksinim fazla duyulmamış ve medrese yapılmamıştır. Günümüzde Boyacı Camisi’nin avlusunda bu tür bir medreseye ait kalıntılar görülebilmektedir. Tarihi kaynaklarda ve vakıf kayıtlarında cami çevresinde yapılmış medrese yerine geçen hücreleri olan camiler; Şeyh Muhyiddin Mehmet (Tahtalı Camı), Ömer Şeyh, Esenbek, Bostancı, Şeyh Fethullah, Karagöz, Eyüboğlu, Kozanlı, Fethiye ve Ferhadiyye’dir. Günümüzde bunlardan birkaç duvar kalıntısı dışında hiçbir iz kalmamıştır.


Ahmed Çelebi Medresesi (Ramazaniye Medresesi) (Merkez)

Gaziantep Ahmet Çelebi Camisi’nin yanında buluna Ahmet Çelebi Medresesi vakıf kayıtlarından ve kitabesinden öğrenildiğine göre, Şeyh Ramazan oğlu Seyit Ahmet l713 yılında yaptırmıştır. Evliya Çelebi, bu medreseden “Molla Ramazan Medresesi” olarak söz etmiştir. Buna dayanılarak bu medresenin bulunduğu yerde XV-XVI. yüzyıllarda yapılmış bir başka medrese olduğu da düşünülmektedir.

Ahmet Paşa Camisi’nin güney ve doğusunda yer alan bu medrese L biçiminde bir plan göstermektedir. Medresenin doğusunda beşik tonozlu dört oda, güneyinde de dört oda ve dershane bölümü bulunmaktadır. İlk yapılışında tek katlı olan medrese üzerine bir kat daha eklenmiş ve orijinalliğinden uzaklaşmıştır. Böylece Gaziantep’teki günümüze gelebilen tek medresede özelliğini yitirmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:40

Gaziantep Hanları


Gaziantep’te XX. yüzyılın başlarında otuz bir han bulunuyordu.Günümüze ise bunlardan çok azı, şehir hanı plan düzeninde olanlar gelebilmiştir.

Gaziantep hanlarının en eskisi arşiv kayıtlarına göre Mihaloğlu Yahşi Bey Medresesi’nin vakıflarından olan Han-ı Cedit (Yeni han) XV. Yüzyılda yapılmıştır. Bunun yanı sıra Pürçekli Kervansarayından daha önce yapılmış olan Dulkadirli Alaüddevle Bozkurt Hanının XVI.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Günümüzde Gaziantep il merkezinde yapılmış olan en eski han Lala Mustafa Paşa’nın 1563 tarihli Paşa (Hışva) Hanıdır. Bunun yanı sıra çeşitli dönemlerde Sam Köyü Hanı (XVI.yüzyıl), Paşa Hanı (Hışva Hanı) (XVI.yüzyıl), Tütün Hanı (1754), Yeni Han (XVI.yüzyıl), Tuz Hanı (XVII.yüzyıl), Emir Hanı (l710), Yüzükçü Hanı (1735) yapılmıştır.

Gaziantep hanları genellikle tek katlı olarak yapılmış olmalarına karşılık iki ve üç katlı hanlar da vardır ki, bunlar daha sonraki dönemlerde yapılmışlardır. Bu hanların başında da XIX. yüzyıla tarihlendirilen Şeker Hanı, Mecidiye Hanı, Millet Hanı, Belediye Hanı, Eski Gümrük Hanı, Kürkçü Hanı, Maarif Hanı, Anadolu Hanı ve Gümrük Hanı gelmektedir. XIX.yüzyılın sonlarında yapılan Kumruoğlu Hanı ile Elbeyli Hanı üç katlı hanlar gurubundandır.

Gaziantep’te hanların yapımı çevre ile ticari gelişmelerin artmasından sonra XIX.yüzyılın ikinci yarısından sonra yapılmaya başlamışlardır.

Gaziantep hanlarında genellikle odalar bir avlu etrafında sıralanmışlardır. Tek katlı olan hanlardan Paşa Hanında odaların önünde revaklar bulunmaktadır. Diğerlerinde bu tür bir revak sistemine yer verilmemiştir. İki katlı hanlarda, ikinci kattaki odaların önlerine ahşap veya payeler üzerine oturan revaklar yerleştirilmiştir. Genellikle bu hanların alt kat odaları satışa yönelik olup üst katlar atölye, bazen de dinlenme yeri olarak kullanılmışlardır. Bu hanların bir diğer özelliği de ahırların han çevresindeki kayalıkların oyulmasıyla meydana getirilmiş olmalarıdır.

Gaziantep hanları giriş portalleri dışında oldukça sade bir görünümdedirler. Bununla beraber Yeni Han, Elbeyli Hanı, Millet Hanı, Belediye Hanı ve Kürkçü Hanı diğerlerinden farklı olarak yöresel siyah ve beyaz taşlardan yararlanmışlardır.


Şeker Han (Merkez)

Gaziantep Arasta Çarşısında bulunan Şeker Hanı’nın ne zaman yapıldığı konusunda yeterli bilgiler bulunmamaktadır. Bununla beraber Antep Şer’i Mahkeme sicillerindeki kayıtlara göre XVI. yüzyılda bu hanın bulunduğu anlaşılmaktadır.

Oldukça düzgün kesme taştan yapılan han iki katlı hanlar gurubundandır. Hanın oldukça gösterişli bir giriş portali bulunmaktadır. Hanın odaları ortadaki bir avlunun etrafında sıralanmışlardır. Bu avlu çevresindeki odaların önünde revaklar ve üst katın revaklarını taşıyan direkler vardır.


Paşa Hanı (Merkez)

Gaziantep’te Kalealtı semtinde bulunan Paşa Hanı’nı Halep valiliği sırasında Lala Mustafa Paşa 1550 yılında yaptırmıştır.

Han düzgün kesme taştan yapılmıştır. Tek katlı avlulu ve revaksız hanlar gurubundandır. Günümüzde yapılan onarım ve eklerle tüm özelliğini yitirmiştir.


Hışva Hanı (Merkez)

Gaziantep Düğmeci (Karagöz) Mahallesi’nde bulunan Hışva Hanı’nın kitabesi olmadığından ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Antep Şer’i Mahkeme Sicillerinde ismi geçtiğinden ötürü XVI-XVII yüzyıllarda yapıldığı sanılmaktadır.

Hışva Hanı da tek katlı,avlulu hanlar gurubundandır. Yuvarlak kemerli gösterişli bir giriş kapısından avluya geçilmekte, bu avlunun iki yanında odalar sıralanmışlardır. Bu odaların karşısına gelen bölüme ise kayaların oyulması suretiyle ahırlar yapılmıştır. Giriş kapısı siyah ve beyaz taşlardan yapılmış, girişi örten tonozların başlangıçlarına da mukarnas dizileri yerleştirilmiştir.


Emir Ali Hanı (Amir Ali Hanı) (Merkez)

Gaziantep Kunduracı Çarşısında bulunan, Şeker Hanı karşısındaki Emir Ali Hanı’nın kitabesi bulunmamaktadır. Antep Şer’i Mahkeme sicillerine göre XVIII..yüzyılda yapıldığı anlaşılmaktadır.

Hanın sivri kemerli bir girişi bulunmaktadır. Aynı zamanda tonoz örtülü eyvan biçimindedir. Han iki katlı hanlar gurubundandır. Hanın birinci katında avluya açılan odalar sıralanmıştır. İkinci katın önüne direklerin taşıdığı bir revak yapılmış, bunların arkasına da odalar sıralanmıştır.

Han bir çok değişikliğe karşılık orijinalliğini kısmen de olsa koruyabilmiştir.


Millet Hanı (Merkez)

Gaziantep, Kalealtı semtinde bulunan han Gaziantep Kalesine 300 m. uzaklıktadır. Bu han Aşçıoğlu Kesabar Kavşeğ’in maddi desteği ile 1870-1875 yıllarında yapılmıştır.

Vakıf olarak yapılan han kuzey-güney doğrultusunda uzanan iki katı hanlar gurubundandır. Kesme taştan yapılmış, tonozlu ve gösterili bir girişten sonra bir avluya geçilmektedir. Bu avlunun çevresinde odalar sıralanmıştır. İkinci katın revağını taşıyan direkler de burada birbirini izlemektedir.

Han günümüzde özgün mimarisini korumakta olup, Gaziantep’in bakırcılar merkezidir. Bu çarşıda Gaziantep bakırcılığına özgü Göbekli Lale, Arabesk, Badya, karışık Patlıcan ve Lale motifleri işleyen atölyeler bulunmaktadır. Ayrıca mutfağa yönelik eşyalar, kazanlar, güğümler, tencereler yapılmaktadır. Bu çarşı Gaziantep ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır.


Kürkçü Hanı (Merkez)

Gaziantep Arasta Çarşısında bulunan Kürkçü Hanı’nın yapım tarihi bilinmemektedir. Bununla beraber hanın XIX. yüzyılın sonlarında yapıldığı sanılmaktadır.

Gaziantep hanları arasından zengin giriş kapısı ile ayrılmaktadır. Memluklu ve Zenği üslubunu yansıtan giriş kapısı siyah ve beyaz taşlardan güneş ışıklarını andıracak biçimde yapılmış olmaları oldukça ilginçtir. Ayrıca girişin üzerine taş konsollar yerleştirilmiştir. Bunların üzerine de vazoyu andıran sekiz parça taş yan yana dizilmiş ve böylece görkemli bir görünüm ortaya çıkmıştır.

Gaziantep hanları arasında iki katlı hanlar gurubundandır. Hanın ikinci kattaki odaları biraz daha küçük tutulmuş, önlerindeki revaklar daha geniş tutulmuştur.


Belediye Hanı (Merkez)

Gaziantep, İsmet Paşa Mahallesi’nde bulunan Belediye Hanı kentin en büyük hanıdır.
Han kesin olmamakla beraber Belediye Başkanı Mustafa Ağa tarafından 1887’de yaptırılmıştır.

İki katlı hanlar gurubundan olan hanın çok sayıda odası ve ayrıca bir de ahırı bulunmaktadır.Yapı olarak handan çok kervansaray görünümündedir. Hanın doğu, batı ve kuzey yönündeki üç kapından avluya girilmektedir. Bu avlunun ortasında sekiz köşeli bir şadırvanı vardır. Avlunun dört yanından merdivenlerle üst kata çıkılmaktadır. İkinci katta sofa ve kemerli revakların arkasında odalar sıralanmıştır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3673
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   C.tesi Mayıs 31 2008, 07:40

Gaziantep Bedestenleri


Gaziantep’te değişik dönemlerde altı bedesten yapılmıştır. Bunlardan yalnızca Zincirli Bedesten ile (l717) ile Kemikli Bedesten (1853) günümüze gelebilmiştir.

Lala Mustafa Paşa’nın ll0 dükkandan meydana gelen Eski Bedesten (Karanlık Bedesten) (l578), Kadri Paşa Bedesteni (Fatlacılar Bedesteni) (1854-1857), Oturakçılar Bedesteni ve Hüsrev Paşa’nın yaptırdığı Kuyumcular Bedesteni’nden (XVI.yüzyıl) günümüze hiçbir iz gelememiştir.


Zincirli Bedesten (Merkez)

Gaziantep Kunduracılar Çarşısında bulunan bedesten 1717 yılında Hüseyin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Halk arasında Kara basamak bedesteni ismiyle de tanınmaktadır.

Bedestenin güney kapısındaki dört dizelik kitabeyi devrin şairlerinden Kusuri yazmıştır. Bedesten kuzeyden güneye; doğudan batıya uzanan iki ayrı bölümden meydana gelmiş olup her iki bölüm kuzeydoğuda kesişmektedir.

Bedesten tek katlı bir yapıdır. İçerisinde 80 dükkanı vardır. XX. yüzyılın başlarında bedestenin üzerine ikinci bir kat yapılmıştır. Adliye olarak kullanılan bu bölüm 1957 yılında yanmıştır. Günümüzde onarılan bedesten et ve sebze hali olarak kullanılmaktadır.


Kemikli Bedesten (Merkez)

Gaziantep Kunduracılar çarşısında bulunan Kemikli Bedesteni Müftü Hacı Osman Efendi 1853 yılında yaptırmıştır.

Bedesten dikdörtgen planlı olup kesme taştan yapılmıştır. Bedestenin doğu ve batı yönlerinde ikişer girişi bulunmaktadır. Bedestenin içerisi tonozlu hücrelerle boydan boya ikiye bölünmüştür. Günümüzde bedesten iş yeri olarak kullanılmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
serkan
SüPeR MoDeRaTör
SüPeR MoDeRaTör
avatar

Mesaj Sayısı : 4954
Tecrübe Puanı : 3725
Kayıt tarihi : 30/03/08

MesajKonu: Geri: Gaziantep hakkında bilgi   Cuma Tem. 04 2008, 20:42

tsk
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gaziantep hakkında bilgi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Benzer konular hakkında bilgi
» Satürn, açıları, dogum hartıasında yerleşimi..
» Wilson Ilkeleri (8. Ocak 1918)
» cemre bilgi
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YUHistan :: GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ :: Gaziantep-
Buraya geçin: