YUHistan

Hoşgeldiniz, Misafir.
Son Ziyaretiniz:
Toplam Mesajınız: 4


 

AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Ağrı hakkında bilgi

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:04

Ağrı Genel Bilgi


Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Murat-Van bölümü içinde kalan yüksek Anadolu yaylasının devamı üzerinde yer alan Ağrı, deniz seviyesinden 1640 m yükseklikte kurulmuştur. Anadolu’nun İran’la bağlantısını sağlayan yolun üzerinde bulunması ile önemi artan Ağrı İli, doğusunda İran, batısında Muş ve Erzurum, kuzeyinde Kars, güneyinde Van ve Bitlis ile kuzeydoğusunda Iğdır ili ile çevrilidir.

Yüzölçümü 11376 kilometre karedir. Topraklarının %46’sını dağlık alanlar, %29’unu ovalar, %18’ini platolar ve %7’sini yaylalar oluşturmaktadır.

1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il merkezi olmuştur. 5165m. yüksekliğiyle Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı’ndan dolayı da Ağrı adını almıştır.

Ağrı’nın kuruluşundan buyana ekonomik etkinliğini hayvancılık karşılamaktadır. Türkiye çapında önem taşıyan koyunculuk, Ağrı ve Tendürek Dağları üzerindeki yaylalarda göçerler tarafından yapılmaktadır. Ayrıca Merkez İlçede kurulan hayvan pazarı Doğu Anadolu’nun önemli pazarlarından birisidir. Burada açılan süt ve yem fabrikaları ile et kombinaları hayvancılığın gelişmesinde etken olmaktadır.

Ağrı, Orta Asya’dan gelen kavimlerin Anadolu’ya girişleri sırasında bir geçiş oluşturmuş, dolayısıyla bir çok uygarlığa sahne olmuştur. Ancak bu uygarlıklar, Ağrı’yı bir giriş kapısı olarak gördüklerinden burada çok köklü bir uygarlık oluşturamamışlardır. Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititler’in güçlerini yitirmeleri üzerine, MÖ.1340-M.Ö.1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir. Hurriler krallık merkezi olan Urfa’dan uzak olan Ağrı’yı ellerinde tutamamışlardır. En köklü uygarlığı Urartular oluşturmuştur.

Urartu’nun Van Gölü’nün kuzey ve kuzeydoğusundaki ülkeler üzerine, Kral İspuini ( MÖ.825-M.Ö.810 ) döneminde seferler başlamış, Kral Menua ( MÖ.810-M.Ö.786 ) döneminde bu akınlar daha da ağırlık kazanmıştır. Kuzeye ve kuzeydoğuya giden yollar üzerinde inşa edilen kaleler, buraya yapılan seferlerin önceden planlandığını göstermektedir.

Ağrı Dağı’nın yamaçlarında, Karakoyunlu ve Taşburun köylerinin arasında ele geçen bir Urartu yazıtı Kral Menua’nın bu bölgedeki egemenliğini kanıtlamaktadır. MÖ.712 yıllarında Kızılırmak boylarına kadar uzanan Kimmerler, Ağrı’da geçici de olsa bir hakimiyet kurmuşlardır. Medler ( MÖ.708-MÖ.555 ) Asur Devleti’nin yıkılması ile birlikte bir yayılma sürecine girmiş, bunun sonucu olarak ta Ağrı ve çevresini topraklarına katmışlardır. Medler’in yıkılması ile birlikte Persler; Büyük İskender’in Pers Kralı lll. Darius’u yenerek Anadolu’yu ele geçirdiği ( MÖ.331 ) zamana kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender’in ölümü üzerine oluşan boşluktan faydalanan Ermeniler bölgeyi ele geçirmişlerdir. Doğu Anadolu’ya gelip bölgeye, MÖ.680 yılında gelip yerleşenler Sakalardır. Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir. Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur. Bölge, Hz. Osman zamanında Arap orduları tarafından fethedilmiştir. 872 yılına kadar Abbasilerin egemenliği altında kalan Ağrı, daha sonra Bizans’ın eline geçmiştir.

1071 Malazgirt Savaşı sonrası bölgeye Türk boyları gelmeye başlamıştır. Ağrı, yüzyıla yakın bir süre Sökmenli Devleti’nin sınırları içine girmiştir. 1027-1225 yılları arasında Ani Atabekleri, 1239’da Moğollar, 1256-1358 yılları arasında İlhanlılar Ağrı’da hüküm sürmüşlerdir. İlhanlılar zaman zaman kurultaylarını Ağrı Dağı’nda yapmış, Anadolu ve İran’ı buradan yönetmişlerdir. 1393’de Timur, Ağrı bölgesini ele geçirmiştir. 1405-1468 tarihleri arasında Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde yer almış, Karakoyunlular yıkılınca da Akkoyunlular’ın egemenliğine geçmiştir.

Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Savaşı’ndan (1514) sonra Ağrı yöresi sonrası Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı döneminde Şorbulak ismiyle anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kazım Karabekir Paşa zamanında Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır. Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat’ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılmaktadır. Bu konuda yabancı ve yerli araştırmacılar Ağrı Dağı ile ilgili araştırmalarını yoğunlaştırarak Nuh’un gemisinin kalıntılarını araştırmaktadırlar. Bugüne kadar bu konuda her hangi bir olumlu sonuca ulaşılamamıştır.

Ağrı ve yöresinde tarihi eser olarak günümüze ulaşanlar;

Doğubeyazıt’ın 5 km.doğusunda Belleburç denilen yerdeki Doğubeyazıt Kalesi, Kalenin doğusunda, güney eteğinde Beyazıt Eski Cami, Diyadin’in güneyinde, Murat Irmağı kıyısında Diyadin Kalesi, Diyadin İlçe Merkezi yakınlarında Avnik Kalesi, Avnik kalesi yakınlarında Kuje Kalesi, Doğubeyazıt’ta İshak Paşa Sarayı, Balıklıgöl Köyü’nde Kızılziyaret Kalesi, Merkez ilçenin 20 km uzağında yer alan Yukarı Küpkıran ile Güneysu köyü arasında Küpkıran Kalesi,Küpkıran Köyü ile Kalender Köyü arasında Pazı Kalesi, Eleşkirt’in 14 km. uzaklığındaki Toprakkale, Hamur İlçe Merkezinden geçen dere üzerindeki kayalıkta Havaran Kalesi, Hamur Karlıca (Şoşik) Köyü’nde Şoşik Kalesi, Karlıca Köyü’nde Karlıca Kız Kalesi, Tutak’ın 15 km. batısındaki Dönertaş (Kalekul) Köyü yakınlarında Kan Kalesi, Tutak yakınında Kadavin Dağı’nda Zencir Kale, Hamur İlçe Merkezin’deki Hamur Kümbeti, Toprakkale Köyü’nde Toprakkale Camisi, Doğubeyazıt’ın doğusunda, kalenin eteğinde Beyazıt Eski Cami, Taşlıçay’ın 18 km.doğusunda Taşteker Köyü’nde Üçkilise, Tutak’ın 26 km. batısında Dayapınarı (Noktulu) Köyü yakınında Karagöz Kilisesi, Patnos’un 2 km. kuzeybatısında Patnos Kalesi olarak tanınan Aznavur Tepe, Patnos’un 1 km. güneydoğusunda Değirmentepe’de Urartular tarafından kurulmuş Girik Tepe’dir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:05

Ağrı Gezgin Gözüyle


TARİHİ VE KÜLTÜREL ESERLER DOĞU BEYAZIT KALESİ:

Doğubeyazıt'ın 5km doğusunda, Eski Beyazıt'ın kuzeydoğusundaki Belleburç denilen yerde bulunmaktadır. Bugün için harap bir vaziyet arz etmektedir. Yapanı ve yaptıranı bilinmeyen kalede, Urartu mezarları ve antik çağlara ait kalıntılar bulunmaktadır. Kale plan olarak üç bölümden meydana gelmiştir. Orta bölümde tapınak ve mağaralar mevcuttur. Kalenin etrafını çeviren surlar tamamen kaybolmuştur. Kalenin Urartular tarafından yapıldığı sanılmaktadır.


BEYAZIT ESKİ CAMİ:

Doğubeyazıt'ın doğusunda, Kalenin güney eteğinde bulunmaktadır. Cami, muhtemelen Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmıştır. Caminin taç kapısı üzerindeki onarım kitabesinden H.1096 (M.1687) 'da onarım gördüğü anlaşılmaktadır. Kare planlı, tek kubbeli cami plan tipindedir. Harim mekanı 11.50m çapında bir kubbe ile örtülüdür. Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır. Üzerinde herhangi bir süslemesi bulunmayan cami, değişik renklerdeki taşların karışık bir biçimde kullanılmasıyla yapılmıştır.


DİYADİN KALESİ:

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı'nın kıyısındaki kayalıklar üzerinde kurulmuştur. Yapanı ve yaptıranı belli değildir. Evliya Çelebi, Uzun Hasan oğlu Ziyaüddin tarafından yaptırıldığını belirtmektedir. Kale, yapılış tarzı ve kullanılan malzeme bakımından Urartu kalelerine benzemektedir. Birçok dönemde tamir ettirilen kale, bugün harap bir vaziyettedir.


AVNİK KALESİ:

Koçbaşı Kalesi olarakta bilinen yapı Diyadin ilçe merkezine 29 km mesafede, Yankaya (Ali Hido) mezrasında, Aladağ'ın yüksek bir yerindedir. Taşlarının sökülüp, ev yapımında kullanılmasından dolayı, bıgün ancak temelleri günümüze gelebilmiştir.


KUJE KALESİ:

Avnik Kalesi'ne yakın bir yerde bulunan küçük çapta bir kaledir. Günümüze ancak kalıntıları ulaşabilmiştir.


MEYA (GÜNBULDU) MAĞARALARI:

Diyadin ilçe merkezine 12 km uzaklıktaki Günbuldu köyündedir. Antik bir kent görünümündeki yerleşim yerinde mağaralar ve tarihi kalıntılar köyün 400 m uzağında bulunmaktadır. Kayalara oyularak yapılmış, barınma yerleri, tapınak, ibadethane, oda ve mağaralar oldukça ilgi çekicidir. Barınarak ve ibadethanelerde değişik inançların izleri görülmektedir.Oldukça tahrip edilmiş kentten, günümüze mihrap, haçlı taşlar ve mezarlar kalmıştır.Buradan çıkarılan iki koç heykeli, şu anda il merkezinde bulunmaktadır.


İSHAKPAŞA SARAYI :

Dogubeyazıt'ın 8 km güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt'ın kayalıkları üzerindedir. Sarayın harem girişi üzerinde bulunan kitabesinde; "Bin yüz ile doksan dokuz oldu buna tarih, İshaka meram üzere kem kıl dü cihanı" yazılıdır. Buradan yapının H.1199 (M.1784) tarihinde yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Kitabede adı geçen İshak ise, II.İshak Paşa'dır. Yapı yaklaşık yüz yıllık bir dönem içerisinde tamamlanmıştır. Dolayısıyla 1634-1680 yılları arasında Beyazıt Sancakbeyliği'ni yapan Çolak Abdi Paşa döneminde yapının imarına başlanılmış ve 1784 yılında II.İshak Paşa döneminde yapı tamamlanmıştır. İki avlu ve bu avlularda yapılmış bölümlerden oluşan sarayda, binalar "U" şeklinde düzenlenmiştir. Birinci avluya girişi sağlayan taç kapı, dışa doğru çıkıntılıdır. Her iki yönden yuvarlak altışar sütunla takviye edilmiştir. Yüzey yuvarlak kemerli, mukarnas kavsaralı bir niş içine alınmıştır. Asıl giriş kapısı basık kemerli olarak düzenlenmiştir. Taç kapı; kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar, mukarnası andıran bezemeler ve kemerlerle süslenmiştir. Birinci avluda; nöbetçi odası, çeşme, muhafız koğuşları, zindan ile at koşum ve araba yerleri bulunur. Orta avlu, dört tarafı çeşitli binalar ile çevrilmiş olup, dikdörtgen planlıdır. Bu kısımda, hizmetli odaları, selamlık, cami ve türbe yer alır. Dikdörgen planlı caminin, harim kısmı kare planlı olup üzeri yüksek kasnaklı tromplu bir kubbe ile örtülüdür. Önünde üzeri teras şeklinde düzenlenmiş kapalı bir son cemaat yeri bulunur. Cami iç mekanında, ampir üslubu hatırlatan süslemelere sahiptir. Caminin güneyinde yer alan Çolak Abdi Paşa Türbesi, Selçuklu tarzına uygun olarak, iki kat halinde yapılmıştır. Orta avludan bir kapıyla, dikdörtgen planlı harem dairelerine geçilir. Bu bölümde ayrıca hamam, kiler, aşhane ve tuvalet gibi kısımlar bulunmaktadır. Sonuç olarak, İshak Paşa Sarayı farklı üslup ve bezeme şekilleriyle inşa edilmiş olup, ortaçağ şatolarını anımsatan gösterişli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır.


ANZAVUR TEPE:

Patnos ilçe merkezinin 2km kuzeybatısında yer almaktadır. Patnos Kalesi olarak da bilinir. Urartular'dan kalma antik bir kenttir. Saray, tapınak ve bina kalıntılarının olduğu tespit edilmiştir. Kale Kral Menua ve I.Argişti, tapınak ise İspuını zamanında yapılmıştır. Oldukça harap olan kentten günümüze. Ancak tapınak,kale ve bazı binaların kalıntıları ulaşmıştır.


GİRİK TEPE:

Patnos'un 1km güneydoğusundadır. Değirmentepe olarak da bilinir. Urartular'a ait bu antik kent, Kral Menua ve oğlu I.Argişti dönemlerinde kurulmuştur. 1960-1963 yılları arasında yapılan kazılar neticesinde, yanmış bir iç avlu, taht odası, salonlar, kiler ve mutfak ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca buradan çok sayıda yüzük, küpe, bilezik, kemer, mühür, altın ve tunçtan yapılmış süs eşyaları elde edilmiştir.


TOKLUCA KALESİ :

Diyadin ilçe merkezine 19 km uzaklıktaki Tokluca köyünde bulunmaktadır. Yapıda yer altına inen merdivenler mevcuttur. Ancak bu merdivenli yolun nereye ulaştığı bilinmemektedir.


ÜÇKİLİSE:

Taşlıçay'ın 18 km doğusunda yer alan bugünkü Taşteker köyüdür. Birçok kaynakta adına rastladığımız Üçkilisenin kutsallığı M.Ö.'ye dayanır. Arsaklı Türkleri burada Bagavan adında bir Güneş Tapınağı yapmışlardır. Sonradan Ermeniler tarafından bir manastır inşa edilmiştir. Ancak bahsedilen ve diğer tarihi değerler yok edilmiştir. Ermenilerin yaptırdığı manastır, 1950 yılında sökülmüş, taşları Ağrı Merkez Camii'nin yapımında kullanılmıştır. Nuh Peygamber'in mezarının burada olduğuna ilişkin bir inanışta vardır.


KIZILZİYARET KALESİ:

Balıklı Göl yakınlarındaki aynı adı taşıyan köyde bulunmaktadır. Hangi dönemde yaptırıldığı bilinmeyen yapının yapanı ve yaptıranı bilinmemektedir. 1918 yılında yöre terk edilip barınak ve kale surları tahrip edildiğinden dolayı, kale harap bir görünüm arz etmektedir.


KÜPKIRAN (HAREBEGÖL) KALESİ:

Merkez ilçenin 20 km uzağında yer alan Yukarı Küpkıran ile Güneysu köyü arasında bulunmaktadır. Kale Harabegöl Kalesi olarak ta bilinir. Kalenin kimin tarafından, hangi tarihte yaptırıldığı bilinmemektedir.


PAZI KALESİ:

Küpkıran köyü ile Kalender köyü arasındaki kaledir. Pazı Kalesi, Eyüp Paşa Kalesi adı ile de anılmaktadır. Ağrı Ovası'na hakim bir tepe üzerinde kurulan kale, küçük boyutlu olup basit bir yapıya sahiptir. Kale oldukça tahrip olmuş, tanınmayacak bir hale gelmiştir.


TOPRAKKALE:

Eleşkirt'e 14 km mesafedeki antik kenttir. Toprakkale'nin yapım tarihi bilinmemekle birlikte, Urartular döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Urartuların burada bir kale yaptırdıkları ve küçük Arsaklılar'ın burayı yeniden imar ettikleri bilinmektedir. Tapınak ve yerleşim yerleri tamamen harap bir hale getirilmiş, kale burçları ve bazı duvar kalıntıları günümüze gelebilmiştir.


TOPRAKKALE CAMİİ:

Cami ile aynı adı taşıyan köyde, bulunmaktadır. Cami üzerinde yer alan kitabeden, 1684 yılında Mirza bin Abdi Paşa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Cami, kare planlı, tek kubbeli bir plan arz etmektedir. 12,50x12,50m ölçülerindeki cami, 8.20m çapındaki tromp geçişli bir kubbe ile örtülmüştür. 14 ahşap direk üzerine oturtulan son cemaat yerinin bir kısmı sonradan yapılmıştır.Beden duvarlarında 6, kubbe kasnağında ise birer atlamalı olarak 4 adet pencereye yer verilmiştir. Beden duvarlarının köşeleri, taç kapı ve pencere etrafları kesme taştan, diğer kısımlar ise moloz taşlarla yapılmıştır.


YÖRESEL ETKİNLİKLER :

Aşıklar Bayramı 1 -3 Ocak / AĞRI
Halk Oyunları Gösterileri 15 Ocak / AĞRI
Hamur İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Tutak İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Patnos İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Diyadin İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Taşlıçay İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Doğubayazıt İlçesinin Kurtuluşu 14 Nisan / AĞRI
Ağrı İlinin Kurtuluşu 15 Nisan / AĞRI
Eleşkirt İlçesinin Kurtuluşu 16 Nisan / AĞRI

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:05

Ağrı Sözlü Tarih



AĞRI DAĞI EFSANELERİ
Efsanelerin en eskisi, 1404 yılında İspanyol elçisi Claviye’nin, Karakoyunlu Türkmenlerinden duyduğu ve yazıya aktardığı efsane... Allahuekber, Süphan, Elegez ve Ağrı Dağı’nın adlarının Nuh Peygamber tarafından verildiği anlatılan ve Claviye tarafından yazıya geçirilen efsane şöyle: “Nuh Peygamber, suların bütün dünyayı kapladığı sırada suda yaşayanlardan başka her türlü hayvanlardan erkekli dişili birer çift alıp üç oğlu ve üç gelini ile gemiye kapanıp, canlarını kurtardılar. Bir gün geminin demiri bir dağın tepesine ilişip içindekileri yer oynamasından korkuya düşürürken, Nuh Peygember hayretle (Allahuekber) dedi ve bu yerin adını belledi. Aradan günler geçtikten sonra yine bir sarsıntı olmuştu. Peygember yine şaşırarak (Süphanallah) dedi ve burayı da belledi. Sonunda sular çekilip, azalınca, gemi bir dağın tepesine oturup, kızakladı ve kaldı. Hazreti Nuh ve oğulları küreklere asıldılarsa da gemiyi yürütemediler. Bu arada Nuh Peygember (Ne ağır dağ) dedi. Sonradan bütün sular çekilince, gemiden indiler ve secdeye vardılar. Gemideki son erzak kırıntıları ve kalıntılarını Sürmeli Çukuru’nda herkes çıkarıp, buğday, arpa, pirinç, nohut, mercimek, üzüm, ceviz, fındık, fıstık, incir, dut kurusu, pekmez ve balı karıştırarak son yemeği (aşure aşı) bir arada yediler. Nuh Peygember, sofrasını silkeleyip Sürmeli Çukuru’na döktüğünde bu Iğdır Ovası çok bereketli olmuştur. Dağın adı da geçen zaman içinde Ağrı’ya dönüşmüştür.”


DİĞER EFSANELERDEN BAZILARI

Ağrı Dağı’yla ilgili “Büyük ve Küçük Bacı” efsanesi ise şöyle: “Çok eski zamanlarda Sürmeli Çukuru uçsuz bucaksız, düzlükler halindeydi. Ağrı Dağı’nın yerinde büyük bir orman vardı. Günlerden bir gün iki bacı elele vererek evlerine odun getirmek üzere ormana giderler. Birkaç günde vardıkları bu ormanda çerden çöpten toplayıp, birer yük hazırlarlar. Sıra sırtlarına almaya gelince büyük bacı, (Bacı bacı kurban olam. Ne olur gel sırtıma bu yükü kaldır) der. Küçük bacı kaldırmaz ve üstelik de (Canın çıksın kendin kaldır) der. Büyük bacı yalvarır, yakarır olmaz. Çaresiz kalır (Gel ben senin sırtına kaldırayım) der. Küçük bacı buna da razı olmaz. Aralarında bir kavga başlar. Saç saça kavgada, ikisi de kan ter içinde kalır. Hareket edemezler ve birbirlerine beddua etmeye devam ederler. Küçük bacı (Allah seni öyle bir dağ etsin ki, yaz, kış başında kar eksik olmasın). Büyük bacı da (Sen de öyle bir dağ olasın ki, başından yılan, çıyan eksik olmasın) Tanrı beddualarını kabul eder, büyük bacı Büyük Ağrı Dağı olur, başında yaz, kış kar eksik olmaz. Küçük bacı da Küçük Ağrı Dağı olur ve tepesinde yılan ve çıyan eksik olmaz.”


AĞRI DAĞI’NDAKİ DEVLER

“Zaloğlu Rüstem ile devler uzun yıllar mücadele etmişler. Bu mücadelenin en önemlisi Ağrı Dağı’nda olmuş. Devleri mağlubiyete uğratan Rüstem, onların ancak Ağrı Dağı’nda toplanmasını sağlamış ve insanlığa çok kötülükleri dokunan bu mahlukların neslinin türememesi için Tanrı’ya el açmış (Tanrım, biz ölüp gideceği. Artık bizim gibi kuvvetli kimse yaratmayacaksın. Bu durumda bunları, Ağrı Dağı’ndan aşağı indirme.) Bu dilek Tanrı tarafından kabul edilerek, devler tılsıma dönüştürülür.”


YAŞAR KEMAL’İN AĞRI DAĞI EFSANESİ

Roman kahramanı Ahmet, İshak Paşa Sarayı’nda oturan Beyazıt Paşası Mahmut Han’ın kızı Gülşah’ı sever. Ama yörenin töreleri çok önemli engeller teşkil eder. Efsane, Ahmed’in dağda bir deprem yüzünden, yamaçtaki Küp Gölü’nün derinliklerinde yitip gitmesi ile mutsuz ve acılı sonla biter.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:05

Ağrı Kaleleri



Doğubeyazıt Kalesi (Doğubeyazıt)

Doğubeyazıt’ın 5 km. doğusunda, Eski Beyazıt’ın da kuzeydoğusundaki Belleburç denilen yerde bulunmaktadır. Kayalıklar üzerindeki bu kalenin yapım tarihi bilinmemektedir. Büyük olasılıkla kale Urartular döneminden kalmıştır. Günümüze oldukça harap bir durumda gelen kalenin içerisinde Urartu mezarları ile Antik Çağlardan kalma mimari kalıntılar bulunmaktadır.

Üç bölümden meydana gelen kalenin orta bölümünde mağaralar ve bir mabet kalıntısı bulunmaktadır. Kalenin çevresini kuşatan surlar yıkılmıştır.



Diyadin Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezinin güneyinde, Murat Irmağı kıyısında kayalıklar üzerinde yer alan bu kalenin ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı belli değildir. Evliya Çelebi burasının Uzun Hasan Oğlu Ziyaüddin tarafından yaptırıldığını ileri sürerse de, kalenin Urartular döneminden kaldığı sanılmaktadır.

Günümüze harap bir durumda gelmiştir.

Toprakkale (Eleşkirt)

Eleşkirt’in 15 km. kuzeydoğusunda Toprakkale Köyü’nde bulunan bu kalenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Ancak, Urartuların burada önemli bir yerleşim yeri olduğu ve çok sayıda kale yaptırdıkları dikkate alınacak olursa, bu kalenin de Urartu dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Bu kale Arsaklar tarafından onarılmıştır. Kalenin mabedi ve yerleşim yerleri tamamen yıkılmıştır. Günümüze yalnızca burç ve duvar kalıntıları gelmiştir.

Patnos Kalesi (Aznavur Tepe) (Patnos)

Patnos ilçe merkezinin 2 km. kuzeybatısındaki Patnos Kalesi Urartulardan kalmıştır. Urartu kralı Menua ve I.Argişti zamanında yapılmıştır. Kale içerisindeki mabedi de yine Urartu kralı İspiuni yaptırmıştır. Kale çevresinde Urartu dönemine ait antik bir kentin olduğu sanılmaktadır. Kaleden günümüze mabet ve bazı yapı kalıntıları ulaşmıştır.


Avnik Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine 29 km.lik bir uzaklıkta, Aladağ’ın en yüksek yerinde olan Avnik Kalesi, Koçbaşı Kalesi olarak da tanınmaktadır. Kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı bilinmemekle birlikte, Urartu dönemine ait olduğu sanılmaktadır. Günümüze yalnızca temelleri gelebilmiştir. Kalenin taşları çevre köylüleri tarafından yerlerinden sökülerek ev yapımında kullanılmıştır.

Kuje Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine ve Avnik Kalesi’ne yakın bir yerde yer almaktadır. Kalenin ne zaman ve kimin tarafından yapıldığı kesinlik kazanamamıştır. Büyük olasılıkla Urartular dönemine ait küçük ölçüde bir karakol kalesidir. Günümüze yalnızca duvar ve temel kalıntıları gelebilmiştir.

Şoşik Kalesi (Hamur)

Hamur ilçesine 34 km. uzaklıktaki Karlıca (Şoşik) Köyü’nde yer alan bu kalenin de ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Akkoyunlular zamanından kaldığı ileri sürülmüşse de bu iddia kesinlik kazanamamıştır. Günümüze kalenin blok taşlardan yapılmış merdivenleri, ibadet yeri, iki odası ve bir de hamamı gelebilmiştir.


Havran Kalesi (Hamur)

Hamur ilçe merkezinden geçen Hamur Deresi’nin yaklaşık 100 m. yukarısında, sarp bir kayalık üzerinde bulunan bu kalenin ne zaman ve kim tarafından yapıldığı kesinlik kazanmamıştır. Bununla beraber günümüze ulaşabilen kalıntılardan Selçuklular zamanında yapıldığı sanılmaktadır.

1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda kale tahrip edilmiştir.

Kan Kalesi (Kale-i Hum) (Tutak)

Tutak İlçesinin 20 km. güneydoğusunda Dönertaş (Kalekul) Köyü yakınlarındaki bu kalenin de ne zaman ve kimler tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Günümüze yalnızca temel kalıntıları ulaşabilmiştir.

Kız (Karlıca) Kalesi

Hamur İlçesinin Karlıca Köyü’nde, Şoşik Kalesinin 2 km. doğusunda yer alan Kız Kalesinin ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Büyük olasılıkla bu kalenin de Şoşik Kalesi gibi Akkoyunlular döneminden kaldığı sanılmaktadır. Söylentiye göre, bu kaleyi Şoşik Kalesi Beyi kızı için yaptırmıştır.

Zencir Kale (Tutak)

Tutak İlçesi yakınlarındaki Katavin Dağı’nda bulunan bu kalenin de ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı bilinmemektedir. Günümüze harap ve yıkık durumda gelebilmiştir. Üzerinde herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır.

Tokluca Kalesi (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine 19 km. uzaklıktaki Tokluca Köyü’ndeki kalenin ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Günümüze yalnızca kayalar arasından yer altına inen merdivenleri ulaşabilmiştir.

Pazı Kalesi (Merkez)

Ağrı Küpkıran ve kalender Köyleri arasında yer alan bu kale, Ağrı Ovasına hakim bir tepe üzerinde kurulmuştur. Ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı kesinlik kazanamamıştır. Eyüp Paşa Kalesi ismi ile anılan bu kale, küçük ölçüde basit bir gözetleme kalesidir. Günümüze çok harap durumda olan kalıntıları gelebilmiştir.

Küpkıran Kalesi (Merkez)


Ağrı’ya 20 km. uzaklıkta Yukarı Küpkıran ve Güneysu Köyü arasında yer alan bu kalenin de ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Günümüze yalnızca temel kalıntıları ile bazı duvar parçaları gelebilmiştir. Bu kale ile ilgili de herhangi bir araştırma yapılmamıştır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:05

Ağrı İshak Paşa Sarayı




Doğubeyazıt’ın 8 km. güneydoğusunda, Eski Doğubeyazıt kayalıkları üzerinde yer alan İshak Paşa Sarayı çevreye hakim bir konumdadır. Sarayın harem dairesinin giriş kapısı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre 1784 yılında İshak Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Osmanlı döneminde Çıldır Livası Mutasarrıfı olan İshak Paşa vezirlik rütbesiyle Çıldır ve Ahıska valiliği yapmıştır. Bu dönemde İshak Paşa Sarayı ve külliyesini yaptırmıştır. Sultan III.Selim zamanında İran sefiri İstanbul’a giderken burada konuk olmuş ve sarayın ihtişamını padişaha anlatmıştır. Ancak bu durum padişahın ihtişamına gölge düşürdüğü düşüncesi ile İshak Paşa gözden düşmüştür.

Sarayın çevresi aynı zamanda bir yerleşim merkezi idi. Ovanın çevresinde halkın yaşadığı evler, camiler bulunuyordu. Bugün bu yapıların hemen hemen hepsi yıkılmış, yalnızca çok az sayıda mezar taşı günümüze ulaşabilmiştir.

Bazı kaynaklara göre sarayın yapımını Doğubeyazıt sancak beyi Çolak Abdi Paşa 1685’te başlatmış ve oğlu İshak Paşa devam etmiş, İshak Paşa’nın oğlu Mehmet Paşa da 1784’te tamamlamıştır. Bu duruma göre sarayın yapımı doksan dokuz yıl sürmüş ve 7.600 m2’lik bir alana yayılmıştır.

Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan İshak Paşa Sarayı Orta Asya, Selçuklu, İran ve Osmanlı mimari özelliklerini bünyesinde toplamıştır. Örneğin; İshak Paşa külliyesindeki caminin kubbeleri Türk-İslam kubbelerini, saray kompleksi Topkapı Sarayı’nı yapı topluluğunun kapıları da Selçuklu üslubundadır.

İshak Paşa Külliyesi iki avlu ve bu avluların çevresinde kurulmuş yapılardan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların çoğu yıkıldığından günümüze ulaşamamıştır. Birinci avluda nöbetçi odası, muhafız koğuşları, zindan, at koşum yerleri ve arabaların korunduğu mekânlar ile çeşme bulunmaktadır.

Sarayın ikinci avlusunun dört tarafı bina grupları ile çevrelenmiş olup, dikdörtgen bir plân göstermektedir. Bunlardan orta avlu etrafında, sağ taraftaki selamlık kare bir alanı kaplamaktadır. Selamlığın arkasında harem dairesi yer alır. Harem ile selamlık arasındaki alana da cami ile türbe yerleştirilmiştir.

Yapının bütününde Osmanlı saray mimari geleneği uygulanmış, bu yüzden de yapılar iç içe gruplar halinde toplanmıştır. Külliyenin birinci avlu etrafındaki bölümü giriş kapısı çevresi ve duvarları dışında tahrip olmuştur. Buradaki büyük giriş kapısı ana duvarlardan dışa doğru çıkıntı meydana getirmiştir. Kapının tüm yüzeyi kabartma bitki motifleri, stilize ağaçlar, mukarnası andıran bezemeler ve geniş alanı hareketlendiren kemerler ile kaplanmıştır. Bu kapı üzerine iki sıra halinde sekiz kartuş içerisine bir kitabe oturtulmuştur.

Sarayın ikinci avlusu dikdörtgen planda olup buradaki yapılar ve harem dairesi karışık bir düzen göstermektedir. Burada cami, türbe ve çeşitli ihtiyaçların görüldüğü hamam, kiler, aşhane, merasim salonu, fırın bulunmaktadır.

İshak Paşa Sarayı mimari planının yanı sıra taş işçiliği ve duvar süslemeleri bakımından da çok önemli bir eserdir. Ne var ki, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Ruslar burasını karargâh olarak kullanmış ve saraya ait değerli eşyaları birlikte götürmüşlerdir. Nitekim sarayın 13x6,5 m. ölçüsündeki çelik kabartmalı, altın kaplamalı kapısı bugün Moskova Müzesi’ndedir.

İshak Paşa Sarayı’nın saray bölümü 366 odalı olup, bu odalar iki katın içerisine yerleştirilmiştir. Odaların her birisinde taştan ocakları bulunmaktadır. Taş duvarların arasında geçen ısıtma tesisatı ile sarayda merkezi bir ısıtma sistemi kurulmuştur. Sarayın 20x3 m. ölçüsündeki kabul salonunun döşemesi ve duvarları taştandır. Bu duvarlar Osmanlı yazı sanatının örnekleri, ayet ve çeşitli beyitleri ile süslenmiştir. Buradaki “İshak meram üzere kerem kıldı cihanı. Bin yüz doksan dokuz buna oldu tarih” beytinden sarayın 1784’te tamamlandığı anlaşılmaktadır.

Girişin sağında yer alan selamlık ve haremin sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. İshak Paşa Külliyesi içerisinde yer alan cami dikdörtgen plânlı olup, üzeri trompların desteklediği yüksek bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin önü teras şeklinde olup buraya kapalı bir son cemaat yeri eklenmiştir. Kubbesi ile birlikte cami, kesme taştan inşa edilmiş, pencere kenarlarında ve bazı duvarlar zengin bitki motifleri ve mimari elemanlarla bezenmiştir. Ayrıca iç mekanda da ampir üslubunu hatırlatan süslemeler bulunmaktadır.

Caminin ibadet mekânı yuvarlak kemerli konturlarla bezenmiş olup, bunların aralarına yuvarlak madalyonlar ve bitkisel motifler yerleştirilmiştir. Kubbe dıştan çok büyük olarak görülmesine rağmen, içeriden oldukça küçük ve basıktır. Kubbe, Orta Asya ve Selçuklu türbelerinde olduğu gibi burada da iki katlıdır. Kuşkusuz bunun da nedeni İshak Paşa Camisi’nin Orta Asya’ya ve İran’a yakınlığından kaynaklanmaktadır.

Caminin güneyinde Selçuklu üslubunu andıran iki katlı Çolak Abdi Paşa’nın türbesi bulunmaktadır. Türbe içerisinde Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve aile yakınları gömülüdür. Sekizgen planlı, kesme taştan yapılmış olan bu türbenin iki katlı oluşu Selçuklu geleneğinin bu dönemde de sürdüğünü göstermektedir. Aynı zamanda bu türbe Selçuklu kümbetlerini de hatırlatmaktadır. Türbenin alt katı cenazenin gömüldüğü cenazelik veya mumyalık bölümüdür. Osmanlı mimarisinde, Erken Osmanlı dönemi dışında cenazelik bölümleri türbelerde görülmemektedir. İshak Paşa Sarayında bu tür bir Selçuklu türbe mimarisinin uygulanması oldukça ilginçtir. Türbenin duvarları da camide olduğu gibi çeşitli bitkisel motiflerle bezenmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:06

Ağrı Camileri


Beyazıt Eski Cami (Doğubeyazıt)

Doğubeyazıt’ın doğusunda, Doğubeyazıt Kalesinin güney eteğindeki camiyi, Yavuz Sultan selim’in yaptırdığı söylenmektedir. Caminin giriş kapısı üzerindeki kitabeden de 1687 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır. Kare planlı caminin üzeri 11,50 m. çapında bir kubbe ile örtülmüştür. Yöresel, farklı renkli taşların kullanıldığı cami içerisinde herhangi bir süsleme elemanı bulunmamaktadır. Orijinalinde beş bölümlü bir son cemaat yerinin bulunduğu duvarlar üzerindeki izlerden anlaşılmaktadır.


Toprakkale Camisi (Eleşkirt)

Toprakkale Köyü’ndeki bu camiyi Abdülakif Oğlu Mirza Bey 1687 yılında yaptırmıştır. Kare planlı, 12,5x12,5 m. ölçüsündeki caminin üzeri, 8.20 m. çapında tromplu sekizgen kasnaklı bir kubbe ile örtülmüştür. Caminin içerisi duvarlardaki altı, kubbe kasnağındaki dört pencere ile aydınlatılmıştır. Duvarlar köşelerde ve giriş kapısı, pencere kenarlarında kesme taştan, diğer bölümleri de moloz taştan yapılmıştır. 14 ahşap sütunun taşıdığı son cemaat yerinin büyük bir kısmı geç devirlerde onarılmıştır.

Harap durumda olan Toprakkale Camisi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1963 yılında onarılmıştır.


Ağrı Merkez Cami (Merkez)

Ağrı İli’nin merkezinde bulunan bu cami, 1950 yılında Üç Kiliseler’in taşlarından yapılmıştır. Mimari özelliği olmayan basit bir cami olup, ibadet mekanının orta bölümü küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Üç kenarı iki sıra halinde dörder pencere ile içerisi aydınlatılmıştır. Girişin önüne kapalı bir son cemaat yeri eklenmiş, bunun soluna da kesme taştan iki şerefeli bir minare yerleştirilmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:06

Ağrı Hamur (İbrahim Paşa) Kümbeti




Hamur ilçe merkezinde, İshak Paşa’nın torunlarından İbrahim Paşa ile ailesinin gömülü bulunduğu kümbet, giriş kapısı üzerindeki kitabeden öğrenildiğine göre 1802 yılında yaptırılmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı kümbetlerinden farklı bir plan özelliği gösteren bu kümbet, Kırşehir’deki Aşık Paşa Türbesine benzemektedir. Güney tarafından orijinal olmayan bir kapı vasıtası ile içerisine girilen kümbet, dikdörtgen planlı olup, üzeri ayna tonozlu bir sistemle örtülmüştür.

Kesme taştan yapılmıştır. Ayrıca cephelerde dört sıra halinde bazalt taşı ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Türbenin doğusunda üç, batısında da iki penceresi bulunmaktadır. İç kısımdaki bitkisel motifler, yıldızlar ve yazılar tahrip edilmiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:06

Kiliseleri


Karagöz Kilisesi (Tutak)

Tutak ilçesinin 26 km. batısındaki Dayapınarı (Noktulu) Köyü yakınındaki bu kilise kayalara oyularak yer altına yapılmıştır. Benzeri Hamur’un Beklemez Köyü yakınında olan bu kilisenin içerisine merdivenlerle inilmektedir. Yapım tarihi konusunda herhangi bir bilgi bulunmamakla beraber Erken Bizans döneminde yapıldığı sanılmaktadır.


Üç Kilise (Taşlıçay)

Taşlıçay’ın 18 km. doğusunda, Taşteker Köyü’nde bulunan bu kilisenin bulunduğu yerde Şaman Dinine ait bir mabet bulunduğu sanılmaktadır. Sonraki dönemde Ermeniler tarafından buraya bir manastır yapılmışsa da 1950 yıllarında bu taşlar yerlerinden sökülerek Ağrı Merkez Camisi’nin yapımında kullanılmıştır. Günümüze bu kiliseden belirli bir iz ve kalıntı gelmemiştir.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
mikroq
AdMiN
AdMiN
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 9315
Yaş : 25
Tecrübe Puanı : 3705
Kayıt tarihi : 06/04/08

MesajKonu: Geri: Ağrı hakkında bilgi   Ptsi Mayıs 19 2008, 09:06

Mağaraları


Günbuldu (Meya) Mağaraları (Diyadin)

Diyadin ilçe merkezine 12 km. uzaklıktaki Günbuldu Köyü’nün 400 m. uzağındaki kayalara oyularak yapılmış kalıntılar bulunmaktadır. Bunlar, barınma yerleri, mabet ve odalardır. Büyük olasılıkla Hıristiyanlık dönemine ait bir ibadet merkezidir. Nitekim burada apsit, üzerinde haç motifleri bulunan taşlar ve mezarlarla karşılaşılmıştır. Bu mağarada iki koç heykeli bulunmuştur.


Buz Mağarası (Merkez)

Küçük Ağrı Dağının güney eteğinde, Hallaç Köyü'ne 3 km. uzaklıktaki Buz Mağarası 8 m. derinliğinde 100 m. uzunluğunda ve 50 m. genişliğindedir.

Mağara içerisinde bazalt lavlar, kayalar, sarkıt ve dikitler bulunmaktadır. Bu buzdan sarkıt ve dikitler ışığa göre renk değiştirmektedir. Mağara kış aylarında sıcak, yaz aylarında ise; soğuktur. Mağara ağzından sürekli sıcak ve soğuk hava akımı olmaktadır.

_________________
Aklı Kıt Olan Dilini Tutamaz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Ağrı hakkında bilgi
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Benzer konular hakkında bilgi
» Satürn, açıları, dogum hartıasında yerleşimi..
» Wilson Ilkeleri (8. Ocak 1918)
» cemre bilgi
» İsmet İnönü Hakkında Bilinmeyenler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
YUHistan :: DOĞU ANADOLU BÖLGESİ :: Ağrı-
Buraya geçin: