YUHistan

Hoşgeldiniz, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Toplam Mesajınız: 4


 

AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Osmaniye hakkında bilgi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:36

Osmaniye Genel Bilgi


Akdeniz Bölgesi’nin doğu kesiminde yer alan Osmaniye, doğusunda Gaziantep, güneyinde Hatay, batısında Adana, kuzeyinde Kahramanmaraş illeri ile çevrilidir.Çukurova’da yer alan il topraklarını Orta Toroslar, Doğu ve Güneydoğu kesiminde de Amanos Dağları ile bu dağların uzantısı Kösür (Gavur) Dağı (1.702 m.) engebelendirir. Bu dağların dışında ilin belli başlı yükseltileri ; Koyunmelen Dağı (2.108 m.), Kelda Dağı (1.900 m.), Büyük Kösür Dağı (1.626 m.), Tozaklık Dağı (1.616 m.), Hacıdağı (1.549 m.), Honazin Gediği (1.086 m.), Haçbel Dağı (1.426 m.), Boğatepe ( 850 m.)’dir. İlin etrafını çevreleyen bu dağlarda irili ufaklı pek çok yayla bulunmaktadır. Zorkun, Ürün, Fenk, Almanpınarı ve Maksutoğlu yaylaları bunların başında gelmektedir. Çukurova’nın Osmaniye ili sınırları içerisinde kalan kesimi Yukarı Ova olarak anılmaktadır.

İlçe topraklarını Ilısu ve Akçasu Çaylarını toplayan Ceyhan Nehri sulamaktadır. Deniz seviyesinden 118 m. yüksekliktedir. İlin yüzölçümü 3.222 km2 olup, 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 458.782’dir.

Genellikle tarım yapılan düz alanlar dışında, dağlarda kayın, meşe, gürgen, sedir, kızılçam ve karaçam ormanları bulunmaktadır. Osmaniye’nin iklimi, dağlık ve ovalık alanlarda farklılık göstermekle birlikte, tipik Akdeniz iklim özelliği göstermektedir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, ticaret, dokumacılık ve sanayie dayalıdır. Yetiştirilen tarımsal ürünlerin başında yerfıstığı, buğday, soya, mısır, pamuk, çeltik ve çiğit gelmektedir. Tarım ürünleri arasında yerfıstığı önemli olup, üretiminde ve pazarlamasında Türkiye’nin merkezi durumuna gelen Osmaniye, dünya sıralamasında yerini almıştır. Yapılan üretimin büyük bir kısmı, fıstık fabrikalarında işlenerek yurt dışına ihraç edilmektedir. Ayrıca sebze, meyve ve narenciye de yetiştirilmekte olup, seracılık da yapılmaktadır. Hayvancılıkta sığır, koyun ve keçi yetiştirilmektedir. Karatepe’de dokunan kilimler ilin ekonomisine katkıda bulunmaktadır.

Osmaniye’nin yer aldığı Kilikya Bölgesi MÖ.XIV.yüzyılda Hititlerin egemenliği altında olup, Hitit Federasyonu’ndan Kızwatna Krallığının toprakları içerisinde idi. Asurlular bir süre bölgeyi egemenlikleri altına almışlarsa da sonunda Kilikyalılar onlara karşı ayaklanmışlardır. MÖ.VI.yüzyılın ortalarında Kilikya Bölgesi ile birlikte Osmaniye Perslerin eline geçmiş ancak, MÖ.333 yılında Büyük İskender’in Pers İmparatoru Darius’u Adana’nın doğusundaki Dörtyol-Payas Ovası’nda yenmesinden sonra Makedonyalıların egemenliğine geçmiştir. Büyük İskender İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra Çukurova ile birlikte Osmaniye de Seleukosların payına düşmüştür. Akdeniz korsanlarının, Roma deniz

ticaretine ağır darbeler vurmasından ötürü, Roma buraya güçlü bir ordu göndermiştir. Romalılar ilk savaşta başarılı olamamışlar, Pompeus’un emrine bütün eyalet kuvvetleri verilmiş ve bunlara 500 savaş gemisi de katılmıştır. Romalılar korsanların kalelerini ele geçirmiş ve böylece Kilikya bölgesi Roma İmparatorluğu’nun topraklarına katılmıştır. İmparator Hadrianus MS.120-135 yıllarında Çukurova bölgesine önem vermiş ve burasını önemli bir ticaret merkezi haline getirmiştir. MS.395’de Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra Adana ile birlikte Osmaniye, Doğu Roma’nın yönetimine girmiştir.

MS.VII.yüzyılın ortalarında Arap akınlarının Anadolu’ya yönelmesinden sonra, Emevi halifesi Abdülmelik (685-705) yöreyi ele geçirmiş ve İslâm kültürünün kökleşmesinde etkili olmuştur.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra, Kutalmış oğlu, 1. Rükneddin Süleyman Şah Adana, Tarsus, Misis ve Anazarva dahil bütün Çukurova’yı ele geçirmiş (1082-1083), böylece bütün Çukurova bu tarihte, Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliğine girmiştir. MS.XIII.yüzyılda Memlûklular Ermeni Prensliğini ortadan kaldırmıştır. Horasan’dan gelen oğuzların Yüreğir boyundan Ramazanoğulları Adana ve çevresine yerleşmiştir. Ramazanoğulları Beyliği Osmanlı İmparatorluğu ile Mısır’ın Kölemen sultanları arasında sıkışıp kalmıştır. Çukurova bölgesi Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında (1517) Osmanlı topraklarına katılmışsa da, Ramazanoğlu Mahmut Bey’in Yavuz Sultan Selim ile Mısır Seferine katılması ve Adana şehrinin anahtarını Ona vermesinden ötürü eyaletin yönetimi bir süre daha Ramazanoğulları’nın elinde kalmıştır. Ramazanoğulları babadan oğula geçen valilik sistemi ile Adana ve Çukurova bölgesini Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı kalarak idare etmiştir.

1517 yılında Toprakkale’nin doğusunda İpek Ticaret yolunun da içinden geçtiği yerde önemli bir ticaret merkezi ortaya çıktı. Fakuşağı, Dereobası, Karacalar ve Erzin’i de içerisine alan bu bölgeye Kınık adı verilmiştir. Bu şehre Adana, Tarsus, Maraş ve Belen den Bezirganlar ticaret mallarını getirerek İsneyn pazarında satıyorlardı. Pazar Salı günü kurulduğu için adına İsneyn denilmiştir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu bölgeden Kınık Şehri olarak bahsetmektedir. Kınık’ın bugünkü Osmaniye olduğu kuvvetle muhtemeldir.

Osmanlı Devletinin Duraklama döneminde Anadolu’da çıkan Celali İsyanları Amanos’larda yaşayan Ulaşlı aşiretini de etkilemiş, Osmanlı Devleti iç güvenliği ve siyasi istikrarı sağlamak amacıyla Derviş Paşa’yı Çukurova’da mecburi iskanı uygulamak üzere görevlendirmiştir. Derviş Paşa Fırka-i İslahiye adı verilen askerlerle Osmaniye’nin Dereobası Köyünün yamacına 1865 yılında karargahını kurmuştur. Dağdaki Ulaşlı Aşiretini Hacı Osmanlı Kariyesine, ovada yaşayan Cerit, Akçakoyunlu, Tecirli aşiretlerinin de ovada bulundukları bölgeye yerleştirmiştir.

XIX.yüzyılın ilk yarısında Osmanlı İmparatorluğuna karşı isyan eden Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa Adana ve yöresini ele geçirmiş, Kütahya Antlaşması (1833) ile Mısır’a bağlanmış, ardından yapılan Londra Antlaşması (1840) ile tekrar Osmanlı topraklarına katılmıştır.

1866 yılında Hacıosmanlı merkezli kurulan Osmaniye, Payas, Üzeyir, Cebeli Bereket sancağı Halep eyaletine, Osmaniye de Cebeli Bereket Sancağı bağlanmıştır. Cebeli Bereket Sancağı Gavur Dağlarındaki isyanların ve asayişin sağlanması amacı ile 1878 yılında kurulmuştur. Cebeli Bereket Sancağının merkezi 1905 yılında Osmaniye’ye taşınmıştır.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra 24 aralık 1918’de Fransız birlikleri, işbirlikçi Ermeni çeteleriyle Adana ve yöresini işgal etmişler, Türk milis kuvvetlerinin şiddete direnmesi, işgalcilerin önemli kayba uğramalarına neden olmuştu. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara İtilafnamesi hükümleri uyarınca 5 Ocak 1922’de Fransız işgal kuvvetleri yöreden çekilmişlerdir.

Cumhuriyetin ilanından sonra sancakların vilayete dönüştürülmesi ile Cebeli Bereket Vilayet olmuş, 1933 yılında da yeniden ilçe olarak Adana’ya bağlanmıştır. 1996’da da il konumuna getirilmiştir.

Osmaniye’de günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Karatepe Hitit Yerleşimi, Hierapolis Castobela kenti kalıntıları, Hemit Köyü’nde Hemite Kalesi, Çardak Kalesi, Gastabala Kalesi, Savranda Kalesi (Kaypak Kalesi), Toprakkael, Karakışla Kalesi, Kırıklı Kalesi, Aslantaş Hitit Kalesi, Aslantaş Açıkhava Müzesi, Saat Kulesi, Ala Cami bulunmaktadır. Kadirli Almacık, Sumbas Bağdaş, Ürün, Zorkun, Dokurcan, Çığraş, Beyoğlu Savrungözü, Hasanbeyli Almanpınarı ve Maksutoluğu Yaylaları ilçenin doğal güzellikleri ve mesireleridir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:40

Osmaniye Gezgin Gözüyle

Hierapolis Açıkhava Müzesi:Osmaniye İl merkezinin 12 km. kuzeyindeki Ceyhan Nehrinin kuzeybatıya döndüğü kıvrımın içinde, Kesmeburun ile Bahçeköy arasında bulunan ovaya hakim olan bir kaya çıkıntısı üzerinde Bodrum Kalesi adını taşıyan 13. yy. dan kalma bir kale yükselmektedir. Osmaniye'den Cevdetiye, Kesmeburun üzerinden Karatepe-Aslantaş ören yerine ulaşan yolun doğusunda bulunan kalenin eteklerinden başlayarak kalıntıları çepeçevre birkaç km²'lik alanı kaplayan Kastabala Ören Yerini ilk kez 1875 yılında İngiliz diplomat E.J. Davis ziyaret etmiş ve ayrıntılı olarak tanımlamıştır. Kentin antik devirdeki diğer bir adının da Hierapolis olduğu ancak 1890 yılında İngiliz araştırmacı Th. Bent tarafından burada bulunan antik yazıtlar sayesinde anlaşılmıştır. Çeşitli uluslara mensup gezgin ve araştırmacıların Kastabala'nın anıtları, yazıtları ve sikkeleri hakkında 20. yy. da yaptıkları araştırmalar sayesinde antik kent tarihinin karanlıkta kalan bazı noktalarını aydınlatmak mümkün olabilmektedir.

Kilise

Antik yazarlardan Ptolemaeus ve Plinius ovalık Kilikya'nın antik kentleri arasında Kastabala'ya komşu kentler Anazarbos'tan sonra ve Epiphaneia'dan önce değinmişlerdir. Coğrafyacı Strabo ise, Toros dağları üzerinde ikinci bir Kastabala bulunduğu yanılgısına düşmüştür.

Anadolu dillerinden türetilmiş bir yer ismi olan Kastabala adının geçtiği en eski yazılı belge Kastabala'nın 20 km. kadar kuzeyinde bulunan bahadırlı köyü civarında 1961 yılında bulunan Aramice bir sınır yazıtıdır. M.Ö. 5. ve 4. yy. da Anadolu'ya hakim olan Perslerin kullandığı resmi yazı olan bu metinde Pirvaşua adını da taşıyan Anadolu ana tanrıçası Kubaba'nın arazisinin bir kısmının da Kastabala'a ait olduğu belirtilmektedir. Buradaki Kastabala ismiyle bir kentin mi yoksa bir arazinin mi kastedilmek istendiği kesin olarak anlaşılamamaktadır. Kastabala ilk kez Seleukos krallarından IV. Antiochos Epiphanes'in hakimiyet döneminde (M.Ö. 175-164) basılan sikkelerde Hierapolis adıyla anılmaktadır. Antiochos kentte uzun zamandan beri tapınım gören "Perasia" ismindeki tanrıçanın tapınağından ötürü kente "Kutsal Şehir" adını vermiştir. Perasia adı büyük bir olasılıkla yukarıda bahsedilen Arami yazıtında geçen ve kökleri geç Hitit dönemine uzanan Pirvaşua adından türetilmiştir. Roma devrinde yaşamış olan Amasyalı tarihi coğrafya yazarı Strabo Perasia tanrıçasına tapınım törenleri sırasında gözlenen ilginç bir gelenekten söz etmektedir. Strabo'ya göre tanrıçanın rahibeleri dini törenler sırasında çıplak ayakları ile korlaşmış kızgın kömürler üzerinden ayakları yanmadan yürümekteydiler. Bu törenler Hindistan, Pasifik adaları, Orta İtalya ve Trakya'da bazı halk toplulukları arasında halen yapılmaktadır. Kastabala sikkeleri üzerindeki Perasia tasvirleri ve Kastabala'da bulunan Perasia'ya sunulmuş olan adak yazıtları bu tanrıçanın kült merkezinin Kastabala'da olduğunu belgelemektedirler. En önemli atribüsünün meşale olduğunu sikkelerden öğrendiğimiz Perasia yazıtlarda unvanı ile onurlandırılmaktadır.Strabo'ya göre Perosia Kastabala'da Artemis ile özdeşleştirilmekteydi. Antik Yunan tanrılar dünyasından tanıdığımız Artemis'in kökleri Hitit devrine kadar uzanan bir yerel Anadolu tanrıçası olan Persia ile özdeşleştirilmesi Anadolu'nun bir çok yerinde benzerleri görülen synkretimus olgusunun Çukurova'daki en dikkati çeken örneğidir. Kastabala'da bulunmuş olan ve Roma imparatorluk devrinin başlarına tarihle nen vezinli bir yazıtta Perasia'ya , Selene, Demeter, Artemis, Aphrodite ve Hekate tanrıçalarının adlarıyla yakarışta bulunulması doğu ve batı din ve tanrılar dünyasının Kastabala'da Roma imparatorluk devrinde birbirleriyle kaynaştıklarını belgelemektedir.

Anfi Tiyatro
Çukurova'nın doğusunda yer alan Hierapolis-Kastabala'nın Seleukos imparatorluğunun hakimiyeti altında bulunduğu M.Ö. IV. yy. sonu ile M.Ö. I. yy. ortaları arasındaki konumu hakkında antik kaynaklarda dikkate değer bir bilgiye rastlanmamaktadır. M.Ö. I. yy. ortalarında Seleukos'ların tarih sahnesinden çekilip, bölgeye Roma devletinin hakim olmaya başladığı dönemde Hierapolis-Kastabala'nın tekrar tarih sahnesine çıktığı görülmektedir. Bilindiği gibi M.Ö. 67 yılında ünlü Romalı komutan Cn. Pompeius Magnus tarafından denizde ve karada kesin bir yenilgiye uğratılan Kilikya korsanlarının Doğu Kilikya'da sahil kentlerine ve sahille yakın yerlere iskan edilmeleriyle bölgenin tarihinde yeni bir dönem başlamış oldu.Önceleri Kapadokya Kralı Archelaos'un denetimine verilen Kastabala ve diğer ovalık Kilikya kentlerinde Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ortaya çıkan yönetim sorunlarının devam ettiği görüldü Bunun üzerine Romalılar bölgedeki iktidar boşluğunu önlemek için antik devirdeki adı Pyramos olan Ceyhan nehri havzasının denetimini Tarkondimotos ismindeki eski bir korsan önderine bıraktılar. O dönemde bu bölgenin başşehri Hierapolis-Kastabala idi.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:40

Bodrum Kalesi-Kastabala (Hierapolis)

Tarkondimotos'tan beri ilk kez M.Ö. 51 yılında Cicero tarafından Romalıların dostu ve müttefiki olarak bahsedilmesine karşın, M.Ö. 64 yılı kışından beri ovalık Kilikyanın doğu kesimlerinin denetiminin elinde olduğu sanılmaktadır. Babası olduğunu, Kastabala'da 1914 yılında bulunan bir onur yazıtından öğrendiğimiz Strato'ya ne antik kaynaklarda ne de yazıtlar ve sikkelerde bugüne değin kral olarak değinilmemesi nedeniyle Tarkondimotos'un kendi adıyla anılan yerel hanedanlığın kurucusu olduğu sanılmaktadır. Kesin doğum yılı bilinmeyen Tarkondimotos'un, ovalık Kilikya'nın doğusundaki bazı yerel halk topluluklarının başındaki aşiret liderleri üzerinde kontrolü sağlayarak buranın hakimi olduğu anlaşılmaktadır. Romalılar tarafından bölgenin lideri olarak tanınmasının nedenlerinin başında Strabo'nun bahsettiği kahramanlıklarından daha önemlisi Roma'nın güvenilir bir müttefiki olduğunu birçok kere kanıtlamış olmasıydı. M.Ö. 64 yılı kışında Pompeius'un legatı Afranius'u, Lucullus'un Amanos dağlarına yerleştirmiş olduğu Arap kabilelerinin saldırıları sırasında desteklemesi ve M.Ö. 51 yılında Cicero'nun Kilikya eyalet valiliği sırasında Parthların Kilikya'yı istila etmek üzere yığınak yaptıklarını zamanında bildirmesi, Romalıların Tarkondimotos'un sadakatine inanmaları için yeterliydi. Çünkü Anadolu ile Mezopotamya arasında anahtar konumunda olan Doğu Kilikya ve Amanos bölgesinin kontrolü, Romalılar için büyük stratejik önem taşımaktaydı. Bunun için bölgede çok güvendikleri bir yerel güce gereksinimleri vardı. Tarkondimotos daha önce korsan olmasına rağmen şimdi hem araziyi ve hem de Doğu Akdeniz ve Kilikya sahillerini iyi tanıdığından Romalıların hizmetinde onlara çok yararlı olmaktaydı. Tarkondimotos'un kral unvanını alması Cicero'nun Kilikya eyalet valiliği görevinin bitiminden yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleşecekti. Zaten Cicero da Tarkondimitos'tan sadece Romalıların dostu ve müttefiki olarak bahsetmekte, ama kral unvanı olduğuna değinmemektedir. Tarkondimotos'un, Pompeius ile Lulius Caesar arasındaki mücadele sürecinde Pompeius'un tarafını tuttuğunu ve onun donanmasının hazırlanması konusundaki en büyük yardımcısı olduğunu Cassius Dio'dan öğrenmekteyiz.

Ancak Pompeius'un , Caesar tarafından M.Ö. 48 yılında Pharsalos savaşında yenilmesinden ve Mısır'da öldürülmesinden sonra, Pompeius'un taraftarlarına sadık kalmaya devam edeceği izlenimini uyandırıp onları tuzağa düşürüp, Caesar'a teslim ederek Caesar'ın güvenini kazanmaya ve bu sayede kendi konumunu kurtarmaya çalıştı. hatta Lulius Caesar'a bağlılığını göstermek için kızına Lulia adını verdiği de bazı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir.

Caesar'ın M.Ö. 44 yılının 15 Mart'ında öldürülmesinden sonra Caesar katilleri ile Marcus Antonius ve Octavian arasında çıkan savaşta, Philippi muharebesi öncesi Tarkondimotos'un Cassius'a askeri destek vermeyi reddettiğini, ancak Brutus'un kuvvet kullanması nedeniyle onun safında yer almak zorunda kaldığını Cassius Dio yazmaktadır. M.Ö. 42 yılında Philippi de yapılan savaşta Caesar katillerinin yenilerek ortadan kaldırılmalarından sonra kurulan Trumvirat'ın Roma hakimiyet alanını paylaşımları sonucu Doğu Akdeniz ve dolayısıyla Kilikya Antonius'un kontrolüne bırakıldı.

Antonius, denetiminde bulunan Doğu Akdeniz'in birçok yerinde olduğu gibi, Anadolu'nun ortasında ve doğusunda da büyük ve güçlü krallar yerine, başında Roma'nın güvenebileceği yerel önderlerin ya da rahiplerin bulunduğu prensliklerle bölgeyi denetim altında tutma politikasını tercih etmekteydi. Bu politikaya uygun olarak ovalık Kilikya'yı elinde tutan Tarkondimotos daha önce Antonius'un düşmanı olan Caesar katillerinin yanında yer almaya zorlandığına Antonius'u ikna edebildiği için, M.Ö. 40 yılından itibaren Antonius'un müttefiki oldu ve Antonius Tarkondimotos'a elinde bulundurduğu araziyi yönetme izni verdi. Bu dönemde Tarkondimotos, Roma'ya üstün hizmetlerde bulunmuş ve özellikle Antonius'a Parthlar ile yapılan savaşlar sırasında sadakatini çok belirgin bir şekilde göstermiş olmalıydı ki, kendisine Antonius tarafından kral unvanı verilmişti. Tarkondimotos'un sikkelerinden öğrendiğimiz Philantonius unvanını da kullanmaya başlaması M.Ö. 40 ile 36 yılları arasındaki bu döneme rastlamaktadır. Fakat tüm sadakatine rağmen Tarkondimotos, o zaman kadar elinde tuttuğu Elaiussa ve Korykos'u da kapsayan orta Kilikya sahilinin Antonius tarafından Kleopatra'ya hediye edilmesini kabullenmek zorunda kalmıştır.

Antonius'un Octavian ile yaptığı Roma'nın tek hakimi olma savaşında Antonius'un tarafını tuttu. Ancak M.Ö. 31 yılında yapılan ve Antonius'un kaybettiği Actium savaşı öncesi denizde Agrippa'nın gemileri ile meydana gelen bir çatışma sırasında komuta ettiği donanma birliklerinin başında öldü.

Buraya kadar sunulan bilgilerin ışığında Tarkondimotos'un Seleukoslar imparatorluğunun yıkılmasından sonra Doğu Akdeniz'in diğer yerlerinde olduğu gibi ortaya çıkan iktidar boşluğunun Roma tarafından doldurulacağını zamanında gördüğünü ve bölgesinde yerel bir güç olamaya başlamasından beri politikasını Roma ile iyi ilişkiler kurulması üzerine oturttuğu, bu amaçla Roma'nın Doğu Akdeniz'deki yöneticilerine sadakatini göstermekten hiçbir zaman çekinmediği anlaşılmaktadır. Tarkondimotos'un Pomprius, Cicero ve Caesar'a gösterdiği sadakat Antonius'a bağlılığını, Philantonius adını alarak göstermesiyle doruk noktasına ulaşmıştı. Bu durumda alışılagelmiş olanı Philantonius yerine Philoromaios unvanını almasıydı. Tarkondimotos böylece doğulu krallara özgü devletlerin başındaki kişilerin arasındaki iyi ilişkileri yeğlemekte olduğunu göstermektedir. Ancak Tarkondimotos'un M.Ö. 64-31 arasındaki 33 yıllık yönetimine damgasını vuran en önemli unsurun Romalıların sadık müttefiki olmaya çalışmasına rağmen uyguladığı ya da uygulamak zorunda kaldığı salıncak politikası olduğunu görmekteyiz. Kilikya'nın Seleukos imparatorluğunun hakimiyet alanından Roma imparatorluğunun hakimiyet alanına geçişi dönemine rastlayan M.Ö. 1. yy.ın bu en karışık döneminde, Anadolu ile Suriye arasında, o zamanın iki büyük dünya gücü olma iddiasıyla birbirlerine acımasızca düşmanlık besleyen Parthlar ile Romalıların arasında yok olmamak için Tarkondimotos'tan başka bir politika izlemesi de beklenemezdi. Ancak burada dikkati çeken husus Tarkondimotos'un sadakatini sunduğu Romalıların daima onların konumlarına göz diken rakipleri tarafından yenilenler ya da öldürülenler olmalarıydı. Bunun ötesinde Tarkondimotos sadakatini gösterdiği Romalıları onların ilk başarısızlıklarında terk etmemiş, ölümlerine kadar onları desteklemiş ve sonunda kendi de Antonius'a olan bağlılığı nedeniyle bu yolda hayatını kaybetmiştir.

Bodrum Kalesi

Tarkondimotos'un hayattaki oğlu Tarkondimotos Philopator, Actium savaşından hemen sonra derhal Octavian'ın tarafına geçtiğini belirtmesine ve bunu kanıtlamak içinde Antonius taraftarı gladyatörlerin Kyzikos'tan Alexadreia'ya yürüyüşlerini Kilikya'da engellemesine rağmen, savaşın galibi Octavian, Actium savaşından sonra Tarkondimotos'un oğlu Tarkondimotos Philopator'u azletti ve ona babasının denetiminde olan bölgeyi yönetme hakkını on yıl süreyle tanımadı. Ancak doğuda Parthlardan herhangi bir saldırı gelmeyeceğine inandığında M.Ö. 20 yılında Tarkondimotos'un oğlu Tarkondimotos'a II. Tarkondimotos Philopator adıyla sadece babasının 31 yılında ölümünden hemen önce elinde tuttuğu araziyi yeniden kontrolü altında bulundurma hakkı tanıdı. Bunda II. Tarkondimotos Philopator'un Romalılara sadakatini on yıllık süre içinde çok etkin bir şekilde göstermiş olması da rol oynamış olmalıydı. Ancak babasından Antonius'un alıp Kleopatra'ya hediye ettiği orta Kilikya sahil şeridini Augustos Kappadokia kralı Archelaos'a verdi. Böylece II. Tarkondimotos'un elindeki bölge sadece ovalık Kilikya'nın iç bölgesinde kalan, denizle ilişkisi kesilmiş Romalılar ile Parthlar arasında büyük bir önem taşımayan tampon bir yerel krallık konumuna indirgenmişti. M.Ö. 19 yılında Octavian, yeni dünya düzeninin yöneticisi olarak Kilikya Pedias'ı ziyaret etti ve bu ziyaret sırasında Anazarbos'a Kaisareia adını vererek yeniden kurdu. Böylece Tarkondimotos hanedanının başşehri olan Kastabala'nın yanında bölgede ikinci bir merkez oluşmaya başladı. Bu durum zaman içinde Kastabala'nın Çukurova'nın doğusunda dini yönü ağır basan bir kent, Anazarbos'un ise siyasi nitelikli bir metropol olması sürecini başlattı.

Tarkondimotos hanedanı hakkında antik kaynaklar ve yazıtların verdikleri bilgiler çok sınırlıdır. Tarkonodimotos'un eşinin adı bilinmemektedir. Kastabala'da yine 1914 yılında bulunan bir başka onur yazıtından öğrendiğimize göre Tarkondimotos'un en büyük oğlu Laios adını taşımaktaydı. Antik kaynaklarda ve sikkelerde adının geçmemesi nedeniyle Laios'un Actium savaşından önce ölmüş olabileceği anlaşılmaktadır. Aynı yazıttan Tarkondimotos'un Lulia adında bir de kızı olduğunu öğrenmekteyiz. II. Tarkondimotos Philopator'un Anazarbos'ta bulunan bir heykel kaidesi üzerindeki yazıtta kral olarak onurlandırılması Anazarbos'un Tarkondimotos'un kontrolü altındaki bölgede bulunma olasılığını kuvvetlendirmektedir. Anazarbos'ta 1984 yılında şehrin güneyindeki bir su kanalı kazısı sırasında bulunan mermerden erkek portre başının kral II. Tarkondimotos Philopator'a ait olabileceğine Ramazan ÖZGAN kuvvetli bir ihtimal olarak değinmişti.Hem bu portre baş ve hem de heykel kaidesi herhalde Anazarbos'un M.Ö. 19 yılında Octavian tarafından ziyaret edilmesi sırasında veya bu ziyaretin hemen ertesinde II. Tarkondimotos Philopator'un Augustos tarafından kral olarak onaylanmasını kutlamak amacıyla diktirilmiş olmalıydılar.

Bodrum Kalesi

II. Tarkondimotos'un ne zaman öldüğü ve hanedanın daha sonraki akıbeti bilinmemektedir. Sadece Tacitus, yıllıklarında M.S. 17 yılında Philopator isminde Kilikyalı bir soylunun öldüğünden bahseder. Tarkondimotos Philopator'un M.S. 17 yılında ölümünden sonra yönetiminde bulunan topraklar, Tacitus'un da belirttiği gibi yöre halkının arzusu doğrultusunda, imparator Tiberius döneminde Germanicus tarafından Suriye eyaletine dahil edildi. M.S. 38 yılından Caligula, Tarkondimotos'un arazisini Suriye eyaletinden ayırarak Roma'da beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı Kommagene kralı IV. Antiochos'a verdi. IV. Antiochos bu bölgeyi M.S. 72 yılına kadar kısa aralıklarla kontrolü altında tuttu.İmparator Vespasian M.S. 72 yılından itibaren yeniden kurduğu Kilikya eyaletinin sınırları içine bu bölgeyi de dahil etti.Böylece bir yüzyıla yakın bir süre Tarkondimotos'un yönetiminde kalan ovalık Kilikya'nın doğusu M.S. 260 yılına kadar aralıksız sürecek Roma imparatorluk yönetimine girmiş oldu.

Tarkondimotos'un denetiminde bölgenin genişliği hakkında kesin bilgiler yoktur. Ancak başkenti Hierapolis-Kastabala'da bulunan bir yazıtta Toparch olarak onurlandırılması Tarkondimotos'un kontrolündeki bölgenin Seleukoslar devrindeki yerel yönetim birimlerinden Toparchia'lardan birinin devamı olabileceği ihtimalini akla getirmektedir. Tarkondimotos'un yönetim organizasyonu Hellenistik devir krallıklarını yönetimlerinden esinlenerek oluşturulmuştu. Kastabala'da bulunan bir diğer yazıtta değinilen şehrin en büyük memuru, komutanı ve kentin arazisinin muhafızlarının ve kraliyet birliklerinin komutanı unvanları Kastabala'nın bağımsız bir şehir konumunda olduğunu ama kraliyet kurumlarının denetiminde bulunduğunu göstermektedir. Aynı yazıttan ayrı ayrı yönetim birimleri olduklarını ve bunların tıpkı Hellenistik krallıklarda olduğu gibi, bugün başbakan ile karşılaştırabilecek tek bir yüksek memur tarafından yönetildiğini öğrenmekteyiz.

Güneyde Pyramos üzerindeki en önemli antik kentlerden biri olan Mopsuhestia, Pyramos'un denize döküldüğü yerde bulunan Kilikya'nın en eski kentlerinden Mallos ve onun kutsal alanı Magarsos ile bunların doğusundaki Kilikya'nın en büyük limanı olan Aigeai ve daha doğudaki Epiphaneia antik kentinin Tarkondimotos'un kontrolündeki arazide bulunduğu sanılmaktadır. Cicero'nun Amanoslar da yaptığı askeri operasyonlar sırasında Epiphaneia antik kenti yakınlarında karargahını kurması bu bölgenin Romalılar için güvenilir olduğu varsayımını kuvvetlendirmektedir. Tarkondimotos'un Elaiussa-Sebaste ve Korykos'a kadar tüm sahil şeridini denetiminde tuttuğuna dair Cassius Dio, Lucan ve Strabo'ya dayanarak yapılan yorumlar şimdilik başka belgelerle desteklenerek kesinlik kazanmamıştır. Batıda büyük bir olasılıkla Anazarbos ve batısındaki Saros'a kadar uzanan arazi Tarkondimotos'un denetimindeydi.

Doğuda ise Toros ve Amanos dağ silsilelerinin birleştiği arazinin Tarkondimotos'un kontrolünde olması kuvvetle muhtemeldir. Tarkodimotos'un arazisinin kuzeyde en azından ovayı çevreleyen Toros dağlarının güney yamaçlarına kadar yayılmış olabileceği bu bölgede yaptığımız incelemeler sırasında saptadığımız bir epigrafik buluntu sayesinde belgelenebilmektedir. Söz konusu epigrafik buluntu Kozan ilçesinin kuzey doğusunda Uzunoğlan Tepesi üzerindeki tapınağın hemen yanında bulunan bir ortaçağ yapısında devşirme malzeme olarak kullanılır durumda bulunan bir onur yazıtıdır. Yazıtta kral Tarkondimotos Philopator onurlandırılmaktadır.

Burada kısaca değinilen yazıtların verdiği bilgiler ile antik kaynakların değerlendirilmesi sonucunda Tarkondimotos'un ve oğlu II. Tarkondimotos Philopator'un en azından Çukurova'nın doğu ve kuzeydoğu bölgesinde Kastabala ve Anazarbos antik kentlerini de içine alan Pyramos havzasını yaklaşık 80 yıl süreyle yönettikleri anlaşılmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:41

Çukurova ve dolayısıyla Hierapolis-Kastabala'nın Roma hakimiyetine girmesiyle bölgenin Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ve Tarkondimotos hanedanı döneminde yaşadığı belirsizlik ve bunun getirdiği sosyal ve ekonomik sıkıntılar sona ermişti. Bölgede gerçekleştirilen büyük yapı faaliyeti de bunu göstermektedir. Daha sonraki yüzyıllarda Roma imparatorlarından Traian, Hadrian ve Caracalla Kastabala'yı ziyaret etmişler ve bu ziyaretleri sırasında kent halkı tarafından heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır. M.S. 3. yy da Roma imparatorluğunun doğu sınırında huzursuzluğunun artması üzerine bölgeden doğuya giden çok sayıda Roma askeri birliği geçmiştir. Kent imparator Valerian döneminde Hierapolis-Kastabala ya da Pyramos kenarındaki Hierapolis adıyla da anılmaktaydı. M.S. 260 yılında Sasani kralı I. Hapur tarafından fethedildi. Erken Bizans devrinde Kastabala'lı akrobatların ün saldığı bilinmektedir. 380 yılında Bizans imparatorluğuna başkaldıran Isaurialı Balbinos tarafından fethedilen kent, 5. yy. başlarında kurulan Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbos'a bağlandı. Kent 431'de Efes'te yapılan konsüle Hesychius ismindeki temsilcisiyle, 451 yılında Kadıköy'de yapılan konsüle Paregorios isimli temsilcisiyle katıldı. 524 yılında Kastabala'nın yaklaşık 30 km. kuzey batısında bulunan Anazarbos'ta büyük tahribata yol açan depremin Kastabala'yı da etkilemiş olduğu kesindir. İmparator Justin döneminde meydana gelen bu depremden sonra, 561 yılında imparator Justinian zamanında ikinci bir büyük deprem daha Çukurova'daki şehirleri yerle bir etti ve depremin hemen sonrasında başlayan veba salgını Çukurova'dan Amik ovasına kadar yayılarak Antakya'da dahil olmak üzere tüm şehirlerde ve kırsal alanda büyük can kayıplarına neden oldu. Orta ve geç Bizans dönemlerinde giderek önemini kaybeden Kastabala Haçlı seferlerinin yıkımından sonra kendini bir daha toparlayamamış ve kısa bir süre sonra tamamen terkedilmiştir.

Bugün Kastabala ören yerinde görülen kalıntılar tamamen Roma devrinden kalmadır. Diğer Çukurova kentlerinde olduğu gibi Kastabala'da da M.S. 2.yy. sonu ve 3. yy. başlarında artan doğu seferleri nedeniyle doğu cephesine sevk edilen Roma lejyonları ekonomik ve sosyal sorunlara neden olmaktaydılar. Kentlerin bu sorunlarla baş edebilmelerini sağlamak amacıyla imparatorlar ovalık Kilikya kentlerinde yoğun imar faaliyetine girişmişler ve bu kentlere kendi adlarıyla anılan birçok oyun düzenlenmesi ayrıcalığını tanımışlardır. özellikle Septimius Severus tarafından ve daha sonra Severus hanedanı tanrından uygulanan imar politikasının ürünleri Hierapolis-Kastabala'nın ayakta kalan yapı kalıntılarında bugün halen izlenebilmektedir.

Kastabala'nın oldukça iyi durumda günümüze ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi hiç şüphesiz sütunlu caddesidir. Kastabala'yı Karatepe-Aslantaş'a bağlayan asfalt yoldan yaklaşık 300 m. uzunluğundaki sütunlu caddenin bir kısmı görülmektedir. Bu cadde üzerine kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın yanından geçip asıl iskan bölgesini oluşturan ve doğu-batı yönünde uzanan vadiye iner.

Tonoslu Kapı

Kent merkezi; batıda sütunlu caddenin başladığı yerde bulunduğu sanılan bir kapı tarafından sınırlanmaktadır. Güneyde, doğuda ve kuzeyde kentin kurulu olduğu vadiyi çevreleyen tepeler, kent merkezini sınırlamaktaydılar. Kent merkezinin ortasındaki sütunlu cadde batıdan doğuya arazinin eğimine uygun olarak yükselerek üzerinde birkaç tonozun görüldüğü bir yapı kalıntısının bulunduğu bölgenin kuzeyinden geçerek Propylon olduğu sanılan bir anıtsal kapıya ulaşmaktadır. Bu kapı kalıntılarının güneybatısında bulunan ve büyük bir yapıya ait olan mermer mimari parçalar bu tonozların büyük bir yapının altyapısı olduğu izlenimini vermektedir. 1890 yılında Kastabala'yı ziyareti sırasında Th. Bnet sözü edilen buluntuları bugünkünden çok daha iyi durumda görmüş ve burayı bugüne kadar yeri kesin olarak belirlenememiş olan Artemis Perasia tapınağının yeri olarak önermiştir. Bu alanın hemen batısında bulunan kuzey kilisesinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan Roma imparatorluk devri mimari parçaları dikkate alındığında burada büyük bir Roma devri yapısının bulunduğu anlaşılmaktadır. Propylon'dan geçtikten sonra doğuya yönelen sütunlu cadde bir terasa ulaşmaktadır. Terasın üzerinde bulunan adak yazıtları nedeniyle bazı araştırmacılar kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağının burada aranması gerektiğini önermektedirler. Bu terasın hemen altında doğu-batı yönünde kentin Stadion'u uzanmaktadır. Bu Stadion'un doğu ucu bir istinat duvarı ile sınırlanmakta olup batı ucunda kentin tiyatrosu bulunmaktadır. Tiyatronun güneyinde hamam kalıntıları görülmektedir. Stadion, tiyatro ve hamamın birbirlerine çok yakın bulunduğu bu alan kentin günlük hayatının merkeziydi. Artemis Perasia kültü ile ilişkili dini törenlerin yapıldığı ve komşu kentlerin sporcularının da katıldığı çeşitli oyunların oynandığı Stadion, Artemis Perasia kutsal alanı ile doğrudan bağlantılı olmalıydı.

Şehrin güneybatı kesiminde görülen sütun gövdelerinin oluşturduğu sütun dizisi bazı araştırmacılar tarafından agora, bazıları tarafından da ikinci bir sütunlu cadde olarak tanımlanmaktadır. Kentin, güney, kuzey ve batısında çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir. Kalenin bulunduğu kayalığın kuzey yamacında ulaşım kolaylığı sağlamak ve kalenin savunulmasını kolaylaştırmak amacıyla bir kaya kesiği açılmıştır. Ayrıca M.S. 6. yy.ın ilk yarısına tarihlenen iki kilise dikkati çekmektedir. Bunlardan kuzeydeki sütunlu caddenin hemen yanında inşa edilmiş olup, yapımında Roma imparatorluk devri yapılarından sökülen mimari parçalar kullanılmıştır. Her iki kiliseyi de ayrıntılı olarak inceleyen O. Feld bunları 6. yy.ın ilk yarısına tarihlemektedir. Kiliselerde erken Bizans devrinde Suriye'de yapılmış olan kiliselerin mimari özellikleri görülmektedir.

Kentin su ihtiyacı Ceyhan nehrinin doğu yakasında bulunan Düziçi ilçesine bağlı Karagedik köyü civarındaki kaynaktan açık kaynaklarla getirilen suyun Nergis mahallesi civarında Ceyhan nehri üzerine inşa edilmiş bulunan sukemerleri üzerinde basınçlı su nakline yarayan taştan kapalı borular içinde Ceyhan nehri vadisinden taşınarak kente getirilmesiyle karşılanıyordu.

Kastabala'da bulunan yazıtlar ve sikkeler kentte Artemis Perasia'nın yanı sıra, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos gibi tanrıçaların da tapınım gördükleri belgelemektedir. Ayrıca ölmüş ve hayatta olan imparatorlar için diktirilmiş olan yazıtlı yuvarlak sunaklar Kastabala'da Roma imparator kültünün varlığını belgelemektedir. Kastabala'da bulunan yazıtlarda imparatorlar Caracalla, III. Gordian'nın yanı sıra Marcus Aurelius'un karısı Faustina'da Nea Hera olarak onurlandırılmaktadır.

Yukarıda anlatılan tüm yapı kalıntıları ile Kastabala bugün bir arkeolojik ve doğal park olabilecek özellikleri taşımaktadır. 1994 yılında antik kentin içinden güney kilisesi ve sütunlu caddeyi tahrip olmasına yol açacak şekilde geçirilmek istenen birkaç metre genişliğindeki su kanalı kentin güney sınırında tahribata yol açmaya başladığı sırada fark edilerek ilgili makamların zamanında müdahalesi ile kentin batı kenarından beton taşıyıcı elemanlar üzerinde geçirilerek, tahribat en alt düzeyde tutulmaya çalışılmıştır.

Kastabala harabelerinin içerdiği önemli tarihi ve arkeolojik anıtların her türlü tahribattan özenle korunması, yol gösterici ve açıklayıcı levhalar ile kolayca gezilir hale getirilmeleri halinde, yeni kurulan Osmaniye ilimizin bu güzide antik kenti Karatepe-Aslantaş, Kadirli-Flaviopolis ve Dilekkaya-Anazarbos ile birlikte Çukurova'nın doğusunda mutlaka ziyaret edilmesi gereken ören yerleri konumuna kavuşacaktır.

Aslantaş Hitit Kalesi: Karatepe-Aslantaş; Kadirli İlçesi sınırlarında M.Ö. 8. yüzyılda, yani Geç Hitit Çağında, kendisini Adana Ovası hükümdarı olarak tanıtan Asativatas tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş, Asativadaya diye adlandırılmıştır. Kalenin batısında, güney ovalardan Orta Anadolu yaylasına geçit veren bir kervan yolu, doğusunda Ceyhan Irmağı (Pyramos), bugün ise Aslantaş baraj gölü yer almaktadır. Yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası kale içine açılıyordu.
İki kule arasından, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanında iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu. Güneybatı kapı binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısı’nın boy heykeli yer alıyordu. Kapı binalarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştır. Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyelogrif (Luvca) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasına; Fenikece 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir.
Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu’da M.Ö.2.bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur. M.Ö. 2. bin yılda Anadolu’ya hakim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (tarihsel Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu M.Ö. 1200 yıllarında "deniz kavimleri" baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır. Asativatas’ın hükümdarlığı işte bu döneme rastlar. Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından M.Ö. 720 sıralarında Salmanasar V, ya da M.Ö. 680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir.
Çardak Kalesi: Osmaniye’nin doğusunda ve 6 km’lik uzaklıktadır. Kale, Çardak köyünün üst tarafında 200 metrelik sarp bir tepe üzerindedir. Çardak köyünden yaya olarak gidilebilir. Kale, dikdörtgen biçiminde ve 10 burçludur. Romalılardan kalma bir kaledir.
Düziçi ilçesine 22 km uzaklıkta, Ceyhan ırmağının kenarındadır. Belediye ve mücavir alan sınırları dışındadır.

Kaynak, doğal çıkışlıdır. 25 lt/sn akım değerine 3542 banyo/ kişi / gün ve termal yatak arz kapasitesine sahiptir. Termal suyun artışı ve korunması için özel bir teknikle kaptaj ve sondaj gereği vardır.

Kaplıca sahasında PTT, elektrik, içme suyu vardır. Bu kaplıcada sadece küvet ve havuz banyo uygulaması yapılmaktadır.

Vasıflı konaklama ve yan tesisler geliştirilmemiştir. 115 oda vasıfsız yatak mevcuttur. Yatırım bazında ön çalışmalar devam etmektedir. Kaplıca suyunun kullanma hakkı İl Özel İdaresine aittir. Özellikle Arap ülkelerine dönük bir "Kaplıca merkezi" olarak geliştirilmesi hedef alınmıştır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:42

Hemite Kalesi(Gökçeadam Köyü)


Ceyhan Nehri kenarında aynı adı taşıyan köydedir. Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Osmaniye'nin 20 km kuzey batısında bulunan Hemite kalesi, il merkezine asfalt yol ile bağlıdır. Yılan kale ve Toprakkale gibi iki ünlü kalenin görüş ve kontrol alanı içerisindedir. İkişer katlı 20 burçtan ibaret surlar 8-10 metre yükseklikte ve 1500 metre uzunluğundadır. Romalılardan kalan tiyatro, tapınak ve hamam dış surların içindedir.

Kaypak (Savranda) Kalesi

Osmaniye'nin doğusunda, Kaypak yolu üzerinde 30 km'lik asfalt yol ile bağlıdır. Kalecik barajının yanında yer almaktadır. Kalenin çevresi 800 metredir. Dikdörtgen biçiminde olup surları 7-10 metre, burçları ise 8-10 metre yüksekliktedir. 12 burcu ve kulesi vardır. Kale Romalılardan kalmadır. Osmaniye'den Gaziantep' e giden transit yolun 30. km.den sağa sapıp Kaypak bucağına giderken yolun kenarında tatlı bir eğimle akan Kaypak çayının güney sırtlarında inşa edilen kalenin çevresi 800 metre kadardır. Araziye uydurularak dikdörtgen biçimde kurulmuştur. Güneydoğu, kuzey ve batı yönlerini Kaypak çayının keskin yamaçlarına, doğusunu sert kalkerli kayaların dikleşen böğrüne dayayarak o taraflardan gelecek tehlikeleri bu şekildeki tabii setrelerle önlemiş bulunmaktadır. Bütün gücünü güneydeki bir noktaya veren Savranda kalesi bu yöndeki sur ve burçları aşılması güç denecek derecede yükseltilmiştir. Bu sebeple kaleye açık bulunan tek kapısından girilir. Tabandan itibaren kayalar üzerinden oyulan merdivenler bu kapıya kadar yükselir. Etrafında müdafaa suru veya hendeği yoktur. Kale içerisindeki düzlük çam ağaçları ile kaplıdır. Kale meydanında su sarnıçları, bina kalıntıları vardır. Güneyden kuzeye doğru girişin devamı olan ince bir yol uzanır. Kuzeye bakan surun dibinde 2 metre tabii setreli bir geçit, Kaypak çayına kadar iner. Burçların içleri boş, ikişer katlıdır.

Hepsinin altından kale meydanına açılan kapılar bulunmaktadır. Surun üzerinden geçen yol, burçları birbirine bağlamıştır. Çamların arasından fışkırırcasına yükselen kale, tabiat güzellikleri ortasında görülmeye değer bir durumdadır. Ortaçağ kalelerindendir. Bir çok defa yenilenmiştir.


Toprakkale Kalesi

Kale M.Ö. 312-64 yılları arasında Selevkoslar (Selefküsler) tarafından 75 m. yükseklikteki yığma bir tepe üzerinde kurulmuştur. Abbasiler döneminde Harun Reşit’ in Çukurova’yı fethinde (786) siyah taş kullanılarak yeniden yapılmıştır.

İskenderun-Osmaniye yol kavşağında bulunan kaleye Abbasiler “Al-Kenisat-Tüs Savda” (Kara Kilise), Hamdaniler (1O.yy) “Tel-Hamdün” adını vermişlerdir. Kaledeki beyaz taş dekorasyon ve yuvarlak formlu mazgal delikleri Memluk dönemi mimarisi üslubundadır. Kale 1517’den sonra Osmanlı döneminde bir süre kışla olarak kullanılmış ve terk edilmiştir. Osmanlılar’ın “Kınık Kalesi” dedikleri Toprakkale; Çardak, Bodrum Kalesi, Hemite, Anavarza ve Tumlu Kalelerinin görüş ve kontrol alanı içerisindedir. Çevresi dış sunana çevrili olup 12 burcu vardır. Yuvarlak burçiarı kalın sunana birbirine bağlanmıştır.

Osmaniye’ye 7 km asfalt yolla bağlı olan Toprakkale 1966 yılında restore edilmiş ve çevresi ağaçlandırılmıştır.

Toprakkale Kalesinin kuzeyinde, Adana yolu üzerinde eski Kınık Şehri (Örenşar) mevcuttur.
Diğer Kaleler
Kötü Kale : Gebeli mahallesinde, doğuda 1 km uzaklıktadır.
Dereobası Kalesi : Dereobası köyü merkezinde, güneyinde küçük bir kale ve doğusunda ikinci bir kale vardır
Mitisin Kalesi : Zorkun merkezine yaklaşık 2 km uzaklıkta ve kuzeydedir. Mitisin yay lasından sonra yürüyerek gidilir.
Fenk Kalesi : Zorkun yolunda, Olukbaşı yaylasını geçince, sol tarafta yaklaşık 3 Km. uzaklıktadır. Her türlü araçla gidilebilir.
Karakışla Kalesi : Osmaniye şehrinin güneydoğusunda,eski Hurma köy yerine 6 Km uzak- lıktadır.
Kırıklı Kalesi : Osmaniye merkezinin doğusunda ve Kırıklı köyünde

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:43

Osmaniye Kaleleri


Çardak Kalesi (Merkez)

Osmaniye’nin doğusunda, 6 km. uzaklıktaki Çardak Köyü’nde 200 m. yüksekliğindeki sarp bir tepe üzerinde bulunan bu kale Ortaçağ’da güneyden kuzeye giden kervan yollarını korumak amacı ile yapılmıştır. Kalenin Helenistik dönemde yapıldığı ve Roma döneminde de kullanıldığı sanılmaktadır. Tarihteki İssus Savaşı’nda ismi geçmektedir.

Kale kayalar üzerinde kesme taş ve moloz taştan yapılmış dikdörtgen planlıdır. Çevresi 600 m.yi bulmaktadır. Sur duvarları on burçla takviye edilmiştir. Kalenin giriş kapısı doğu yönündedir.


Kaypak (Savranda) Kalesi (Merkez)

Osmaniye’nin doğusunda, Osmaniye-Kaypak yolunun kuzeyinde bulunan bu kale, Kaypak Çayı ile üç taraftan çevrelenmiş, doğusu da kayalığa dayanmıştır. Kalenin yakınında Kalecik Barajı bulunmaktadır. Kale birçok kez onarım geçirmiştir.

Günümüze oldukça iyi bir durumda gelen bu kalenin çevresi 800 m. uzunluğunda, dikdörtgen planlı olup, kesme taş ve moloz taştan yapılan sur duvarları 7-10 m. yüksekliğindedir. Sur duvarları iki katlı burçlarla desteklenmiş olup, bu burçlar 8-12 m. yüksekliğindedir. Burçların altına kalenin içerisine açılan kapılar yapılmıştır. Güneydeki sur duvarları ve burçlarının savunma olanağı çok güçlüdür.

Kalenin girişi güneydedir. Ovadan bu kapıya kayalara oyulmuş merdivenlerle çıkılmaktadır. İçerisinde çeşitli yapılara ait temel kalıntıları ile sarnıçlar bulunmaktadır. Ayrıca güneyden kuzeye doğru girişin devamında ince bir yol vardır.


Toprakkale Kalesi (Toprakkale)

Osmaniye Toprakkale ilçesinde bulunan bu kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Çukurova’yı güneyden gelebilecek saldırılara karşı korumak amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda kervan yollarının birleştiği 75 m. yükseklikteki yığma bir tepe üzerinde bulunmaktadır. Kalenin MÖ.312’de Seleukoslar tarafından yaptırıldığı, Romalılar, Abbasiler, Selçuklular, Ramazanoğulları ve Osmanlılar tarafından onarılarak kullanıldığı bilinmektedir.
Bu kaleye Hitit ve Asurlular “Carania”, Persler “Susanis”, Romalılar “Amanicae-Caranadiopolis”, Abbasiler zamanında “Al-Kenisa-Tüs Savda (Kara Kilise), Hamdaniler “Tel Hamdün”, Osmanlılar da “Kınık Kalesi” ismini vermişlerdir.

Kale moloz taş ve kesme taştan yapılmış, çevredeki kayalar da sur duvarları olarak kullanılmıştır. Kale sekiz burçlu olup, batı yönüne açılan kapısı bulunmaktadır. Kaledeki beyaz taştan yapılmış bezemeler ve yuvarlak şekilli mazgal delikleri Memluklu dönemi mimarisini yansıtmaktadır. Kale Osmanlı döneminde 1517’den sonra bir süre kışla olarak kullanılmıştır.

Kale içerisinde bulunan depolar, askeri koğuşlar, ahırlar ve sarnıç kalıntıları günümüze kadar gelebilmiştir. Kale 1960’lı yıllarda onarılmış ve çevresi park haline getirilmiştir.


Karatepe-Aslantaş Kalesi (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesinde, denizden 132 m. yüksekliğindeki bir alanda bulunan bu kale, Geç Hitit Çağı’nda Adana bölgesinin hükümdarı olan Asitivates tarafından MÖ.VIII.yüzyılda yaptırılmıştır.
Kale kuzeyden gelecek kavimlerin hücumlarına karşı koymak amacıyla sınır kalesi olarak yaptırılmıştır. Tarihte Asitivada Kalesi olarak isimlendirilen kalenin batısında güneyden Orta Anadolu’ya geçit veren bir kervan yolu, doğusunda da bugün Aslantaş Baraj Gölü’nün bulunduğu Ceyhan Nehri’ne hâkim bir konumdadır.

Kale 430 m. çapında oval biçimli bir plan tipi göstermekte olup, kesme taş, moloz taş ve kerpiçten yapılmıştır. Hititler döneminde yapılan kale daha sonra, MÖ.680 yıllarında Asurlu hükümdarı Asarhaddon tarafından yıktırılmış, uzun süre de kullanılmamıştır. Yörede yapılan kazılardan, sur duvarlarının 2-4 m. genişliğinde olduğu, yüksek kulelerle çevrelendiği anlaşılmaktadır.

Kalenin T biçimli anıtsal iki kapısı vardır. İki kule arasındaki üzeri açık bir geçitten sonra bir giriş bölümü, arkasında da bazalt taşından mil yatakları içerisinde dönen ahşap bir kapısı daha bulunuyordu. Bu kapıdan çevresinde iki yan oda bulunan bir giriş daha bulunmaktadır. Buradan da kalenin içerisine giriliyordu. Güneybatıdaki kapının iç tarafına kutsal bir alan yapılmıştır. Buradaki çifte boğa kaidesi üzerine Fırtına Tanrısının büyük boyda heykelleri vardır. Kalenin iç duvarları bazalt bloklar halinde olup, üzerlerine arslanlar, sfenksler ve çeşitli yazıtlar yerleştirilmişti. Fenike ve hiyeroglif yazı sistemlerindeki en uzun iki dilli metinler her iki kapı binasının üzerinde görülmektedir.


Kastabala (Bodrumkale) Kalesi (Kadirli)

Osmaniye il merkezinin 12 km. kuzeyinde Bahçeköy ile Kesmeburun arasındaki ovaya hâkim bir kaya üzerinde bulunan bu kalenin Hitit, Asur ve Roma dönemine ait olduğu kale kalıntılarından anlaşılmaktadır. Bu kale Haçlı Seferleri sırasında önemli rol oynamıştır.

Duvarları moloz ve kesme taştan yapılan kale, dikdörtgen şeklinde olup, sur duvarları sekiz burç ile desteklenmiştir. Kalenin ayrıca yüksek ovayı gözetleyen bir de kulesi bulunmaktadır. Kale çevresinde Roma dönemine ait bir su sarnıcı ile Erken Bizans döneminde yapılmış bir kilise bulunmaktadır.

Kalenin eteklerinde Hierapolis antik kentine ait kalıntılar bulunmakta olup, günümüzde bir açık hava müzesi niteliğindedir.


Cem Kalesi (Kadirli)

Kadirli İlçesi’nin 10 km. kuzeydoğusunda yer almaktadır. Roma dönemine aittir. Güneyinde de Roma dönemine tarihlendirilen kabartmalar bulunmaktadır.


Domuztepe (Adamondana) Kalesi (Kadirli)

Kadirli İlçesi’nin 11 km. doğusunda ve Ceyhan Irmağı’nın doğu kıyısındaki bir höyüktedir. MÖ.XI.yüzyılda Hititler tarafından yapılmıştır. Roma döneminde kale yakılıp, yıkılmış, kalenin taşları ile yeni binalar yapılmıştır. IV.yüzyıla tarihlendirilen hayvan figürlü ve geometrik motifli mozaikler de Roma dönemi eserlerindendir.


Kum Kalesi (Kadirli)

Kadirli İlçesi’nin Karatepe Ulusal Parkı’nda bulunan bu kalenin yalnızca kalıntıları günümüze gelebilmiştir. Haçlılar döneminde yapılmış olup, tek kapısı doğu yönündedir. Altı burcu ve bir de gözetleme kulesi bulunan bu kalenin de karakol niteliğinde olduğu bilinmektedir.


Kurtlar Kalesi (Bahçe)

Bahçe İlçesi’nin 10 km. kuzeybatısındaki Nur Dağlarının alçak yamaçlarında bulunan Kurtlar Köyü’ndedir. Orta Çağda karakol niteliğinde yapılmış bir kaledir. Günümüze oldukça harap bir durumda gelebilmiştir.


Haruniye Kalesi (Bahçe)

Haruniye’nin kuzeydoğusunda yer almaktadır. Kaleyi VIII.yüzyılda Harun-ür Reşid’in komutanlarından Ferec yaptırmıştır. Adını halifenin adından aldığı sanılmaktadır. Günümüze harap bir durumda gelebilmiştir.


Osmaniye’de bu kaleler dışında; Osmaniye’nin 1 km. doğusunda Kötü Kale; Dereobası Köyü’nde küçük bir kale kalıntısı; Zorkun’a 2 km. uzaklıkta Mitisin Kalesi; Olukbaşı Yaylası’na 3 km. uzaklıkta Frenk Kalesi; Osmaniye’nin güneydoğusunda, eski Hurma Köyü’ne 6 km. uzaklıkta Karakışla Kalesi; Kırıklı Köyü’nde de Kırıklı Kalesi bulunmaktadır. Bu kalelerden günümüze pek az kalıntı gelebilmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:44

Osmaniye Kaplıcaları


Haruniye Kaplıcaları (Düziçi)

Osmaniye Düziçi ilçesinin 15 km kuzeyinde Ceyhan Nehri kenarında, Kuşçu Köyü’ndeki Haruniye Kaplıcalarının suyunun, İstanbul Üniversitesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Balneoloji Laboratuarı’nda yapılan incelemeler sonucunda doğal sıcaklığının 20 C'nin (32 C) üzerinde olduğu ve toplam mineralizasyonun ise 1000 mg/L (2191,32 mg/L) üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu özelliklerinden ötürü de Termomineral sular gurubundan olduğu anlaşılmıştır.

Haruniye Kaplıcalarının kaynağı, doğal çıkışlı olup, 25 lt/sn akım değerine 3542 banyo/ kişi / gün ve termal yatak arz kapasitesine sahiptir. Sıcak ve mineralli su kaynakları, bu tesislerin hemen altında başlıca 8 gözeden, değişik debilerde çıkmaktadır. Kapalı termal havuz, yamaçtaki en düşük kottaki ana kaynak olarak adlandırılan gözeden beslenmekte ve bu tesis uzun yıllardan beri kullanılmaktadır.

Bu kaplıcanın sularının banyo kürü olarak kullanıldığında; Osteoartrit, fibromyalji, kronik bel ağrısı, inme, nevraljiler, ortopedik ameliyat ve kırıklar sonrası rehabilitasyon amacıyla, İçme olarak kullanıldığında da; mide ve ince bağırsak fonksiyonel rahatsızlıkları, kronik ve tekrarlayan ülserler, diabetes mellitus, gut hastalığı, böbrek ve idrar yolu taşlarının önlenmesi, taş kırma ve taş ameliyatları sonrası, kronik idrar yolları iltihapları rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Ayrıca suyun içeriğinde bulunan kalsiyum nedeniyle kalsiyum yetersizliğine bağlı olarak ortaya çıkan raşitizm, osteoporoz, kemik ve dişlerin gelişmesi ve sağlamlığında, kalp kası ve çizgili kasların yeterli çalışmasında kalsiyum desteği sağlayarak etkili olabileceği inceleme raporlarında belirtilmiştir.


Kokar Kaplıcaları (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesinin Koçlu (Avluk) Köyü sınırları içerisinde bulunan Kokar Kaplıcaları ilçe merkezine 15 km. uzaklıktadır.

Kaplıcanın çevresindeki kalıntılar, kaplıcadan Roma ve Bizans dönemlerinde de yararlanıldığına işaret etmektedir. Bizans döneminde kaplıcaya 5 km. uzaklıktaki Ağınağat mevkiinden buraya içme suyu getirildiği kalıntılardan anlaşılmaktadır.

Kaplıcanın suyu mide, bağırsak, böbrek ve cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Aynı zamanda kaplıcanın çevresi çam ağaçları ile kaplı olup, yörenin mesire yerlerindendir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:45

Osmaniye Açık Hava Müzeleri


Karatepe-Aslantaş Açıkhava Müzesi (Kadirli)

Osmaniye, Kadirli ilçesi sınırları içerisinde bulunan MÖ.VIII.yüzyılda, Geç Hitit Çağı’nda Hitit Kralı Asivatas tarafından kuzeyden gelecek saldırılara karşı bir sınır kalesi olarak kurdurduğu Asitivada (Aslanta-Karatepe) Kalesi’nin çevresi günümüzde Açıkhava Müzesi’dir. Karatepe Adana’nın yaklaşık 100 km. kuzeydoğusunda, Kadirli ilçesinin 25 km. güneydoğusunda olup, Ceyhan Nehri’nden de 22 m. yüksekliğinde, doğal bir tepenin üzerindedir. Çukurova’yı sınırlayan Toros Dağları’nın eteklerinde Ceyhan Nehri’nin her iki kıyısında yer alan ve strateji yönünden de müstahkem bir mevki olan Karatepe, aynı zamanda Akyol denilen eski bir kervan yoluna da hâkimdir. Günümüzde doğusunda Aslantaş Baraj Gölü bulunmaktadır.

Karatepe, 1946 yılına kadar bilinmeyen bir yer iken, Saimbeyli’den koyun otlatmaya gelen çobanlarca tesadüfen bulunmuş ve öğretmen Ekrem Kuşçu tarafından Adana Müzesi Müdürü Naci Kum’a bildirilmiştir. 1946 yılında Alman arkeolog Prof.Dr. H.Th.Bossert başkanlığında kazı çalışmalarına başlanmıştır. Halen bu çalışmalar Prof.Dr.Halet Çambel tarafından yürütülmektedir.

Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi’nin bulunduğu yer, Anadolu’daki diğer ören yerlerinden çok farklıdır. Burası, Aslantaş Barajı’nın yapılmasıyla üç tarafı baraj golüyle çevrili olup, baraj gölü ve Andırın Ovası’na hakim bir tepede bulunmaktadır. Müze, bir yarımada şeklindeki burun üzerinde ve etrafı ormanlarla kaplıdır. Karatepe, Çukurova’yı Andırın-Göksun üzerinden İç Anadolu’ya bağlayan ve “Akyol” (Ağ-yol-Kocayol) diye anılan tarihi kervan yolunun üzerindedir. Bu yol; Hititlerden önce, Hititler döneminde ve Haçlı Seferleri sırasında kullanılmıştır. Yakın zamanlara kadar Yörüklerin göç yolu da olmuştur.
Yerli halk, aslan heykellerinden dolayı buraya “Aslantaş” demektedir. Fakat ülkemizin diğer yerlerinde de pek çok Aslantaş vardır. Diğerlerinden ayırt edilmesi için, örenyerine en yakın topografik noktanın “Karatepe” olmasından dolayı buraya “Karatepe-Aslantaş” denmesi daha uygun görülmüştür.

Kurucusundan dolayı Asativadaya adını alan bu yer, M.Ö. 725-720 tarihlerinde Asur kralı 5. Salamonsor veya M.Ö. 680 yılında Asarhaddon tarafından ele geçirilmiş, yakılıp, yıkılmıştır. Yıkılan kale sur duvarlarının kalınlığı 2-4 m. genişliğinde, kalenin iç ve dış duvarları ise 4 ile 6 metre yüksekliğindedir. Kuru, harçsız yapılan çift duvar arasındaki boşluk taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur. Kalenin doğu-batı çapı 196 metre, kuzey- güney çapı ise 376 metredir. Kale, 18-20 m. aralıklarla tespit edilebilen 28, tespit edilemeyen 6 olmak üzere 34 adet dikdörtgen burçlarla desteklenmiştir.

Tepenin zirvesinde, saray olduğu tahmin edilen iki tane yanmış bina harabesi ve erzak kuyuları bulunmaktadır. Kalenin, biri güney-batısında, diğeri kuzey-doğusunda olmak üzere iki kapısı bulunmaktadır. Güney-batısındaki giriş kapısında kırık parçalarla ekli iki aslan heykeli vardır. Sağ ve sol yan odacıklarda esmer ve açık sarı, sert taneli bazalt taş bloklar üzerinde duvar kaplaması niteliğinde, o günün inanç ve yaşayışını sergileyen çeşitli figür rölyefleri (taş kabartmalar) ve aynı metin olmak üzere, karşılıklı Finike (çivi) ve Hitit hiyeroglif yazıları bulunmaktadır. Kapı içinde ise yaklaşık üç metre boyunda Fırtına Tanrısı’nın heykeli bulunmaktadır. Kuzeydoğu kapısında insan başlı, aslan gövdeli, karşılıklı iki sfenks vardır. Sağ ve sol odacıklarda Güneş Tanrısı rölyefi ve diğer çeşitli rölyefler ile karşılıklı aynı metin olmak üzere, Çivi yazılı ve Hitit hiyeroglif yazıları bulunmaktadır.

Kale kapılarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile kaplanmıştır.
Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyelogrif (Luvca) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasına; Fenikece 3. bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir. Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu'da MÖ.2000’in başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu. İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur.

MÖ.2000’de Anadolu'ya hâkim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu MÖ.1200 yıllarında “Deniz Kavimleri” baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Toroslar’ın güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır. Asativatas'ın hükümdarlığı bu döneme rastlamaktadır. Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından MÖ.720 sıralarında Salmanasar V., ya da MÖ.680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir.

Karatepe kabartmalarında günlük yaşamdan alınma sahnelerin yanı sıra dinsel ve mitolojik sahnelere de yer verilmiştir. Kale kapılarındaki arslan ve sfenksler, kabartma olarak işlenmiş boğa başlı insanlar, kartal başlı demonlar, cinler, boğa üzerinde Tanrı tasviri, bir elinde kuş, bir elinde tavşan tutan kırların koruyucu Tanrısı bunların başında gelmektedir. Ayrıca kabartmalar arasında savaş sahneleri, karada ve suda avlanan avcılar, müzik ve oyun sahneleri peş peşe sıralanmıştır.

Karatepe kitabeleri arasında, Kral Asativatas’ın sözlerini içeren kitabe de bulunmakta olup, bu kitabe arkeolojide Asitavatas’ın Seslenişi olarak tanımlanmaktadır:

”Ben gerçekten Asativatas'ım,
Güneşimin adamı, Fırtına Tanrısı'nın kulu,
Avariku'sun büyük kıldığı, Adanava hükümdarı.
Beni Fırtına Tanrısı Adanava kentine ana ve baba yaptı ve Adanava kentini ben geliştirdim.
Ve Adanava ülkesini genişlettim, hem gün batısına, hem de gün doğusuna doğru.
Ve benim günümde Adanava kentine refah,
Tokluk, rahatlık tattırdım ve Pahara depolarını doldurdum.
Ata at kattım, kalkana kalkan,
orduya ordu kattım, her şey Fırtına Tanrısı ve Tanrılar için.
Çalımlıların çalımını kırdım.
Ülkede kötü olanları
ülke dışına attım.
Kendime bey konakları kurdum,
soyumu rahata kavuşturdum
ve baba tahtına oturdum, bütün krallarla barış kurdum.
Krallar da beni ata bildiler, adaletim, bilgeliğim,
ve iyi yüreğim için.
Bütün sınırlarımda güçlü kaleler kurdum,
kötü kişilerin, çete başlarının bulunduğu sınırlarda;
Mopsos evine boyun eğmeyenlerin hepsini
ben , Asativatas, ayağımın altına aldım.
Buralardaki kaleleri yok ettim, kaleler kurdum ki Adanavalılar rahat ve huzur içinde yaşaya.
Gün batısına doğru
benden önceki kralların alt edemediği
güçlü ülkeleri alt ettim.
Ben Asativatas, bunları alt ettim, kendime kul ettim ve onları ülkemin gündoğusuna doğru,
sınırlarımın içine yerleştirdim.
Adanavalıları da buraya yerleştirdim.
Ve günümde Adanava sınırlarını gerek gün batısına, gerekse gün doğusuna doğru
genişlettim.
Öyle ki, önceleri korkulan yerlerde,
erkeklerin yola gitmekten korktukları ıssız yollarda,
günümde kadınlar kirmen eğirerek dolaşmaktadır.
Ve benim günümde bolluk, tokluk, rahat ve huzur vardı.
Ve Adanava ve Adanava ülkesi huzur içinde yaşıyordu.
Ve bu kaleyi kurdum
ve ona Asativadaya adını vurdum,
Fırtına Tanrısı ve tanrılar beni buna yönelttiler.
ta ki bu kale Adana ovasının ve Mopsos
evinin koruyucusu olsun.
Günümde Adana ovası topraklarında bolluk ve huzur vardı,
Adanava'lılardan günümde kılıçtan geçen kimse olmadı.
Ve ben bu kaleyi kurdum, ona Asativadaya adını vurdum.
Oraya Fırtına Tanrısı'nı yerleştirdim ve ona kurbanlar adadım;
yılda bir öküz, çift sürme zamanı bir koyun, güzün bir koyun adadım.
Fırtına Tanrısını takdis ettim,
bana uzun günler, sayısız yıllar ve bütün kralların üstünde büyük bir güç bahşetti.
Ve bu ülkeye yerleşen halk öküz, sürü, bolluk ve içkiye sahip oldu.
Dölleri bol oldu, Fırtına Tanrısı ve tanrılar sayesinde.
Asativatas'a ve Mopsos evine kulluk ettiler.
Ve eğer krallar arasında bir kral, prensler arasında bir prens, hatırı sayılır bir insan
Asitivatas’ın adını bu kapıdan siler, buraya başka bir ad yazar.
Bunun ötesinde bu kente göz diker ve Asativatas'ın yaptırdığı bu kapıyı yıkar, yerine
başka bir kapı yapar ve ona kendi adını vurursa, aç gözlülük, kin ya da hakaret amacıyla bu
kapıyı yıkarsa, o zaman Gök Tanrısı, Yer Tanrısı
Ve Evrenin Güneşi ve bütün tanrıların gelen kuşakları
Bu kralı, bu prensi ya da hatırı sayılır kişiyi
Yeryüzünden sileceklerdir.
Yalnızca Asativatas'ın adı ölümsüzdür, sonsuza dek,
Güneşin ve Ayın adı gibi.”

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:46

Hierapolis (Kastabala) Açıkhava Müzesi (Kadirli)

Osmaniye Karatepe-Aslantaş Açıkhava Müzesi’nin doğusunda bulunan Kastabala Ören yeri Hititler, Asurlular döneminde yerleşime sahne olmuş, daha sonra Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar ve Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır.

Kastabala Ören Yeri ilk defa 1875 yılında İngiliz diplomat E.J. Davis tarafından bulunmuş ve ayrıntılı olarak tanımlanmıştır. Kentin antik dönemde adının Hierapolis olduğu, 1890 yılında İngiliz araştırmacı Th. Bent tarafından burada bulunan kalıntı ve buluntulardan anlaşılmıştır.
Kentin adı, Kastabala’nın 20 km. kadar kuzeyindeki Bahadırlı Köyü civarında 1961 yılında bulunan ve en eski yazılı belge olan Aramice bir sınır yazıtında geçmektedir. MÖ.V.-IV. yüzyılda Anadolu’ya egemen olan Perslerin kullandığı resmi yazılı belgede, Pirvaşua adını taşıyan Anadolu Ana Tanrıçası Kubaba’nın arazisinin bir kısmının da Kastabala’ya ait olduğu belirtilmektedir.

Kastabala, Seleukos krallarından IV. Antiochos Epiphanes (MÖ.175-164) döneminde basılan sikkelerde Hierapolis adıyla anılmaktadır. Antiochos kentte uzun zamandan beri saygı gören “Perasia” ismindeki tanrıçanın tapınağından ötürü kente “Kutsal Şehir” adını vermiştir. Perasia adı büyük bir olasılıkla, kökeni geç Hitit dönemine uzanan Pirvaşua adından türetilmiştir. Strabon, Perasia tanrıçasına yapılan törenlerde gözlenen ilginç bir gelenekten söz etmektedir. Strabon’a göre tanrıçanın rahibeleri dini törenler sırasında çıplak ayakları ile korlaşmış kızgın kömürler üzerinde ayakları yanmadan yürümekteydiler. Bu törenler Hindistan, Pasifik adaları, Orta İtalya ve Trakya’da bazı halk toplulukları arasında bugün de yapılmaktadır. Kastabala sikkeleri üzerindeki Perasia tasvirleri ve Kastabala’da bulunan Perasia’ya sunulmuş olan adak yazıtları bu tanrıçanın kült merkezinin Kastabala’da olduğunu belgelemektedirler. Strabon’a göre Perosia Kastabala’da Artemis ile özdeşleştirilmekteydi. Antik Yunan tanrılarından olan Artemis’in kökeninin Hitit devrine kadar uzanan bir yerel Anadolu tanrıçası olan Persia ile özdeşleştirilmesi Anadolu’nun bir çok yerinde benzerleri görülen synkretimus olgusunun Çukurova’daki en dikkati çeken örneğidir. Kastabala’da bulunan ve Roma imparatorluk devrinin başlarına tarihlenen bir yazıtta; Perasia’ya , Selene, Demeter, Artemis, Aphrodite ve Hekate tanrıçalarının adlarıyla yakarışta bulunulması doğu ve batı din ve tanrılar dünyasının Kastabala’da Roma imparatorluk devrinde birbirleriyle kaynaştıklarını belgelemektedir.
Hierapolis-Kastabala’nın Seleukosların egemenliği altında bulunduğu M.Ö. IV.yüzyıl. sonu ile M.Ö. I.yüzyıl. ortaları arasındaki konumu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. M.Ö. I.yüzyıl ortalarında Seleukos’lardan sonra, Roma devletinin bölgeye hakim olmaya başladığı dönemde Hierapolis-Kastabala tekrar ön plana çıkmıştır. Roma İmparatorluğu’nun paylaşımı (Doğu ve Batı Roma olarak ayrılması) sonucu bölge, Antonius’un kontrolünde kalmıştır.
Antonius, denetiminde bulunan Doğu Akdeniz’in birçok yerinde olduğu gibi, Anadolu’nun ortasında ve doğusunda da büyük ve güçlü krallar yerine, başında Roma’nın güvenebileceği yerel önderlerin ya da rahiplerin bulunduğu prensliklerle bölgeyi denetim altında tutma politikasını tercih etmiştir.

Kral Tarkondimotos’un denetiminde kalan bölgenin genişliği hakkında kesin bilgiler yoktur. Ancak başkent Hierapolis-Kastabala’da bulunan bir yazıtta Toparch olarak onurlandırılması Tarkondimotos’un kontrolündeki bölgenin Seleukoslar devrindeki yerel yönetim birimlerinden Toparchia’lardan birinin devamı olabileceği olasılığını akla getirmektedir. Kastabala’da bulunan bir diğer yazıtta değinilen şehrin en büyük memuru, komutanı ve kentin arazisinin muhafızlarının ve kraliyet birliklerinin komutanı unvanları Kastabala’nın bağımsız bir şehir konumunda olduğunu ama kraliyet kurumlarının denetiminde bulunduğunu göstermektedir. Aynı yazıttan ayrı ayrı yönetim birimleri olduklarını ve bunların tıpkı Hellenistik krallıklarda olduğu gibi, yüksek memur tarafından yönetildiğini öğreniyoruz.
Güneyde Pyramos üzerindeki en önemli antik kentlerden biri olan Mopsuhestia’nın yakınında, Pyramos’un denize döküldüğü yerde bulunan Kilikya’nın en eski kentlerinden Mallos, onun kutsal alanı Magarsos, doğusundaki Kilikya’nın en büyük limanı olan Aigeai, doğuda Epiphaneia antik kentleri bulunmaktadır. Romalıların Amanoslar da yaptığı askeri operasyonlar sırasında Epiphaneia antik kenti yakınlarında karargâhını kurması bölgenin ne kadar güvenilir olduğunu göstermektedir.

Hierapolis-Kastabala’nın Roma hâkimiyetine girmesiyle bölgede büyük yapı faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Sonraki yüzyıllarda Roma imparatorlarından Traianus, Hadrianus ve Caracalla Kastabala’yı ziyaret etmişler ve bu arada kent halkı onların heykellerini meydanlara dikmişlerdir. MS.III.yüzyılda Roma imparatorluğunun doğu sınırında huzursuzluğunun artması üzerine bölgeden ve bu kentten doğuya giden çok sayıda Roma askeri birliği geçmiştir. Kent, imparator Valerianus döneminde Hierapolis-Kastabala ya da Pyramos kenarındaki Hierapolis adıyla da anılmıştır. MS. 260 yılında Sasani kralı I. Hapur tarafından ele geçirilmiş ardından yöre 380 yılında Bizans imparatorluğuna başkaldıran Isaurialı Balbinos’un hâkimiyetine geçmiştir. MS.V.yüzyıl başlarında Kastabala yeni kurulan Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbos’a bağlanmıştır Bundan sonra 431’de Efes’te yapılan konsüle Hesychius ismindeki temsilcisiyle, 451 yılında Kadıköy’de yapılan konsüle de Paregorios isimli temsilcisiyle katılmıştır.Kastabala’nın yaklaşık 30 km. kuzey batısında bulunan Anazarbos’ta büyük tahribata yol açan 524 yılı depreminin Kastabala’yı da etkilediği sanılmaktadır. İmparator Justin döneminde meydana gelen bu depremden sonra, 561 yılında imparator Iustinianus zamanında ikinci bir deprem daha Kilikya’daki şehirleri yerle bir etmiş ve bunun ardından çıkan veba salgını Çukurova’dan Amik ovasına kadar yayılarak Antakya’da dâhil olmak üzere tüm şehirlerde ve kırsal alanda büyük can kayıplarına neden olmuştur. Orta ve Geç Bizans dönemlerinde giderek önemini kaybeden Kastabala Haçlı seferlerinin yıkımından sonra kendini bir daha toparlayamamış ve kısa bir süre sonra tamamen terkedilmiştir.

Kastabala’dan günümüze kadar gelebilen kalıntıların hemen hepsi Roma dönemine aittir. Roma’nın doğu seferleri nedeniyle önemli bir geçiş noktası olan Kilikya bölgesindeki kentler yoğun imar faaliyetlerine sahne olmuştur. Ekonomik yönden de önemli olan bölge kentlerinde birçok oyunlar düzenlenmiş ve bunlarla ilgili yapılar önem kazanmıştır. Septimius Severus’un başlattığı ve daha sonra Severus hanedanı tarafından uygulanan imar politikası sonucu olan yapılar, bugün de izlenebilmektedir.

Kastabala’dan günümüze oldukça iyi durumda ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi sütunlu caddesidir. Kastabala’yı Karatepe-Aslantaş’a bağlayan asfalt yoldan yaklaşık 300 m. uzunluğundaki sütunlu caddenin bir kısmı görülmektedir. Batıdaki sütunlu caddenin başladığı yerde bulunduğu sanılan bir kapı kent merkezine girişi sağlamaktadır. Kenti güney, kuzey ve doğudan çevreleyen tepeler, aynı zamanda kentin merkezini de sınırlamaktaydılar. Kent merkezinin ortasındaki sütunlu cadde batıdan doğuya arazinin eğimine uygun olarak yükselerek üzerinde birkaç tonozun görüldüğü bir yapı kalıntısının bulunduğu bölgenin kuzeyinden geçerek Propylon olduğu sanılan bir anıtsal kapıya ulaşmaktadır. Bu kapı kalıntılarının güneybatısında bulunan ve büyük bir yapıya ait olan mermer mimari parçalar bu tonozların, büyük bir yapının altyapısı olduğu izlenimini vermektedir. 1890 yılında Kastabala’yı ziyareti sırasında Th. Bnet sözü edilen buluntuları bugünkünden çok daha iyi durumda görmüş ve burayı bugüne kadar yeri kesin olarak belirlenememiş olan Artemis Perasia tapınağının yeri olarak önermiştir. Bu alanın hemen batısında bulunan kuzey kilisesinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan Roma dönemi mimari parçaları, burada büyük bir Roma dönemi yapısının bulunduğunu göstermektedir. Propylon’dan geçtikten sonra doğuya yönelen sütunlu cadde bir terasa ulaşmaktadır. Terasın üzerinde bulunan adak yazıtları, kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağının burada olduğuna işaret etmektedir. Bu terasın hemen altında doğu-batı yönünde kentin Stadion’u uzanmaktadır. Bu Stadion’un doğu ucu bir istinat duvarı ile sınırlanmakta olup, batı ucunda kentin tiyatrosu bulunmaktadır. Tiyatronun güneyinde hamam kalıntıları görülmektedir. Stadion, tiyatro ve hamamın birbirlerine çok yakın bulunduğu bu alan kentin günlük hayatının merkeziydi. Artemis Perasia kültü ile ilişkili dini törenlerin yapıldığı ve komşu kentlerin sporcularının da katıldığı çeşitli oyunların oynandığı Stadion’un, Artemis Perasia kutsal alanı ile doğrudan bağlantılı olduğu sanılmaktadır.

Kentin güneybatı kesiminde görülen sütun gövdelerinin oluşturduğu sütun dizisi bazı araştırmacılar tarafından agora, bazıları tarafından da ikinci bir sütunlu cadde olarak tanımlanmaktadır. Kentin, güney, kuzey ve batısında çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir. Ayrıca MS.VI.yüzyılın ilk yarısına tarihlenen iki kilise bulunmaktadır. Kiliselerde erken Bizans döneminde Suriye’de yapılmış olan kiliselerin mimari özellikleri görülmektedir.

Kastabala’da bulunan yazıtlar ve sikkeler, kentte Artemis Perasia’nın yanı sıra, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos gibi tanrıçaların da saygı gördüklerini göstermektedir. Ayrıca ölmüş ve hayatta olan imparatorlar için yaptırılmış olan yazıtlı yuvarlak sunaklar Kastabala’da Roma imparator kültünün varlığını belgelemektedir. Kastabala’da bulunan yazıtlarda imparatorlar Caracalla, III. Gordian’nın yanı sıra Marcus Aurelius’un karısı Faustina’da Nea Hera olarak onurlandırılmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:46

Osmaniye Camileri


Ağcabey Camisi (Bahçe)

Osmaniye Bahçe ilçesinde, Belediye Meydanı’nda bulunan bu cami, Türkmen Ağalarından Ağcabey tarafından 1809 yılında yaptırılmıştır.

Kesme ve moloz taştan yapılan caminin içerisindeki ağaç işleri Beylikler dönemine tarihlendirilmektedir. Aynı zamanda minaresinin de Beylikler döneminden kaldığı ileri sürülmektedir. Caminin bulunduğu yerde daha önceki tarihlerde Beylikler döneminde yapılmış bir cami olduğu sanılmaktadır. Ancak bu cami ile ilgili herhangi bir bilgiye kaynaklarda rastlanmamıştır.

Cami kareye yakın dikdörtgen planlıdır. İç kısmında bezeme unsuru görülmemektedir. Caminin yanında bulunan minaresi taş kaide üzerine yuvarlak gövdeli olup, üzeri yivlerle hareketlendirilmiştir. Şerefe altı ise kabartma bezemelerle süslenmiştir. Camiyi yaptıran Ağcabey ve ailesine ait mezarlar şehir dışındaki mezarlıkta bulunmaktadır.


Ala Cami (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesinde bulunan bu cami, bir Roma mabedi üzerinde ve onun duvarlarından yararlanılarak yapılmıştır. Bizans döneminde bu mabet bazilika olarak kullanılmıştır. Osmanlıların bölgeyi ele geçirmesinden sonra, 1489’da camiye çevrilmiştir. Cami ismini Alaüddevle’den almıştır.

Cami günümüzde harap bir durumda olup, Osmanlı döneminden yalnızca minaresi ayakta kalabilmiştir. Caminin beden duvarları Roma döneminde yapılmış kesme taştandır. Dikdörtgen planlı olup, iç mekânının yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatıldığı kalıntılarından anlaşılmaktadır. Kalıntılarından anlaşıldığına göre üzeri kırma bir çatı ile örtülü idi.

Mabedin duvarları üzerlerine oturtulan minare yuvarlak gövdeli ve oldukça güdük, tek şerefelidir.


Hamidiye Camisi (Kadirli)

Osmaniyer ili Kadirli ilçesinde bulunan bu cami XIX.yüzyılın ikinci yarısında, Sultan II.Abdülhamit döneminde yapılmış, bu yüzden de Hamidiye Camisi ismi ile anılmıştır.

Cami kesme taştan kare planlı olup, üzeri pandantifli merkezi bir kubbe ile örtülüdür. Kubbe kuzey ve güneyden ana duvarlara oturtulmuş, doğu ve batısındaki birer sütun üzerine kubbe ağırlığı bindirilmiştir. Önündeki üç bölümlü son cemaat yeri çapraz tonozla örtülüdür. Caminin iç mekânı duvarlarındaki ikişer yuvarlak kemerli pencere ile aydınlatılmıştır. İç mekânın bezemesi XIX.yüzyıl üslubunu yansıtan kalem işleri ile süslüdür.

Minaresi doğu duvarı üzerine oturtulmuş olup, 12 köşelidir. Şerefe altı taş bezeme ile süslenmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:46

Osmaniye Türbeleri


Ağcabey Kümbeti (Bahçe)

Osmaniye ili Bahçe ilçesinde bulunan Ağcabey Camisi’ni yaptıran Türkmen ağalarından Ağcabey’in mezarı ilçe dışında, İstasyon yolundaki mezarlıkta bulunmaktadır.

Kümbet şeklindeki sekizgen gövdeli kesme taştan olan bu türbenin üzeri konik bir çatı ile örtülmüştür.


Mehmet Ağa’nın Türbesi (Bahçe)

Osmaniye ili Bahçe ilçesindeki Mehmet Ağa’ya ait olan bu türbe, Mehmet Bey’in annesi tarafından 1856 yılında yaptırılmıştır. Mehmet Ağa Ağcabey’in oğludur.

İstasyon yolundaki mezarlıkta, babasının kümbeti yanında olan bu türbe kesme taştan kare planlı olup, etrafı açıktır. Üzerini örten kubbe dört ayak üzerine oturtulmuştur. Türbenin mimarı Ali oğlu Kamber’dir.


Hasan Dede Türbesi (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesi, İlbastı Köyü’nün güneybatısında mezarlık içerisinde bulunan bu türbesinin kapısı üzerinde 1990 yılında konulmuş kitabede “Hasan Dede Türbesi 1365-1440” yazısı bulunmaktadır. Bu kitabenin hangi kaynağa dayanarak yazıldığı bilinmemektedir. Büyük olasılıkla bu tarih 1325 olmalıdır. Türbe 1960 yılında Hüseyin Pınarbaşı tarafından onarılmıştır.

Hasan Dede’nin kim olduğu konusunda bilgi bulunmamaktadır. Yöre halkının inanışına göre Hasan dede, Hoca Ahmet Yesevi’nin Anadolu’ya gönderdiği müritlerindendir. Onunla ilgili anlatılan bir söylenceye göre;

Hasan Dede çobanlık yapmaktaymış. Halk, çevredeki bir değirmene uzakça bir yerden değirmen taşı getirmek istemiş, fakat taşı bir türlü yerinden oynatamamış. Bu durumu gören Hasan Dede, değirmen taşını götürebileceğini söylemiş. Yirmi otuz kişilik köylü grubu ise Hasan Dede'nin bu teklifiyle alay ederek evlerine dağılmıştır. Hasan Dede ise bunlara aldırmaz ve “Gel taşım, gel taşım” diyerek yola düşmüş. Taş da arkasından yuvarlanarak gelmiştir. Bu olaydan sonra Hasan Dede hırkasını taşın başına bırakarak kaybolmuştur. Hırkasının bulunduğu yere halk tarafından bu türbe yapılmıştır.

Türbe 5 m. çapında yuvarlak planlıdır. Üzeri kubbe ile örtülmüştür. Yapı malzemesi kaba taştan olup, üzeri sıva ile örtülmüştür. Dış ve iç mekânlar sıva ile örtülü olduğundan bunların altında bezemelerin olup olmadığı bilinmemektedir. Kuzeybatı yönünden iki basamaklı merdivenle çıkılan türbenin yuvarlak kemerli ahşap bir kapısı bulunmaktadır. Türbenin içerisi delik şeklinde bir pencere ile aydınlatılmıştır.

Türbe içerisinde ahşap bir sanduka bulunmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:47

Osmaniye Köprüleri


Karderesi Köprüsü (Sumbas)

Osmaniye ili Sumbas ilçesinin kuzeybatısındaki Kar Deresi üzerinde bulunan bu köprünün kitabesi günümüze gelememiştir. Bu nedenle yapım tarihi ve banisi bilinmemektedir. Ancak mimari yapısından Osmanlı döneminde, XVI.-XVII.yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.

Köprü, iri kesme taşlardan yapılmış olup, yuvarlak tek bir gözden meydana gelmiştir. Taşları doğal etkenlerden ötürü yıpranmıştır. Çeşitli dönemlerde onarılmışsa da günümüzde mimari özelliğini yitirmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Osmaniye hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:47

Osmaniye Doğal Güzellikleri


Sülemiş Çamlığı (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçe merkezine hakim Sülemiş Tepesi’nde bulunan Sülemiş Çamlığı yörenin mesire yerlerinden birisidir. Bu ismin Selçuklu komutanlarından Sülemiş Bey’den mi yoksa XVI.yüzyıl Vakıf kayıtlarında ismi geçen Sülemişli topluluğundan mı geldiği bilinmemektedir. Bazı söylentiye göre Selçuklu komutanı Sülemiş Bey otağını burada kurmuştur.

Sülemiş Tepesi 1976 yılında Belediye Başkanı Kamil Kara tarafından kamulaştırılarak ağaçlandırması yapılmış ve çevresine de turistik tesislerin temelleri atılmıştır. Bu tesisler 1987 yılında hizmete açılmıştır.


Şarlak Şelalesi (Kadirli)

Osmaniye ilinin Kadirli ilçesi ile Sumbas ilçesi sınırında bulunan Şarlak Şelalesi her iki ilçenin de önemli mesire yerlerinden biridir.

Şelalenin çevresi maki ormanları ve bahçelerle çevrilidir. Şelalenin suyu Balıklar Deresi’nden gelmektedir. Şelale önünde bir de doğal gölet bulunmaktadır.



Karatepe-Aslantaş Milli Parkı (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesinin 11 km. doğusunda Karatepe Köyü’nde bulunmaktadır. Anadolu’da Kızılırmak kavisi içerisine M.Ö. 2000 yıllarında yerleşen Hititler, M.Ö. 1750’de krallık kurmuşlar ve M.Ö. 1450’de doğunun en önemli İmparatorluklarından biri olmuşlardır. M.Ö. 1200 yıllarında Deniz kavimleri tarafından yıkılan Hitit İmparatorluğu’nun merkez Hattuşaş (Boğazköy) ‘ı terk ederek güneydoğuya çekilen Hititler MÖ.VIII. yüzyılda Kilikya Bölgesine hakim olan Kral Asitowada tarafından Karatepe - Aslantaş yöresinde bir Hitit Krallığı kurmuşlardır. Sınır kalesi olan Karatepe - Aslantaş ile Ceyhan Nehri’nin karşı yakasındaki Domuztepe ‘de görülen harabeler ve özellikle kuzey-güney kapıları ile kapı aslanları, kalıntılarının en ilginç olanlarıdır. Ortaya çıkarılan eserler modern müzecilik anlayışına uygun olarak tarihi çevreleri içinde onarılarak açık hava müzesi haline getirilmiştir.

Karatepe - Aslantaş’ın en önemli özelliklerinden biride yapılan kazılarda bulunan Fenike alfabesi ile yazılmış olan yazıtın aram diline çevrilmesi, Hitit hiyeoglif yazısının çözülmesine yardımcı olmuştur.

Kızılçam, ılgın, meşe türleri ve maki florasının meydana getirdiği bitki örtüsü, karaca, domuz, çakal, tavşan, tilki, turaç, keklik gibi yaban hayvanlarının toplulukları ile Ceyhan Nehri’nde yayın ve sazan balıkları bulunmaktadır.


Osmaniye Yaylaları

Maksutoğlu Yaylası (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesi, Kadirli-Andırın-K.Maraş karayolunun 12. km.den sonra 33 km kuzeyde Maksutoğlu Yaylası bulunmaktadır.

Yöre halkının mesire ve dinlenme yerlerinden biri olan bu yaylanın çevresi sedir ve köknar ormanları ile çevrilidir. Ayrıca çevresinde ahşap yayla evleri bulunmaktadır. Çok sayıda kuş türü burada barınmaktadır.

Maksutoğlu Yaylası’nın çevresinde Çardak, Gürlevik, Turna, Söğütoluğu, Dokurcun, Beyoluğu ve Çığsar yaylaları ile Savrun Çayı’nın kaynadığı Yedi gözler bulunmaktadır.
Bu yaylalar Yaşar Kemal'in İnce Memed romanına da konu olmuştur.


Bağdaş ve Almacık Yaylası (Kadirli)

Osmaniye Kadirli ilçesinden 57 km. uzaklıkta bulunan Bağdaş ve Almacık Yaylası çam, ardıç, köknar ve sedir ormanları ile kaplıdır. Yörede doğaya uygun ahşap ve taş yayla evleri bulunmaktadır.


Beyoğlu-Savrungözü-Dokurcun ve Çığşar Yaylaları (Kadirli)

Osmaniye ili Kadirli ilçesi sınırları içerisinde, Toros Dağları’nın kuzeydoğu uzantısı olan Dibek Dağları’nın eteklerinde Beyoğlu-Savrungözü-Dokurcan ve Çığdar yaylaları bulunmaktadır. Bu yaylalar ardıç, köknar, sedir ağaçları ile kaplıdır. Ayrıca bu yaylalarda kayalık alanlar da bulunmaktadır.


Zorkun-Olukbaşı ve Ürün Yaylaları (Merkez)

Osmaniye ilinin güneydoğusundaki Nur Dağı eteklerinde bulunan bu yaylalar sayfiye yeri olarak kullanılmaktadır. Çam ağaçları arasındaki yaylalarda ahşap yayla evleri yapılmış ve bunlar doğa ile bütünleşmiştir.

Yaylalarda çeşitli gereksinimi sağlayan tesisler bulunmaktadır.




Alman Pınarı Yaylası (Hasanbeyli)

Osmaniye ili Hasanbeyli ilçesine 4 km. uzaklıkta bulunan Alman Pınarı Yaylası bağlık ve bahçelik bir alandır. İlçenin mesire yeri olarak kullanıldığından yaylada gereksinimi sağlayacak lokanta ve dükkânlar bulunmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Osmaniye hakkında bilgi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Benzer konular hakkında bilgi
» Satürn, açıları, dogum hartıasında yerleşimi..
» Wilson Ilkeleri (8. Ocak 1918)
» cemre bilgi
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YUHistan :: AKDENİZ BÖLGESİ :: Osmaniye-
Buraya geçin: